En Azından Denedik
11 Eylül 2018 Öykü

En Azından Denedik


Twitter'da Paylaş
0

Perdeler günlerdir açılmamıştı. Salonun ortasındaki sehpanın üzeri boş içki şişeleri ve dolu kültablalarıyla kaplıydı. Kitaplar ve kıyafetler etrafa saçılmıştı. Alper içeri girdiğinde sırtındaki çantayı dış kapının kenarına bırakıp eve dikkatle baktı. Şimdi başlasa bile iki güne anca toplayabilirdi evi. Önemsemedi. Mutfağa gidip önce buzdolabında, sonra da tezgâhın üzerinde yiyecek bir şeyler arandı. Bulduğu çikolatayı alıp salona döndü, koltuğa oturdu.

“Hoş geldin, erkencisin.”

Nilüfer alaycı sesi ve kucağındaki battaniyesiyle birlikte salonun kapısında gözükmüştü.

“Hoş buldum, evet öyle oldu biraz. Gelsene, uyuyor muydun bu saatte?”

“Dalmışım öyle.”

Alper tam ortasına oturduğu koltukta iyice sola kaydı. Nilüfer gelip Alper’in yanına oturdu ve hızlıca ikisinin üzerine örttü battaniyeyi. Saçlarını karıştırdı, sehpanın üzerinde duran paketten bir sigara alıp zarif bir hareketle yaktı. “Alper,” dedi. “Telefonda konuştuklarımız hâlâ geçerli mi?”

Yarıladığı çikolatasını sehpanın üzerine bıraktı Alper. Ayağa kalkıp montunu çıkardı, kapının arkasındaki askıya iliştirdi. Ardından geçip Nilüfer’in karşısına oturdu. “Sadece bunu yüz yüze konuşmamızın daha doğru olacağını düşündüm,” dedi. “Yoksa düşüncelerimde bir değişiklik yok.”

Uzun süre sessiz kaldılar. Sessiz ve dalgın. Nilüfer sigarası bitip de parmağını yakınca kendine geldi. “Bazen evi dağınık gösteren bir eşyaymışım gibi geliyor, öylece duruyorum salonun ortasında,” dedi kısık sesle. “Tıpkı senin her yerde birazdan kalkacakmış gibi oturmana benziyor bu. Telaş mıyız, yazık mıyız anlamıyorum. Ama hep bir soru takılıyor aklıma, çok mu yordum seni?”

“Hayır,” dedi Alper, oturduğu karşı koltukta Nilüfer’e bakmaktan kaçınarak. “Beni yoran değil, bana iyi gelen bir şeysin sen. Ama dediğim gibi, ben seni sevmekten değil, aramızdaki durgunluktan şikâyetçiyim. Durgunluğuna bir anlam yükleyip yüklememek konusunda sorun yaşıyorum çoğu zaman, bana kendini açmamanı sevmiyorum, fakat saygı duymak zorundayım buna.”

“Yeni tanıştığımız zamanlarda da kaçırırdın gözlerini böyle,” dedi Nilüfer gülerek. Alper, nasıl, der gibi baktı. Nilüfer’in gülümsemesi yerini bir kahkahaya bıraktı.

“İşte tam da böyle, öfkeli ama sakin, neşeli ama üzgün gibi.”

Alper, Nilüfer’in bıraktığı yerden sigara paketini aldı. Bir sigara çekip yaktı, Nilüfer kadar zarif olamasa da. “Şu perdeleri açalım biraz,” dedi ve ayağa kalkarak önce perdeleri, sonra pencereleri açtı. İkisinin de gözleri kamaştı. Sokak lambalarının ışıkları salonun loşluğunu yararcasına doldu içeri. Nilüfer battaniyeyi başına kadar çekti.

Alper her zaman olduğu gibi ne yeri ne de zamanıyken bir konu açmak ve çocukluğuna dair bir şeyler anlatmak için derin bir nefes aldı. Yüzünde, sadece çocukluğuna dair bir şeyler anlattığında ortaya çıkan gülümsemesi belirdi.

“Ben çocukken karanlıkta oturmayı çok seviyordum biliyor musun? Sebebi de işte senin şu an battaniyeyi başına kadar çekme sebebinle aynı. Gözlerimin ışığa birdenbire maruz kaldığında duyduğu acıyı seviyordum.”

Nilüfer, başını battaniyenin kenarından dışarı çıkardı. Sadece Alper’in rengine aşık olduğu saçları ve sürekli rengi değişen gözleri görünüyordu, şu an maviydi gözleri.

“Ben de çocukken hiç ağlamazmışım.” dedi şaşkınlıkla. “Hatta annem acıktığımı beni emzirince anlarmış, acıkınca bile ağlamazmışım. Senin gibi böyle garip huylarım yokmuş anlaşılan.”

Her zaman olduğu gibi yine konuştukları konudan ayrılmış, bambaşka yerlerde bulmuşlardı kendilerini. Konuşup anlaşacak bu kadar çok şeyleri olmasına rağmen, biraz sonra ayrılacaklarına hâlâ inanamıyordu Alper. Nilüfer’in de bu hisleri paylaştığını biliyordu. Oturduğu yerden kalkıp eve girdiğinde dış kapının kenarına bıraktığı çantasını aldı.

“Nereye,” dedi Nilüfer merakla.

“İçeriye, üstümü değiştireceğim.”

 

Alper’in peşinden sessizce odaya gelen Nilüfer yatağın bir kenarına oturmuş onu izliyordu. Alper  gömleğinin son düğmesini ilikledi, ardından gelip yatağın diğer ucuna oturdu.

“Böylesi çok garip.”

“Nasıl?”

“Şimdiye dek ayrılıklarım hep kavgaların, hakaretlerin, gürültülerin ve nefretlerin ardından gelirdi. O kadar alışmışım ki, böylesi çok garip geliyor. Nefesim daralıyor, tuhaf bir ağırlık var üzerimde.”

“Ayrılık da zaten böyle bir şey değil mi? Biraz nefes darlığı, biraz ağırlık,” dedi Nilüfer. Biraz sustuktan sonra devam etti. “Başka bir ihtimalin varlığı üzerine düşünüyorum ama yok gibi sanki.”

Alper, Nilüfer’in yanına geldi.

“Tüm ihtimalleri düşünüp geldim ve evet yok,” dedi. “Bak, seni çok seviyorum. Bunu sürekli söyleyerek değersizleştirmek istemiyorum ama durum bu. Sorunun adını koymakta çok zorlandım ama şöyle söyleyebilirim. Sanırım, ben senin sevgini gösteriş ya da gösteremeyiş biçimlerinle kavgalıyım. Kendimi biliyorum, böyle devam edersek, seni kıracağım, bunu asla istemiyorum.”

Nilüfer, kendini yatağa bıraktı ve başını yastığa koyduğu an, “Anlıyorum,” dedi, sözcüğün sonunu uzatarak. “Zaten ben de, denedik ama diyorum içimden, en azından denedik.”

Alper, başını salladı. Kalkıp kapıya doğru yöneldi, içine birkaç şey daha koyduğu şişkinliğinden belli olan çantasını elini aldı.

“Gidiyor musun? Metne bu kadar sadık kalman gerekmiyor canımın içi. Bu gece de uyuyabiliriz birlikte. Esas oğlan, yarın sabah da terk edebilir evi.”

Alper az önce açtığı kapıyı tekrar kapadı. Uyumaya hazırlanır gibi gömleğini yavaşça çıkardı. Ardından gözlüğünü komodinin üzerine bıraktı. Gelip Nilüfer’in yanına uzanana dek sessizliğini bozmamıştı. Nilüfer ona sarıldığında kendini bıraktı, Nilüfer de onu bekliyormuşçasına katıldı ona. Sessizce ağlayarak uyuyakaldılar.

 

Yatağın karşısındaki eski oymalı tahta dolabın kapısı, pencereden gelen rüzgârla gıcırdayarak açıldı. Ses önce Nilüfer’i, sonra Alper’i uyandırdı. Ardından üst kattan gelen müzik sesi iyice açtı uykularını, Jacques Brel’den “Ne me quitte pas” odaya doldu birden. Alper sol kolunun üstünde gözleri yarı açık duran Nilüfer’e baktı kısa bir süre. Bir sarhoşken böyle bakardı Nilüfer, bir uykuluyken, bir de aklına güzel birkaç dize geldiğinde. Nedense üçüncü seçenek doğdu Alper’in içine. Pencereden yansıyan sokak lambasının ışığında sordu.

“Ne geldi aklına?”

“Bir şarkıda mı geçiyordu yoksa bir şiirde mi hatırlayamadım,” dedi Nilüfer. “Zorlu bir savaşın unutulmuş cesetleri gibi yatıyoruz yan yana.”


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR