Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

30 Eylül 2025

Edebiyat

En İyi Jane Austen Romanı Hangisiydi?

Oggito

Paylaş

0

0


Doğumunun 250. yıldönümünde Jane Austen’ın en sevilen romanlarını nüktedanlık, çekicilik ve romantizm yönünden birbiriyle karşılaştırıyoruz. Austen romanları üzerine yaptıkları çalışmalarla tanınan altı akademisyen, en iyi romanın hangisi olabileceği konusunda görüşlerini paylaştı ama elbette kazananı siz kendinize belirleyeceksiniz. 

Akıl ve Tutku  (1811)

Aberystwyth Üniversitesi’nde 19. yüzyıl edebiyatı ve yaratıcı yazarlık üzerine dersler veren Lucy Thompson’ın seçimi.

Akıl ve Tutku’da okuduğumuz hikâye, Austen’ın en radikal anlatılarından biri. Yayımlanan ilk eseri olduğundan ötekilerin gölgesinde kalmış olabilir ama hikâyesi ilk yazıldığı dönemde ne kadar keskin ve sivriyse şimdi de öyle. 

Akıl ve Tutku’nun temelini itibarın, ailevi yükümlülüklerin ve cinsiyete dayalı beklentilerin hâkim olduğu bir dünyada yaşamanın duygusal bedelleri oluşturuyor. Mirastan mahrum edilen ve evlerinden kovulan Dashwood kardeşler sürekli başkalarının gözetimi altında yaşamaya mecbur kalırlar. Austen, değer yargılarının dış görünüşe göre belirlendiği şekilci bir toplumda nasıl hayatta kalınabileceğini Elinor ve Marianne karakterleri üzerinden anlatır. 

Austen’ın kendine ait bir mektup taslağından yola çıkarak yazdığı bu romanda  bilginin nasıl dur durak bilmeden yayıldığı ve aynı zamanda yanıltıcı da olabileceğini okurun bir an olsun elinden bırakamayacağı bir tarzda aktarılıyor. Dedikodu insanların yaşamını kısıtlamakla kalmaz, çarpıtır da. Gidip gelen mektuplar gözetlenir, konuşmalar dinlenir, varsayımlarsa gerçek olan ne varsa onların yerini alır. 

Bu, herkesin her şeyi izlediği ama aslında hiç kimsenin olan biteni görmediği bir dünyadır. Akıl ve Tutku’nun Emma’dan ya da Gurur ve Önyargı’dan daha naif bir havası olabilir ama Austen’ın dış görünüşün insan yaşamını nasıl yönettiğine dair erken dönemde yazdığı en sert eleştirileri içinde barındırır. 

Gurur ve Önyargı (1813)

Edge Hill Üniversitesi’nde İngiliz Edebiyatı alanında okutman olan Andrew McInnes’in seçimi.

Gurur ve Önyargı’nın en iyi Austen romanı olduğunu herkes bilir. Peki niçin? Elizabeth Bennet. Lizzy öylesine karizmatik bir karakterdir ki, Darcy’nin gururuyla Lizzy’nin önyargıları arasında çatışma size somut değil, soyut bir meseleymiş gibi gelebilir. 

Austen ön yargıları vazgeçilmez bir kılığa sokar ve biz de kendimizi bir anda bu ön yargıları onunla paylaşırken vaziyette buluruz. Mesela sırf Lizzy tarafından sinir bozucu bulunduğundan Bayan Bennet ile karşılaşınca gözlerimizi devirir, yalnızca Lizzy’nin değil,  bizim içimizdeki cadalozluğu da tatmin eden Wickham’ı baştan çıkarıcı bulur, nihayetinde de Darcy’e aşık oluruz. 

Gurur ve Önyargı Austen romanları arasında hem en eğlenceli hem de en seksi olandır. Yazar kendine bir an olsun bile tereddüt etme şansı tanımadan baş döndürücü bir aşk hikâyesi yazma izni verir. Darcy, Northanger Manastırı’ndaki Henry Tilney’den farklıdır çünkü Lizzy’e aşık olmasının sebebi Lizzy’nin ona hayranlık duyması değildir – önce kendisi aşık olur. Darcy ne Akıl ve Tutku’daki Eds Ferrars ne de Mansfield Park’taki Bertram gibi sıkıcıdır, o daha ziyade utangaç ama aynı zamanda dediğim dedik, eğlenceli bir adamdır. Lizzy ise Emma’nın aksine başka kadınlarla sağlıklı ilişkiler kurar. 

Austen, Gurur ve Önyargı’yı “çok hafif, parlak ve ışıltılı” olarak nitelerken Walter Scott ya da Napolyon üzerine denemeler de yazabileceğini söylemiştir ama biz biliyoruz ki, bu resmen cinayet olurdu çünkü Gurur ve Önyargı öteki romanlarının tamamını gölgede bırakacak denli hafif, parlak ve ışıltılıdır. 

Mansfield Park (1814)

Londra Queen Mary Üniversitesi’nde erken modern dönem tarih profesörü olan Amanda Vickery’nin seçimi. 

Gurur ve Önyargı daha ziyade genç kızların okuduğu bir ilk gençlik romanıyken Mansfield Park, küçük bir kızın büyüme sürecini konu alan tek Austen romanıdır. 

Austen’ın bütün romanları kadın merkezli aşk romanlarının farklı versiyonlarından oluşur. Kahramanları çoğunlukla yetişkin genç kadınlardır, bir yıl gibi bir süreyi anlatır ve romanların sonunda bu kadınlar genellikle kendilerini hak eden saygın bir beyefendiyle evlenir. Mansfield Park’ın kahramanıysa küçük bir kızdır – cılız ve korkak bir kız. 

Mansfield Park tıpkı Charlotte Bronte’nin Jane Eyre’i gibi bir bildungsroman, yani olgunlaşma romanıdır. Jane ne denli yoksul ve sıradansa Fanny Price’ın toplum içindeki yeri de bir o kadar önemsizdir – zengin ve bencil insanların malikânesinde yaşayan bir Külkedisi figürü. 

Fanny utangaç, kırılgan ve fiziksel açıdan çekingendir ama ahlaki olarak korkak değildir. Payına düşeni onurlu bir biçimde kabullenmeyi ve inandıklarına sıkı sıkı bağlı kalmayı öğrenir. Fanny’nin kendi hikâyesinin merkezi haline gelmesi ancak üçüncü cildin ortalarına denk gelir. Mansfield Park yalnızca bir aşk hikayesi değil, aynı zamanda bir yaşam öyküsüdür.

Emma (1815)

King’s College London’da küresel edebiyat profesörü olan Ruvani Ranasinha’nın seçimi.

Jane Austen, proto-feminist kahramanı Emma Woodhouse’u olağanüstü canlı bir tarzda tasvir eder. Nüktedan, kıvrak zekâlı ve çekici bir kadın olan Emma, kendini aşırı güvense de kusurlu bir karakterdir. Kadınlardan beklenen her tür davranışa meydan okur ama aynı zamanda çelişkilerle doludur: Benmerkezci olmasına rağmen hastalık hastası, züppe, öte yandan nazik ve hoşgörülü babasına derinden bağlıdır. 

Emma başka insanların, bilhassa da koruması altındaki Harriet Smith’in aşk hayatına burnunu sokmaktan büyük zevk alır. Fakat özenle ördüğü karmaşık entrikalar çözülüp tel tel söküldüğünde ve bu işgüzar kadın kendi eksiklerinin farkına varmasını sağlayan küçük düşürücü hatalar yaptığında ansızın kendisiyle yüz yüze gelir: “Mr. Knightley’nin ondan başka hiç kimseyle evlenmemesi gerektiği fikri adeta bir ok gibi hızla aklından geçti.” 

Austen’ın bütün romanlarında servet ve evlilikle özdeşleşen dönemin sınıf bilincini görürüz. Otuz bin Sterlinlik yüklü bir mirasın murisi olan Emma ise gelecek vaat eden erkeklerle evlenebilmek için kadınlar arasında yaşanan yoğun rekabetten muaftır. Üstelik Elton gibi köklü bağlantılar ve yüklü miktarda çeyiz peşinde olan erkekleri de kendine çeker. Dolayısıyla roman bu yönüyle hem kendi döneminin net bir portresi hem de günümüzün bir yansımasıdır. 

Northanger Manastırı (1817)

Oxford Üniversitesi İngiliz Edebiyatı Bölümü öğretim üyesi Octavia Cox’un seçimi.

Northanger Manastırı tam bir şamata cümbüşü. Okurdan hiçbir şeyi esirgemiyor: Kadın kahramanlar, gelenekler, toplum, hatta bizzat okurların kendisi. Northanger Manastırı’nda bir Austen romanından bekleyebileceğiniz her şey var: Ataerkil toplum yapısının ve bununla birlikte sosyoekonomik durumun silah haline getirilmesinin keskin bir hicvi, insanoğlunun saçmalıkları ve kibri, ustalıkla işlenmiş zekice ifadeler, keyifli bir hikâye ve ironi. Üstelik Austen’ın öteki romanlarına göre fazladan bir küstahlık da barındırıyor. 

Anlatıcının yazar olduğunu her fırsatta ima eden gösterişli sesi okurla sürekli ilişki halinde ve olaylara dair şakalar yapıp duruyor. Dolayısıyla meta-kurgusal bir metin. Mesela bir yerde anlatıcı romanın kendisinden bahseder ve okurun elindeki metnin romantizm açısından yeni bir durum olsa da, sıradan yaşama ilişkin yeni bir şeyler barındırmadığını belirtir. 

Romanın savunulduğu paragraf proto- feminist bir savaş çağrısını andırır çünkü kadın yazarlardan birbirlerinin eserlerini yermeleri değil, kutlamaları talep edilir. Northanger Manastırı’nın kendi dönemi için bir yenilik sayılabilecek bu meta-kurgusal yapısı, bir yazar olarak Austen’ın amacını ve tarzını büyük ölçüde ortaya koyar ki, bu da romanı bütün Austen severler için mutlaka okunması gereken bir metin haline getirir. Üstelik bir hayli komik bir kitaptır, hem de çok komik. 

İkna (1817)

Leeds Üniversitesi İngiliz Edebiyatı öğretim üyesi Richard de Ritter’in seçimi. 

İkna, İngiliz edebiyatındaki gelmiş geçmiş en iyi aşk mektubunu içerir. Mektup, romanın asıl kahramanı Anne Elliot ile sekiz yıl gibi oldukça uzun bir süre boyunda sevdiği Kaptan Frederick Wentworth arasında gelişen ağdalı romantizmin doruk noktasıdır. Wentworth’ün yanıtı da bir o kadar çarpıcıdır: “Ruhumu delip geçiyorsun, bir yandan ıstırap içindeyim öte yandan umut içinde. Lütfen bana senin için geç kaldığımı söyleme.” (Spoiler: Hayır, geç kalmamıştır.)

İkna’yı öteki Austen romanlarından farklı kılan şey, 27 yaşındaki kahramanı Anne Elliot’ın önceki kahramanlardan çok daha olgun oluşudur. Austen, komikliğe varabilecek denli narsist olan ailesi tarafından önemsenmeyen Anne’in derin kişiliğini o parlak üslubuyla ortaya çıkarır. Okurlar kendilerini bir anda roman kahramanının zihninde bulurlar. Anne, Wentworth’le kuracakları ortak geleceğin kendi ruh hali üzerinde yarattığı tuhaf dalgalanmaları yaşarken biz de onun en derininde saklı duran düşünce ve duygularına tanıklık ederiz. 

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Robert Musil’in Niteliksiz Adam Romanı..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

20 Mayıs 2025

İstanbul’da Satılık Daire Alırken Nele..

İstanbul, Türkiye’nin en büyük metropolü ve aynı zamanda en hareketli gayrimenkul piyasasına sahip şehridir. Farklı gelir gruplarına hitap eden binlerce ilan, şehrin her noktasında yer almakta, bu da seçim sürecini karmaşık hale getirmekted..

Devamı..

Müşterek Bir Dille Ayrılan Singapur

H.M.A. Leow

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024