Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

4 Nisan 2017

Öykü

Deniz Yalım Kadıoğlu • Oracıkta

Deniz Yalım Kadıoğlu

Paylaş

20

0


"Apartman girişinde Madam’ı gördüm.”

Dört senedir kapı komşuları olan kadının adını hâlâ bilmezler. Yapay nezaketi ve yüzüne sonradan dikilmiş gibi duran gülümseyişiyle geçkin Fransız hanımlarını anımsattığından “Madam” dediler ve bu benzetme öyle yakıştı ki aslını merak bile etmediler.

“Yazlığa geçecekti, burada mı hâlâ?”

Koray mutfak duvarına yaslanmış, pazar arabasını boşaltan sevgilisini seyrediyor. Üstündeki mermerşahi bluzun eğilip kalkan sırtına eşlik eden kıvrımlarına, incecik omurgasının çiçek desenleri altında bir belirip bir kaybolan çıkıntılarına bakıyor. Akşamları televizyon izlerken parmakları bu sevimli tümsekler üstünde dolaşır, taştan taşa seken çocuklar gibi. Bazen de niyeti belli bir yavaşlıkla, her yuvarlağa ayrı ayrı dokunarak, sonra usulca bel çukuruna…

“Köpeği ölmüş.”

Birden duruyor sırt ve mutfağın öbür ucundan bile seçilebilecek bir gerginlikle Koray’ı bulundukları âna geri getiriyor. Bazı sözcükleri duymak başka, dillendirmek başkadır. Olanı kendi sesinden duymak da Nilüfer’e iyi gelmiyor belli ki. Elinde bir marul, buzdolabının önünde öylece kalakalmış.

“Madam” denince Koray’ın aklında hep aynı sahne belirir: İki kişinin anca sığdığı asansörde ellerinde market torbalarıyla yaptıkları o beş katlık yolculuk. Kadının başı neredeyse göğsüne değecekti ve bu yüzden gözlerini burnunun dibindeki pembe kafa derisinden, seyrelmiş ve bir sebepten elektriklenmiş saçların arasında ölmeyi bekleyen o lekeli dokudan ayıramayacaktı. Unutulmaz bir asansör manzarası ve yaşlılığın hiçbir parfümün bastıramadığı dayanılmaz kokusu. Geçtikleri her katta koku biraz daha ağırlaşacak, bütün enerjisini emecek ve yerini tarifi zor bir bulantıya bırakacaktı. Madamsa öbür yolcunun düştüğü dehşetten habersiz, “Birbirimize her koşulda nezaketle davranırız,” ifadesini orada da koruyacaktı. Beşinci katta saygıyla vedalaşıp midesini tutarak eve girdiğinde ilk işi, “Tüm yaşlıların aynı kokuyu yayması sana da garip gelmiyor mu?” diye sormak olmuştu Nilüfer’e. Sevgilisi ise beklenmedik bir sıkıntıyla kaşlarını kaldırmış, “Nedir sendeki bu yaşlı fobisi kuzum?” diyerek yeni bir tartışmaya yelken açmıştı.

“Ne alakası var canım, gel bak, üstüme sindi neredeyse.”

“Geçen gece de tiyatroyu zehir ettin arkamızdaki tontonlar kokuyor da kokuyor diye.”

“Kokmuyor muydu? Adamın bırak nefesini, her hareketiyle bütün vücudu buram buram esiyordu bizim koltuğa.”

“Yok, fobi de değil, bir nevi nefret seninki. Adam o yaşında evde pineklememiş, tiyatroya gelmiş diye takdir edeceğine… Hepsini bir yere tıkalım da kurtulalım istersen.”

Susmuştu Koray. Bozulduğundan değil de, bu konuda tam olarak ne düşündüğünü bilemediğinden. Belki de en iyisi içindeki tiksintiyi bir daha kimseyle paylaşmamaktı.

Şimdiyse bakışlarını sevgilisinin narin bedeninde gezdirerek mutfaklarının tam ortasına düşen Madam muhabbetine kayıtsız kalmaya, eşikte bekleyen bulantıyı oyalamaya çalışıyor. Derin bir nefesle pazar arabasından çıkan yaz meyvelerinin, şaraplık peynirlerin ve taze ekmeğin kokusunu içine çekiyor. Neydi, biri ölmüş. Kimdi, köpek.

“Yapma ya, Koca Kulak mı?”

“Aniden hastalanmış. Veterinere götürmüşler ama ilaçlar işe yaramamış. Zehirlediler, diyor Madam.”

“Olur mu canım? Kim yapar ki? Küçüktü de yazık.”

“Daha beş yaşındaymış. Ama asıl garip olan…”

Yutkunuyor Nilüfer, yüzü elindeki soğanlar kadar beyaz.

“Hayatım iyi misin? Tansiyonun mu düştü yoksa, gel çök şöyle istersen…”

“İyiyim, tamam. Madam’ın yanında başka bir köpek vardı Koray. Madam ‘Öldü,’ diyene kadar ben onu Koca Kulak zannettim, kuyruğundaki kıvırcık tüyler, kara gözleri, rengi, her şeyiyle oydu. Bir tek biraz daha küçüktü, hani yıkamışsın da çekmiş gibi. Tıraş mı ettirmiş acaba, dedim. Bir de sürekli havlıyordu ama ne havlamak, sesi bile aynıydı, inanabiliyor musun?”

“Neymiş peki?”

“İki gün önce ölmüş Koca Kulak. Madam da aynı gün gidip bunu almış, şimdi de tuvalet terbiyesi vermeye uğraşıyor.”

“Adını ne koymuş peki?”

“Bilmem, öncekinin adını da bilmiyoruz ki.”

“Hayır, aynı adı mı vermiştir acaba diyorum…”

“Of korkutma beni. Baksana ellerime buz kesti.”

“Takma kafana canım, yaşlı bunağın teki. Allah bilir unutmuştur bile köpeğin öldüğünü. Bunu da Koca Kulak diye seviyordur şimdi.”

“Üstelik kokuyor da,” diyecek oluyor ama Nilüfer’i kızdırmaktan çekinerek vazgeçiyor. Oysa köpeğinden bile keskindi Madam’ın kokusu. Bunu düşününce yine içi bulanıyor.

“Öyle midir dersin?”

Nilüfer’in gözlerinde makaracı bir ışık yanıp sönüyor. “Bu bir davet mi?” diye geçiyor Koray’ın aklından ama böyle hassas bir durumda riskli hamleleri göze alamaz.

“Öyledir tabii.”

“Koray…”

“Söyle canım?”

“Ben kırk yıl sonra onun gibi olmak istemiyorum.”

Hiç böyle düşünmemişti Koray. Kırk yıl sonra Nilüfer de kokacak. Kendi kokusunu duymaz belki ama ya onunki? Buna alışabilecek mi? “Belki de bu yüzden şehirdeki insanların çoğu yalnız,” diye düşünüyor, “Kimse ötekinin kokusuna katlanamıyor. Bir yerden sonra herkes kendi kuytusuna çekiliyor.”

“Koray beni dinliyor musun?”

“Ne dedin, duymadım bir tanem?”

“Biz, dedim Koray… Evlenelim mi?”

Bakışları bir an yerde yatan pörsümüş marul yaprağına takılıyor, sonra da Nilüfer’i kollarından atamadan, oracıkta kusuveriyor.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ling Ling Huang, Klasik Müzik ve Kurma..Ling Ling Huang
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Elizabeth Harris

10 Şubat 2025

Haber Yazıları ve Editörlük Uğraşları:..

Gazeteciliğin bana öğrettiği derslerden biri de az kelimeyle çok şey anlatmaktı. Kullandığınız bir kelime ya da sahne gereksizse kurtulun gitsin.Muhabirliğe ilk kez The New York Times’ta başladım. Yaklaşık dört yılım..

Devamı..

ârâfî

Tan Doğan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024