Eski bir köy evinden İstanbul'da bulunan bir gecekonduya taşındık.Yeni evimizin yanında bir kuyu var, hemen yanında kocaman bir apartman. Benden başka iki kardeşim var. Annem her gün kuyuya düşmeyelim diye durmadan bizi uyarıyor, kardeşlerimle beni sürekli eve çağırıyor. Biz kuyunun yanında oynamak bir yana acaba içinde ne var diye çok merak ediyoruz. Ama işte anne korkusu sizin oradan aşağıya bakmanızı da engeller. Bir süre sonra okula başladım. Ailenin en büyük çocuğu okula başlayınca beklentiler de sıralanmaya başladı. Herkes ya doktor ya öğretmen ya da mühendis olmamı istiyor. Peki ben istiyor muyum? Bana soran yok.
***
İlk yarıyıl beklediğimden iyi geçti. Henüz doğru dürüst konuşamasam da derdimi anlatacak kadar Türkçe biliyordum nasılsa. İlk karnemi elime alıp incelemeye başladığımda sayılarla belirlenmiş başarı değerlendirmeleri vardı önümde. Ben matematikten nefret ediyorum. Bunu öğretmenim de anlamış olacak ki kocaman bir 1 yazmış not hanesine.
***
Yaz tatili gelince artık biraz olsun nefes alacağım diye düşündüm.Kitaplardan, defterlerden, kalemlerden ve kırtasiyelerden sıkıldım. Arkadaşlarım vardı ve eğlenmek benim de hakkımdı. Arka mahallenin çocukları ile maç ayarladık. İki taş bulup kale yaptık. Basit kurallarımız vardı. 3 aut bir penaltı. Takımın süper oyuncusu olduğum için forvet benimdi. Santradan sonra klas bir pasla aldığım muhteşem gol fırsatını âdeta bir “ronaldo show”a çevirmek istedim. Topa öyle vurdum ki yokuş aşağı hızla giden topu yakalamak neredeyse imkânsızdı. Mecbur, ben de koştum topun peşinden. Çünkü futbol topsuz oynanmıyordu ve en önemlisi top benimdi. Topun peşinden koşarken birden topun gittiği yerden babamın geldiğini gördüm. Önce topu eline aldı sonra bana doğru gelmeye başladı. “Ders çalışmak yerine vaktini boşa harcıyorsun, oynama top falan,” dedi. Ya ben sekiz yaşındayım, ne yapayım atomumu parçalayayım, diyemedim. Babamdı sonuçta.
***
Diğer senenin başında karşı sınıftan bir kıza âşık oldum. Tabii o zaman yaşım tek haneli olduğu için aşk ile sevgi arasındaki farkı bilmiyorum. Her teneffüste kantin kuyruğuna girdim onu görmek için. Bazen ders notu yerine adını sıralara yazan da bendim. Bir ara artık bu platonik durumdan o kadar sıkıldım ki gidip konuşma kararı aldım. Yine bir teneffüste kantin kuyruğuna girdim. Oradaydı. Hayatımın kadını en önde duruyor, karışık tostunu bekliyordu. Ben öbür çocuklardan sıyrılıp yanına gittim. Kalbim yerinden çıkacak sandım bir ara ama renk vermedim. Teneffüs boyunca okul bahçesinde dolaştık. O gün uyuyamadım. Ama bir türlü sabah da olmadı. Artık bir sevgilim vardı. Yani, galiba. Ve dünya zannettiğim kadar kötü değildi.
***
Ertesi gün annem kendisinden önce ayakta olduğumu görünce çok şaşırdı. Üstümü kendim giymiş çantamı kendim hazırlamıştım. Okula varmak istiyordum hemen. İlk dersin sonunda çalan teneffüs ziliyle sınıftan nasıl çıktım hatırlamıyorum. Ama yoktu. Gelmemişti. içimde muazzam bir hüzün. Anlatamam. Öbür gün de aynı şekilde gittim okula. Yine yoktu. Üçüncü günün sonunda okuldan ayrıldığını duydum. Babası memurmuş, başka şehre tayini çıkmış, Taşınmışlar.
***
Dünyam yıkılmıştı. Hayatımın kadını ben daha onunla doğru dürüst tanışmadan terk etmişti beni. Sınıfa döndüm. Geçtim pencere kenarına ağladım. Erkan var, en yakın arkadaşım. “Ne oldu lan ağlıyor musun,” diye sordu.
Erkan dedim. “Gol de atsak topun peşinden hep biz koşuyoruz be oğlum.”