Arda Bafra • Tersi
26 Temmuz 2017 Ne Haber Öykü

Arda Bafra • Tersi


Twitter'da Paylaş
0

Dünya tersine dönse bugün. Tersi, tam tersi. Canım öyle istiyor.Dayansam ev sahibinin kapısına, istesem gecikmiş kirayı, “Ya ver, ya çık,” desem, “oğlum gelmeyecek, ama sen yine de çık.” Ondan aldığım parayla gidip renk renk sakızlar alsam, bir araba dolusu. Çocuklarla paylaşmasam, hepsini kendim çiğnesem. Sonra sızsam bir köşede, sakız sarhoşu. Uyanınca, sızdığım köşeden arasam patronumu, ağzımda sakız tadı. Bir fıkra anlatıp kapatsam, nedensiz öyle. Sonra yanına gitsem, ellerini başına dayamış düşünceli görsem, “Bir şeye ihtiyacın var mı?” diye sorsam. “Biliyorsun, ben senin hep yanındayım,” desem, sırtını sıvazlasam. Bugün kesin bir şeyler yapmalıyım, farklı bir şeyler. Öyle istiyorum... Geçmişim pencerenin karşısına, bahardan kalma bir pazar gününün keyfini çıkarıyorum. Aklıma önce Sibel geliyor, sonra sırasıyla tüm eski sevdiklerim. Hiç “eski sevgilim” olmadı benim, ama “eski sevdiklerim” öyle çok ki. Hani, biri hep daha çok sever, o ben oldum hep, çünkü hiç sevilmedim ya da ben öyle bildim. Bugün dünya tersine dönsün, sadece bir gün. Sibel beni çok sevsin, sırılsıklam âşık olsun. Zor ama tatlı bir düşe daldım, biliyorum. O anda telefonum çalıyor. Arayan o olsun diye dua ediyorum. Yanıp sönen numarayı okuyorum... “Görüşelim mi?” diyor. “Bugün güzel bir gün.” Şaşırıyorum, içim içime sığmıyor, hemen kabul ediyorum. Yarım saat sonra Fenerbahçe parkında buluşacağız. Hazırlanıp hemen çıkıyorum. Çok değil, beş dakika sonra parkın girişindeyim. Balon satan çingenelerin, top oynayan çocukların arasından parka giriyorum. Sibel’in gelmesine daha var. İleride denize bakan banklardan birini boş görünce seviniyorum. Köpeğini dolaştıran genç kızların yanından geçerek banka oturuyor, adalara doğru bir sigara yakıyorum. Başka zaman olsa yalnızca onu düşünür, o gelinceye kadar kıvranırım. Ama bugün farklı. Yine hülyalara dalıyorum. Padişahmışım, dört yanımda cariyeler. “Hayır,” diyorum, “üzüm istemem, bana portakal verin.” İki dediğimi üç etmiyorlar. Çocukluğumdaki gibi, yüzümde edepsiz bir gülümseme. Tek fark, annem gelip bağırmıyor: “Oğlum bu ne dalgınlık. Üstelik aval aval tavana bakıp sırıtmalar. Seni bir psikoloğa götürmeli.” Tam annemi düşünürken sesini duyuyorum Sibel’in. “Orhannn, nereye bakıyorsun öyle?” Bugün farklı olacaktı sözde... Arkamdan yaklaşıp gözlerimi kapatıyor. “Bil bakalım ben kimim,” diye soruyor. “Bilmiyorum,” diyorum, “kimsin?” “Ben dünyanın en mutlu kelebeğiyim bugün...” Ellerini gözlerimden çekip yanıma oturuyor, ellerimi tutuyor. Bu benim için bir ilk, ama hiç çaktırmıyorum. “Biliyor musun, iş başvurum kabul edilmiş. Pazartesi başlıyorum...” “Ne güzel,” diyorum, mekanik bir sesle. Yüzüm asılıyor. Anlam veremiyor halime. “Neyin var Orhan?” “Konuşmamız gerekiyor,” diyorum. Endişeli gözlerle yüzüme bakıyor. “Ayrılmak istiyorum ben, hiç mutlu değilim...” Bir an sessizlik oluyor. Dönüp adalara doğru bakıyorum. Cebimdeki şekerleri çıkarıp yanına bırakıyorum. “Bunlar sende kalsın.” Aniden kalkıyorum, hüzünlü bir bakış atıyorum. Sonra sırtımı dönüp parkın çıkışına doğru yürümeye başlıyorum. Arkamdan sesleniyor: “Ama biz hiç sevgili olamadık ki...” Dönüp ben de sesleniyorum. “Şart mıydı?” İçimde garip bir sevinç, âdeta uçarak çıkıyorum parktan. Sırada ev sahibim var, sonra da patron... Parkın kapısındaki çingene kızın bütün balonlarını satın alıyorum. Renkler bu kez ceplerime sığmıyor. Bırakıyorum uçsunlar, dert etmiyorum. “Allah seni sevdiğine bağışlasın,” diye sesleniyor çingene kız arkamdan, balonları iplerinden yakalamaya çalışarak. Gülümseyerek devam ediyorum...

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR