Bu zulme ortak olanların sessiz kalanların, karşı çıkıp direnenlerin nerde konumlandığı romanın ilerleyişi içinde bariz görünüyor.
Kolektif hafızanın susturulmuş yönüyle yüzleşme gösteren her yazar anlatıcı olmakla birlikte tanık olma rolünü de üstenir. Muharrem Erbey insan hakları savunuculuğundan yola çıkarak vicdani tanıklık rolüyle edebiyat dünyasında yerini aldı. Hukukçu kimliği ile adaletin peşinden koşarken aynı zamanda ötekileştirmiş ve ezilen halkların yaşam deneyimlerini kolektif travmaları yazdıkları ile duyurma gayreti içinde. Geçmiş ile yüzleşmeye yazdıkları ile davet eden Muharrem Erbey yazdıkları adeta hafıza mekanı oluşturuyor. Muharrem Erbey’in Günahkarlar Kalesi üçlemesinin ikinci kitabı olan Aram ve Leyla romanı 2025 yılında yayımlandı.
1915 ve 1938 yılında farklı iki coğrafyada yaşanan Ermeni ve Balkan tehciri sırasında yaşanan göç, tehcire maruz kalan halkların canlarının mallarının gasp edilmesi gibi olayların hikâyeleştirildiği roman olarak karşımıza çıkıyor.
Mikail: Sürgün Tanıklığı
Mikail karakterinin 1915 yılında çıkan fermandan sonra Kırmızı Kilisede “yaz sadece yaz” diye ilahi bir sesle uyanıp yaşananları görmek, duymak ve yazmak için harekete geçmesiyle başlıyor. Mikail tanıklık ve yaşananları hatırlama sorumluluğu ile yola revan oluyor.Bu yolda amaç yaşananları sadece yazmaktan ziyade; zulmü, haksızlığı belgeleyerek unutturmamak gibi vicdani bir misyon taşıyor. Mikail bir bakıma yaşananlarla yüzleşilmesi unutulmaması hatırlanması için yazmayı direniş biçimi olarak görüyor.
Şeyh Kasım: Adalet ve Vicdanın Kalesi
Şeyh Kasım karakteri fermanla ortaya çıkan zulmün karşısında durarak adaletten yana tavır alıyor. Şeyh Kasım’ın zulmün bitmesi için vali Dr Reşit karakteri ile görüşmesi neticesinde Dr Reşit’in zulümden yana olduğunu görmesi güç ve vicdanın çelişkili ilişkisini gözler önüne seriyor. Şeyh Kasım’ın zulme uğrayan buna karşı olan farklı inanç ve etnik kökene mensup bireyleri Günahkârlar Kalesi’ne davet ediyor. Günahkarlar Kalesi etnik sosyal kültürel farklılıklara sahip bireylerin bir arada yaşamalarının mümkün olduğunu gösteren bir mekan olarak kurgulanıyor. Roman boyunca kalede kolektif hafızanın, direnişin ve adaletin nasıl inşa edilip direniş merkezi haline geldiğini romanda adım adım görüyoruz. Kale hem sığınak hem de kaledekilerin ruhlarındaki yaralarının belgeselvari dille anlatıldığı bir mekân.
Çocuk Bilge Aram
Romanda tehcirin bir başka yönünü çocuklarda görüyoruz. Aram fermandan sonra ailesi öldürülmüş ablası kız kardeşi ile ayrı düşmüş bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Romanın etkileyici karakterlerinden biri Aram. Şeyh Kasım ile karşılaşarak günahkarlar Kalesine doğru yolculuğu başlıyor. Çocuk yaşına rağmen sezgileri çok kuvvetli mistik bir karakter olarak travmanın hem tanığı hem de mağduru. Aram’ın Günahkarlar kalesine gitmesiyle yaşadıkları zulmün mağduru olmakla birlikte buna karşı koyması sezgileri ile günahkarlar kalesinde direnişe yön vermesi yaşadıkları travmayı nasıl dönüştürebileceğinin göstergesi olarak görülebilir.
Toplumsal Travma ve İnsanlığın Limanı
Romanda ferman ile beraber tehcir edilen halkın mallarının, canlarının gasp edilmesi öldürülmesi tacize tecavüze uğramalarına sessiz kalınması bunun bürokratik kanallarla yapılıp meşrulaştırılması toplumsal çöküşün de göstergesi. Bu zulme ortak olanların sessiz kalanların, karşı çıkıp direnenlerin nerde konumlandığı romanın ilerleyişi içinde bariz görünüyor.
İskender’in Umut Hikâyesi
Kalede anlatılan İskender’in hikayesi romandaki önemli kırılma noktalarından biridir. Zulme karşı gelmek isteyenlerin içindeki o gücü bulmasında direnişin savunmaya inanca dönüşmesinde önemli etken oluyor. Kaleye gelen insanların değişip dönüşmesi umutlarının derinleşmesi İskender’in hikayesiyle gerçekleşmeye başlıyor. Farklı etnik kimliklerin kalede yeniden yaşam kurup burda beraber direnmenin yollarını ararken İskender’in hikayesi ile dayanışma içinde olup direniş başlatıyorlar.
Leyla: Sürgünün Kadın Yüzü
Leyla 1938 Balkan tehciri ile göçün ve yaşın izlerini bedeninde ve ruhunda taşıyor. Kalçasındaki mavi ben ile yaşadıkları toplumsal şiddetin taşıyıcısı olduğu görülüyor. Leyla’nın hikayesinde mavi beni yolculuğu boyunca yaşadığı travma ve kaybın işareti olmakla birlikte aynı zamanda göçle birlikte yeniden başka bir hayat kuracağının da habercisi oluyor. Leyla’nın yolculuğu boyunca kehaneti toplumsal umudun iyileşmenin ihtiyacını temsil ediyor.
Unutmaya Karşı Yüzleşmek ve Direnmek
Aram ile Leyla tanıklığıyla örülmüş bir hafıza romanı. Metinlerarasılığı kuvvetli edebi, tarihi, felsefi ve dini öğeleri barındıran yapıya sahip. Bireysel yaralanmaların toplumsal travmalarla iç içe geçtiği yüzleşme romanı işlevi görüyor. Geçmişin yaraları ile beraber bu güne sirayet eden travmaların nasıl oluştuğunu tarihsel ve edebî anlatımla okura aktarıyor yazar. Bu travmaya maruz kalan kadınlar biraz Leyla kadar yalnız, Aram kadar yaralı, hâlâ Şeyh Kasım kadar vicdanlı ve Mikail gibi tanık olmaya devam edecek. Hâlâ bir vicdanlı ses “Yaz sadece yaz” diye fısıldayacak.






