Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

20 Mayıs 2024

Edebiyat

Genç Bir Adamın Neşesi ve Şüpheleri

Erhan Sunar

Paylaş

0

0


Romanı gülümsemeden okuyacağımız çok nadir anlarda, tüm bu nedenlerden ötürü hep yeni bir hınzırlık beklentimiz yazar tarafından askıya bile alınmadan karşılanmış olur.

John Kennedy Toole'in Alıklar Birliği’nin, kafasında bütün bir “sistem” taşıyan uyumsuz karakteri Ignatius’u her şeyle dalga geçen biri gibi görürsek, roman niyetinden de büyük bir şaka olup çıkar. Başından şöyle bir on sayfa kadar okuyup kahkahalara boğulduktan sonra elden bırakamayışımıza da bir gerekçe sunmuş olur kitap böylelikle. Hani bazı hikâyeler vardır, hemen kapılıp gitmiş ve çok eğlenmişizdir ve sırf bu doludizgin okuma şenliğinden ötürü bir daha hiç kedere, hüzne teslim olmasınlar ister, bundan da biraz korkarız. Belki roman sırf Ignatius’un rahat ve sıradışı aklına ait olsaydı onu “okumakta olduğumuza” daha fazla dikkat gösterecektik, ama bu haliyle otuz yaşındaki başkişisi adı üstünde bir alıklar birliğine dönüşen tuhaf bir düzenin aynı zamanda bir parçasıdır ve ancak kısmen “yazınsal” olabilen bir hayatı vardır. Mektuplar, günlükler, notlar: Ignatius yazıyı istediği kadar bu çepeçevre düzene bir kalkan olarak kullansın, annesinin, bir polis memurunun, bazen kader birliği yaptığı zenci bir işçinin veya bir işverenin sarfedeceği bir söz, göstereceği tavır hep daha baskın ve belirleyici olur. Amerikan yaşam biçiminin geçen yüzyılın uzunca bir dönemi boyunca edebiyata da fazlasıyla tesir etmiş canlı, hep oluşum halinde ve bize bazen bir metin okuduğumuzu unutturan genişliğini John Kennedy Toole’un keskin bakışı daha da öyle bir yayar ki, Ignatius’un başına gelenler onun başkalarının başına getirdiklerini kimi kez tümüyle gölgede bırakır.

Genç adam olabilecek en büyük günahlardan birine batmış ve toplumu farazi bir çerçeveden (kendisi pek öyle sanmasa da) görmeye başlamıştır. Kendisine sorulacak olsa, kolektif bir cinnet haline herkesin yararına, yine kimsenin anlamayacağı akılcı çözümler getirmekte ve sırf bu nedenle annesiyle bile kavga etmekte, devlete göre potansiyel bir suçlu, topluma göre bir sapkın gibi görülmektedir. Ignatius oburca yemek yemeyi, odasından hiç çıkmamayı, ağız dolusu geğirmeyi ve yellenmeyi sever, ama bütün bunların karşılığını insanlar ona hep ödetirler: Kalıcı bir iş bulamadıkça –borca batmış– annesiyle araları açılır; çalışmaktansa işçileri patrona karşı isyana çağırdığı birkaç günlük ilk işi ve satmaktansa sosisleri mideye indirdiği ikinci ve daha da kısa sürmüş seyyar satıcılığı sırasında herkesle mücadele etmek zorunda kalır; ama basit bir dikiş tutturamama hali olarak görülmesi gereken bu beceriksizce dönem tarafların hiçbiri için öyle olmaz… Burada Ignatius’un akılcı suçlamalarını kendisine paranoyak hezeyanlar olarak iade eden son derece örgütlenmiş bir toplum vardır, şurada da daha haince zeki gözlemler yapabilen tek tek insanlar: Sahiden de bu genç adam, kaldırımları bile eskitemeyecek ölçüde toplum yaşamının dışındaki bu şişko, herkese parmak sallayan ve devletle bağını bir komünist, açık bir anarşist kadar temele de oturtamayan zavallı genç adam birtakım tezler ileri sürmeyi, insanları birbirine düşürmeyi yağlı göbeğini kaşımak kadar kolay mı sanmaktadır? Bu açıdan, yani diğerlerinin bakışından okunacak olduğunda roman hâlâ enerjik ve şakacı olmayı başarır, çünkü bu karşı saldırının boyutu ne olursa olsun Ignatius bir milim dahi kilo kaybetmemekte, fırsat bulduğunda tuzaklarını kurmakta ve fark edildiğindeyse bütün şehrin dilindeymiş gibi dedikoduların bile aşağıladığı bir düzeye inmektedir.

Bir itirazınız varsa sisteminizi kurarsınız, daha sonra da onu hayata geçirmeye koyulursunuz, ancak şüpheleriniz olabilecek en alçak seviyede kaldıkça: Şüphenin hiç olmayışı, bütün yaşamını bilginin gücüne ve imkânlarına teslim etmiş bir akıl için her zaman yardımcı olmaz, çünkü kendi dünyanızda bir despot olup çıkma tehlikesi de barındırır öylesi. Fazlası ise malum; siz debelendikçe üstünüzden ezip geçerler… Hayata idealist bir pencereden baktığınızı söyleyecek bir kişi ya çıkar ya çıkmaz, çoğunluk bir mucize bekleyecek ölçüde aslında uzaktır size. Ignatius bir paranoyak olduğunu kendi kendine düşünmez, aksine çevresinde bir ses karmaşasına dönmüş dünyanın ayrımına giriştikçe hep en dipte, ortak bir tespit olarak belirir bu. Sizi eve mahkûm edip hastane aramaya çıkan bir anneniz varsa, ki genç adamın annesi bunu saklamaz ve sık sık başına kakar onun, harekete izin vermeyen kilolarınızla kalakaldığınız yerde zihninizin işleyişini değil, yine annenizi ve birazdan harıl harıl belirecek siren seslerini düşünürsünüz. Çünkü güven eksikliği her zaman bir hastalık değildir, karşılık gerektiren bir durumdur ve Ignatius’da olduğu gibi tesis edilemediği halde hayata karşı neşeyi, hafifliği başka türlü bir şiddetle öldürür. Annesinin bir tokatla, ağır bir sözle dahi tersine çeviremeyeceği bazı münakaşa anlarında hep anlarız ki sabit bir fikre tutulmak genç adam için bir ihtimaldir belki, ama karşısındaki için ihtimal de olamayacak kadar unutulan bir şey.

Alıklar Birliği’ni durmadan mizahın, komiğin etrafında dolandıran bir başka unsura bakabiliriz böylelikle: Roman her kafadan bir sesin çıktığı, bu yüzden de yanlış anlamaların sözlere bolca yansıdığı bir balo, bir karnaval ortamı gibidir. Kimsenin bir şey “düşündüğünü” veya “içinden geçirdiğini” hiç görmeyiz, herkesin fikri ayan beyan ortadadır ve birbirleriyle hep bir savaşım halinde gelip geçerler. Sessiz kalmanın, ruhuna adeta bir ihanet sayılacağı kitabı bir tek Ignatius’un konuşmalarına indirgeyecek kadar kısaltacak olsaydık, elimizde sadece klinik çıkarımların değil, bu çıkarımlara giden saçmasapan, ciddi, uyanık tespitlerin de izi yok denecek ölçüde az kalırdı. O zaman roman renginden de kaybetmiş olurdu: Ignatius’a annesi aşırı kuşkulu biri, uzaklardaki eski kız arkadaşı cinsel karmaşalar yaşadığı için bir mağaraya kısılıp kalmış bir oğlan çocuğu, yine bir başkası ibne veya kadın düşmanı diye baktığından, şişen vücut kadar canavarlaşan zihin de hiç öyle infilak etmeye yatkın görünmezdi. Oysa Ignatius normal bir oğlan çocuğu, cinsellikten başka şeyler de düşünmek isteyen bir akıl, eşcinsellerden ibaret bir dünyanın özgürlüğüne inanmış bir ütopist olarak her birine haddini bildirmek için çoktan kollarını sıvamış haldedir. Amerikan toplumunun içine düştüğü yozlaşmayı ancak itirazlarınızı böyle tane tane ve her birine yetiştirmeye çalışarak işaret edebilirdiniz, ama o zaman kimsenin sahte bir peygambere ne ihtiyacı ne de inancı olduğunu söylerlerdi, siz de bu yüzden dinbilim denen şeyin zihinlere, tıpkı onların Ignatius’un bir şokla açılacak beynine şırınga edilmesini önerecekleri bir bilgi gibi girmesi gerektiğini ileri sürerdiniz. Bazen yüksek, bazen kısık sesle. Ignatius çoğunlukla birincisini seçecek ve ona çalıştığı kurumun seksenlik memuresi dışında kimse kayıtsız kalamayacaktı, ama yine hiç kimse bu sağırlaşmış ihtiyar kadın kadar ona düşüncelerini bir ikinci kez söyleme olanağı da tanımayacaktı.       

Romanı gülümsemeden okuyacağımız çok nadir anlarda, tüm bu nedenlerden ötürü hep yeni bir hınzırlık beklentimiz yazar tarafından askıya bile alınmadan karşılanmış olur. Durmadan şaka üreten diyaloglarıyla tuhaf bir düzeneğe de benzeyen bütün bir roman, gerisinde dibe yuvalanan ağır bir tortu bırakır mı peki? Buna bazen çok yaklaşıldığını, Ignatius’la annesinin kırılgan ilişkilerinde gördüğümüzü söyledim; belki biraz daha genişletmek ve şöyle ifade etmek gerekir: Ignatius annesini çok sevdi, annesi de onu. Ama bazen de anlaşamadılar çünkü anne ile oğulun arasına girecek kadar büyük engel ne olabilir diye sordukları anda her şey çözülecekken, ikisi de bunu hiç sormadılar. Konuşulan yegâne şey hastalıktı ve son zamanlarda öyle sık gündeme gelir olmuştu ki asıl soruyu unutturmuştu.

Ve Ignatius zihinsel olarak kötüleştiğini kabul etse de etmese de, her şey olduğu gibi, baskıyla veya umursamazca, sürüp gidecekti.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Öne Çıkanlar

Kurmaca Metinlerde Zaman Kiplerinin Ku..F. Kılınçarslan
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

P. D. &. L. Moon

6 Ekim 2025

Mega Influencerların Yükselişi

Mega influencerlar halkın hayal gücüne yön verir. Ve gerçeklerden çok anlatıların önem kazandığı bir dünyada savaşlar hayal gücünde kazanılır, hayal gücünde kaybedilir.Epistemolojik bir krizin son safhalarındayız. Yapay zekâyla donanmış çağımızda hakikat fikri -ne olduğ..

Devamı..

Kapitalist Kişisel Dönüşümün Olmazsa O..

Fabien Trécourt

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024