Mega influencerlar halkın hayal gücüne yön verir. Ve gerçeklerden çok anlatıların önem kazandığı bir dünyada savaşlar hayal gücünde kazanılır, hayal gücünde kaybedilir.
Epistemolojik bir krizin son safhalarındayız. Yapay zekâyla donanmış çağımızda hakikat fikri -ne olduğu, kimde olduğu ve ona nasıl ulaşıldığı- kendi üstüne yıkıldı. İnsanlar artık neye inanacağını bilmiyor. Önceki kuşaklara nazaran daha az zeki ya da daha bencil olduklarından değil, dünyayı anlamlandırmalarına yardım edecek yapı ve kurumlar tamamen yok olduğundan. Geride kalansa en yüksek sesin, en keskin hissin, en karizmatik kişiliğin ve -çok trajik ama- en ikna edici ve yaratıcı yanlış bilginin zafer kazandığı dijital bir popülizmden ibaret. Bu, mega influencerların çağı ve muhtemelen durum daha da kötüye gidecek.
Mega influencer yeni bir rol modeli. Radyo-Tv programlarında yıllardır “medya bilirkişisi” olarak adlandırdığımız profilleri gördük. Aslında çoğu, konuşulan konunun uzmanı değildi ama en azından güncel olaylar hakkında yorum yapacak bilgi birikimleri vardı. Onlara kulak verirdik çünkü önemsediğimiz konuları önemseyen başka birilerinin daha olduğunu bilmek bizi memnun ederdi –öyle değilse bile en azından dinlemekten hoşnut olduğumuz kişilerle söyleşi yapmayı iyi becerirlerdi.
Dünya hakkında bir şeyler öğrenmek için elbette medya bilirkişilerinin en iyi yol olduğunu söyleyemeyiz çünkü düşünme işi sizden alınıyor ve bir başkasına devrediliyordu. Buna rağmen 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra medya dünyamızın ayrılmaz parçalarından biri haline gelmişti. Üstelik medya bilirkişileri konuşurken ya da yorum yaparken o kadar da bağımsız, özgür değildi. Yayın kurulları, yapımcılar, kullanılacak üslup ve ele alınacak olgular hakkında bir dizi standart vardı. Bilirkişi kamera karşısında spekülasyon yapabilir, hatta bir dereceye kadar abartabilirdi ama gerçeklik ve nesnelliğe bağlı kalırdı – her zaman değilse bile çoğu zaman.
Fakat durum artık böyle değil. Mega influencerların haber odasıyla herhangi bir bağlantısı yok. Hiçbir yayın kuralına uymak zorunda değiller ve hiçbir kuruma hesap vermiyorlar – ama yine de çoğunun arkasında -genelde kötü emellere hizmet eden- yerli ya da yabancı bir destekçi var. Kendi kendilerini yaratıyor, kendi kendilerini doğruluyor, platformun ta kendisi oluyorlar. Üstelik medya bilirkişilerinin aksine yaptıkları şey yorumla sınırlı değil. Her şeyi kapsayan bir düşünce sistemi, bütün olgu ve olayları içine alan ya da bütünüyle dışarıda bırakan keskin bir dünya görüşü ortaya koyuyor, adeta kendi kendini yoktan var eden bir tanrı gibi davranıp yalnızca sözleriyle gerçekliğe şekil veriyorlar. Doğruya doğru, mega influencerların yükselişinde insanların tapınma ihtiyacını gideren dini bir boyut da var.
Şu an postmodernizmin nesnel gerçek karşısında sürdürdüğü uzun soluklu bir kampanyanın zaferine tanıklık ediyoruz. 20. yüzyılın ikinci yarısında Fransa’da başlayan postmodernizm, büyük anlatıların baskı aracı olarak işlev gördüğünü, hakikat iddialarınınsa örtülü bir güç gösterisi olduğunu öğretti. Otoriteyle otoriterlik arasındaki sınırlı bulanıklaştı. Artık “tarih” diye bir şey yok. Yalnızca hepsi birbirine eşdeğer olan farklı farklı “tarihler” var. Postmodern dürtü her ne kadar başlarda sol düşüncenin bir özelliği olsa da, onun araçlarını ve söylemini kullanan mega influencerların yükselişiyle birlikte sağ düşünce tarafından da benimsendi.
Bu fikir boşluğunda insanlar kendiliğinden sadakate yöneliyor. Kişinin kendi tuttuğu takımı tercih etmesi ya da sürekli gidip raftan aynı deterjan markasını alması gibi kendilerine bir influencer seçiyor ve o andan itibaren seçtikleri influencerın ağzından çıkan her sözü gerçek, o da olmadı içgörü hatta kehanet olarak kabul ediyorlar. Kimsenin haber kaynağını umursadığı yok. Ya da bir kişi bile çıkıp da influencerın kimden alıntı yaptığını sormuyor. Takipçilerin nazarında mega influencerın kendisi olası tek kaynak. Üstelik şimdilerde bir de yapay zekâ gibi güçlü bir araçla karşı karşıyayız ve bu gidişle gerçeğe olan erişimimizi kaybetmekle kalmayıp gerçeğin erişilebilir olduğu fikrini de tamamen kaybedeceğiz. Şu an yaşadığımız dünyada fikirlerin değeri giderek azalıyor. Kitlesel hareketlerin doğası konusunda muhtemelen en büyük düşünürlerden biri olan Eric Hoffer, hayati öneme sahip eseri Kesin İnançlılar’da şöyle der: “Görünen o ki, kitle hareketlerine liderlik etmek söz konusu olduğunda fikirlerin kalitesinin pek önemi yok. Önemli olan kibirli tavırlar, başkalarının görüşünü tamamen göz ardı etmek ve dünyaya tek başına meydan okumak.” Mega influencerların doğası ne kadar da iyi yansıtıyor, gerçekten korkunç.
Bu, kökeni çok derine uzanan ahlaki ve manevi bir sorun. İnsanlar gerçeği ayırt etme yeteneklerini kaybettiklerinde yalnızca hatalara değil, kötülüğe de açık hale gelirler. Mega influencerların kurumsal anlamda gücü olmayabilir ama halkın hayal gücüne yön verirler ve gerçeklerden çok anlatıların önem kazandığı bir dünyada savaşları kazandıran da kaybettiren de hayal gücüdür.
Eğer bir çıkış yolu arıyorsak gönderileri ve videoları işaretlemekten daha fazlasını yapmamız gerek. Eski usullere dönmeli ya da onları yeniden öğrenmeliyiz. Dikkatli bir biçimde ağır ağır okuyacak, kaynaklardan emin olacak ve belirsizlikle yaşamanın nasıl bir deneyim olduğunu anımsayacağız. X’i yaşamımızdan çıkaracak ve kitaplara döneceğiz. Ama bütün bunlardan daha da önemlisi gerçeğin belli bir hareket tarzı, o sıralar herkesin peşine düştüğü bir trend ya da sırf en sevdiğiniz sosyal medya hesabı söyledi diye “aniden içinize doğan bir his” olmadığını hatırlamamız gerekecek. Gerçek dediğimiz şey aranması, uğruna mücadele edilmesi ve kazanılması gereken bir şeydir. Böylesi köklü bir dönüşüm kendini gösterene kadar mega influencerların çağı devam edecek. Onlarla birlikte kafa karışıklığı, sahte peygamberler ve dünyadaki yozlaşma ve yıpranma da devam edecek.
Ve belki de bütün bu kafa karışıklığı insanoğlunu çok derinlerde bir yerde kökleri olan bambaşka bir şeye geri döndürecek. Sonsuza kadar sürecekmiş gibi görünen bu kadar çok yenilik, bu kadar çok yalan, aldatma ve kuru gürültü eninde sonunda herkesin ruhunu yoracak ve eziyet verici hale gelecek. İnsanlar şimdiden başka yerlere bakmaya başladı bile. Eski, köklü, sağlam ve kanıtlanmış şeylere. Hepimizin içinde geçici, tek günlük ömrü olmayan bir şeylere özlem var. Artık mega influencerları bir kenara bırakıp, dijital çağın aşındırdığı kutsal düşünce alışkanlıklarına geri dönme zamanı.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan






