[button]Semih Gümüş[/button]
Bizim edebiyatımızda az yazılan konular arasındadır aşk. Hemen aklımıza geliverenlerle yetinmeyelim. Aşk-ı Memnu’dan Kürk Mantolu Madonna’ya uzanan çizginin ucunu tutup günümüze getirmeye başladığımızda sertleşmeye başlayan bir dünya hissedilir. Yaşananlar yazılanları kısıtlamıştır. Son yıllarda yazılmış ve unutamadığınız bir aşk romanı hatırlıyor musunuz? Masumiyet Müzesi, belki başka birkaç roman...
Oysa edebiyat, doğrudan insanın sırlarına yönelmeye başladığı binlerce yıl öncesinden bu yana, kadınlarla erkekler arasındaki ilişkiyi bir cevher gibi gördü ve oradan sayısız aşk hikâyesi kurguladı. Doruk noktasında Anna Karenina var, sonra Kırmızı ve Siyah, Lady Chatterley’in Sevgilisi ve ötekiler. Herkesin unutamadığı bir aşk romanı mutlaka vardır.
Doktor Jivago aklımdan çıkmaz. Yuri ile karısı Tonya’nın karların üstünde kızakla kayarak gittikleri sahneler gözümün önünde, ikisinin de çenelerini kürk yakalı paltolarının içine gömmüş, arada kulaklarını ovuşturarak beyaz bir bulut gibi üstlerine yağan karın altında, buz gibi havayı keserek yol alışları. Sonra neredeyse boyuna gelen karların içine bata çıka yürüyüşü Yuri’nin, ailenin Moskova’dan kaçıp gittiği kır evinde kendine yeni bir hayat kurmaya çalıştığı günler... Pasternak’ın anlattıklarını kurduğum hayallerle çoğalttığım da olur.
Romanın hikâyesini başından sonuna sahne sahne kurma anlayışı klasik biçimde yazılmış romanların belirgin yanlarından. Kurmaca hayatları gözlerinizin önünde aynıyla yaşanıyormuş gibi canlandırmak, romanı güçlendirir. Doktor Jivago’yu okurken Pasternak’ın, devrim yıllarının Rusya’sında yaşananların tam da aynısını anlattığını düşünürüz. Öylesine sahici ve sarsıcı bir romandır Doktor Jivago.
Belki büyük aşklar bugün daha az yazıldığı için, belki gerçek hayatı adeta elleriyle kavrama güçlerinden, gerçekçi romanlar daha etkileyici geliyor. Doktor Jivago’nun film uyarlaması da sanırım bizim kuşağın etkisinden kurtulamadığı, eminim uzun aralarla yeniden izlenen filmlerden. Etkisini daha derinden hissedebilmek için bu yazıyı yazmadan önce yeniden izledim.
Tonya, bir ömür boyu birlikte yaşanacak tatlı kadın. Zayıf ve güçsüz bedeni gözerinin parıltısıyla canlanan Tonya iç savaş koşullarında mutluluğunu unutup gitmek, çaresiz uzaklaşmak zorunda kalır. Yuri, savaşın insanları darmadağın ettiği günlerde hastanede yattığı sırada, Tonya’nın mektuplarını okumaktadır, pencereden gelen esinti gazete sayfalarını ve mektup yapraklarını kıpırdatırken ayak sesleri duyar. Başını mektuplardan kaldırır. Koğuşa Lara girer.
Duygularınız da aklınıza eşlik ediyorsa, romanı okumasanız bile bu sahneyi gözlerinizin önünde canlandırabilirsiniz. Lara genç, buğday tenli, durgun ve solgun yüzünün derinliğiyle çıkar Yuri’nin karşısına. Hasta bakıcılığı yapan Lara da Yuri’yi izler, tuhaf ve meraklı bulur, pek de yakışıklı sayılmaz ama çok da üstüne düşmez.
Hoyratça sıkıştıran kış günlerinden sonra ağaçlar canlanmaya başlar, dağların yamaçları tomurcuklanır, sular yarların tepesinden aşağı dökülür. İnsanı alıp götüren bir Rusya imgesi, Yuri ile Lara’yı da ayırır.
Yuri, Moskova’yı terk ettikten sonra yaşamaya başladığı yerdeki kütüphanede otururken Lara girer içeri. Çok zaman önce uykusunda işittiği sesi hatırlar, Lara’nın sesidir o. Hemen sonra rüzgârın savurduğu kum ve toz bulutu içinden geçerek Lara’nın evine gider. Kuyunun başındadır Lara. İki yabancı gibi karşılaşırlar ama ikisi de o ânın anlamının farkındadır.
Lara, karlar içinden beliren bir gölge, karanlık kıyıda kumsala vuran ilk deniz dalgası, soğuk kuzey gecelerinin aydınlığı. Yaşadıkları aşkın kısa süreceğini bilen akıllı ve mutsuz kadın.
Yuri Andreeviç’in devrim karşıtlığı suçlamasıyla partizanlar tarafından esir alınması, uzun ayrılık yıllarına neden olur. Yaşadıkları aşk kısa sürmüştür ama Lara nasıl unutulur. Yuri de Lara için dünyada her şeyden daha çok değerlidir ama Lara bunu nasıl söylesin.
Doktor Jivago filmi Jivago ile Lara arasındaki aşk ilişkisini romandan daha çok öne çıkarır. Ustaca yapılmıştır ama. Gördüğüm en güzel aşk filmi de odur.