Dilek Yılmaz • Görüyorum
13 Ağustos 2018 Öykü

Dilek Yılmaz • Görüyorum


Twitter'da Paylaş
0

İnanamıyorum... görüyorum. Dualarım mı kabul oldu sonunda? Bir gün, evet bir gün göreceğimi biliyordum. Kimse inanmadı, Cemil bile, ama işte sonunda görebiliyorum. Bunlar benim ellerim, yıllarca gözlerimin yerine geçen ellerim. Keşke bir de ayna olsaydı buralarda yüzüme de bakabilseydim. Bir dakika... ben buraya nasıl geldim? Heyecandan olmalı. Yataktan kalkıp kendimi hemen dışarı atmış olmalıyım. Mutluluktan ne yaptığımı bilmiyorum ki.

Oh be, aydınlık ne güzel şeymiş. Sanki kendine has bir kokusu var. Evet, anamın pişirdiği taze ekmek, ahırdan sızan süt, üstüne basınca buram buram kokan çim gibi aydınlığın da bir kokusu var. Gözlerim bugün tanığım tüm kokuların yanı sıra aydınlığın kokusuyla da kendine bir ziyafet çekmeli. Kör Kadir bugün yeniden doğdu, kanatlandı. bir kuş oldu uçuyor. Yıllardır koklayarak, dokunarak, dinleyerek bellediği her şeyi artık görebiliyor.

Anladım, anladım... Sabah kalkıp da gözlerimdeki karanlık perdenin kalktığını anlayınca, Cemil’e müjdeyi vermek için evden çıkmış olmalıyım. Mutluluktan ne yaptığımı bilmiyorum ki. Acaba önce anamla babamı mı uyandırsaydım, ilk onlar mı duymalıydı müjdeli haberimi. Yok şimdi geri dönemem. Önce Cemil’i göreyim, sonra koşar eve döner, anamla babama sarılır, bakın artık kör değilim derim. Önce Cemil bilmeli. Ne de olsa...

Sanki havada uçuyorum. Gözlerimle birlikte bacaklarıma da mı bir şeyler oldu? Mutluluk kanatlandırdı mı yoksa? Biraz durayım hele. Bu acelem neden? Hazır etraf sakin, köy ahalisi henüz uyanmamış gibi, o halde şu gözlerin yıllarca göremediklerini sakin sakin keyifle seyretsem ya. E be Kadir, doğuştan kör Kadir baksana şu karşıya. Bunlar dağlar olmalı, yakınlaştıkça uzaklaşan, arkasına güneşi alan, tepesi bulutlara değen. Cemil ne demişti onları anlatırken: Köyümüzü çeviren bu dağların ardında bir masal perisi yaşarmış, sihirli oyuncaklarını da dağların içindeki küçük mağaralarda saklarmış. Bu mağaralardaki sihirli oyuncakları bulanların tdilekleri gerçek olurmuş. Can dostum, kan kardeşim benim, ne çok sever hikâye anlatmayı. İyi ki de anlatmış. İyi ki de inanmışım. Başkası anlatsa inanır mıydım? Hele büyük dedesinin peri kızını görüp elinden sihirli oyuncağı aldığı hikâyeyi ilk duyduğumda yalan dememiş miydim? Nasıl anlatmıştı heyecanla... Büyük dede sihirli oyuncağı aldığı kış, köy aylardır karlardan bir örtüyle kaplıymış. Koyunlar yollarını bulamazmış. Açlık köyü esir almış. Neredeyse köy halkı telef olacakmış. Dede peri kızından oyuncağı alınca baharı dilemiş, gelmiş, sofralar dilemiş, kurulmuş. İşte o zaman ben de tek dileğim var demiştim içimden. Peri kızından kalan oyuncağın peşine düşmem boşunaydı. Cemil’in dedesi işini gören oyuncağın yitip gittiğini, bir daha bulunamadığını söylemişti. Başkası anlatsa inanır mıydım? Masal der geçerdim. Buldunuz kör garibi, umut kölesi mi yapmak niyetiniz derdim. Ama Cemil haklıymış, işte görüyorum. Dağlarda masal perisinin sakladığı oyuncak.

Bir oyuncak peşine düşüp, sabahına kalkıp gözlerimin açılması mı garip , yoksa bir saattir düşüncelerime dalmış böyle ortalıkta dolanıp dururken köyde bir kişinin bile olmaması mı garip?  Evet ya... nerede bu ahali? Bir gariplik var. Üşümeye de başladım. Biraz korktum mu ne? Belki de sabah sabah bu kadar heyecan ürpertti beni. Koca adam oldum korkacak değilim. Hem burası benim köyüm. Şimdiye kadar kokusundan, şimdi ise gözlerimle bildiğim köyüm.

Bir dakika... birilerini gördüm. Dağ yolundan birer, ikişer geliyor birileri. Kalabalıklaşıyor. Bütün köy halkı toplanmış gibi. Öndeki babam, annem ise ardı sıra. Neden ağlıyor? Sabah beri arandığım Cemil de yanlarında. Hay Allah? Babamın kucağında taşıdığı da ne?

“Baba görüyorum. Duyuyor musun, görüyorum baba. Kucağındaki ne?”

“Anam, canım anam sen dinle bari, oğlun artık görüyor ana. Neden ağlıyorsun? Dursana ana.”

“Lan Cemil sen bir dur hele, söyle neden üzgün herkes? Nereden geliyorsunuz?”

“Hiçbiriniz duymuyor musunuz beni, cevap versenize, neler oluyor?”

“O kucağındakini bizim eve mi götürüyorsun baba? Kan mı o örtüye sızan?”

“Biri bana bir şey desin Allah aşkına, neler oluyor. Ben müjdemi vereceğim diye sizleri aranayım, siz dönüp yüzüme bile bakmayın.”

“Gitme dedim Halil abi. Bir masal sadece gitme dedim. Bu mevsimde kimse dağlara gitmez, babam izin vermez, ayılar iner dedim.”

“Cemil lan ne geveze çıktın sen. Babama mı gammazlıyorsun beni. Gammazla ne yazar ki, olan oldu artık. Gittim ve döndüm bile. Hem artık görüyorum.”

“Bana bile dememişti Halil abi. Dese, demez miydim sana? İyi olacak mı Halil abi?”

“Kim iyi olacak mı oğlum? Ne diyorsun, karşındayım işte. Baba o kucağındakini neden benim yatağıma bırakıyorsun? Kan mı o çarşafa bulaşan? Anam neden çökmüş ağlıyor? Görüyorum ama kimse beni görmüyor. Hepiniz birden kör mü oldunuz? Yoksa bir beni mi görmek istemezsiniz?”

“Baba, babam bir elimi tutsana, üşüyorum baba, çok üşüyorum, uyumak istiyorum.”


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR