Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

29 Eylül 2025

Doğa

Rosa Luxemburg’un Kızıl Ekolojisi

Christine Schwöbel-Patel

Paylaş

0

0


Luxemburg’un ekoloji hakkındaki yazıları, politik ekonomi alanındaki çalışmalarının aksine, uzun bir süre hak ettiği değeri görmedi.

Devrimci, anti-kapitalist ve anti-emperyalist düşünür Rosa Luxemburg’un ismi genellikle kırmızı güllerle ya da sosyalizmi ve işçi hareketini simgeleyen kızıl karanfillerle ilişkilendirilir. Rosa Luxemburg’un Berlin, Landwehr Kanalı’ndaki mezarıysa – sağcı eşkıyalar tarafından öldürüldükten sonra cesedinin atıldığına inanılan yer – ölüm yıldönümlerinde  (15 Ocak) ve doğum günlerinde (5 Mart) düzinelerce kızıl karanfille süslenir. 

Luxemburg’un kısacık hayatında botaniğe, doğaya ve hayvanlara nasıl büyük bir ilgi duyduğunu düşündüğümüzde kızıl karanfillerin onun için aynı zamanda bir övgü olduğunu da söyleyebiliriz. 

Vladimir Lenin, Amílcar Cabral, W.E.B. Du Bois ve Marx’ın kendisinin de dahil olduğu Marksist düşünürlerin radikal politikaları, hâlihazırda karşı karşıya kaldığımız iklim felaketi dolayısıyla canlandı ancak bu düşünürlerin çalışmaları titiz bir yeniden değerlendirme sürecinden geçerken Luxemburg’un doğa üzerine yaptığı çalışmalar “kadınsı” addedilerek genellikle görmezden gelindi. Bunun en büyük sebeplerinden biri de çalışmalarının, devrimci yaşamının ayrılmaz bir parçası olarak değil, doğaya olan “sevgisinin” tezahürü olarak görülmesiydi. 

Ne var ki, Rosa Luxemburg’un doğa hakkındaki çalışmalarının yeniden ele alınması ve bu durumun değişmesi gerek. 

Marx’ın ve Marksistlerin ekolojisi

Son yıllarda literatürde dünya tarihinin en önemli politik ekonomistlerini onların ekolojiye olan yaklaşımları bağlamında ele alan çalışmalar konusunda gerçek bir patlama yaşandı. Giderek artan bu ilgi, iklim değişikliği söz konusu olduğunda piyasa temelli çözümlerin normalleştirilmesine karşı koymak anlamında memnuniyet verici bir durum çünkü doğanın metalaştırılıp paraya dönüştürülmesi için illa sömürülmesi ve yok edilmesi gerekmiyor, doğayı koruyarak da bunu yapmak mümkün.  Mesela iklim felaketine karşı kabul gören çözümler arasında karbon ticareti, yani emisyonun azaltılması için karbon kredilerinin alınıp satılmasına imkân veren piyasa sistemi, biyoçeşitliliğin dengelenmesi ve doğa üzerinden yapılan başkaca değerlemeler var. Bu bağlamda kapitalizmin iklim felaketindeki rolünün tartışılarak piyasa mantığının sorgulanması, piyasa temelli çözümlerin normalleştirilmesini sarsmak için en önemli araçlardan biri. 

Kohei Saito and John Bellamy Foster, Marx’ın düşüncelerini iklim felaketi üzerinden ele alan isimlerden ikisi. Literatürün büyük bir kısmı, Marx’ın eserlerinin önceki yorumlarının gözden geçirilmesinden oluşur. Nitekim bahse konu yorumlarda Marx, kontrolü işçi sınıfının elinde olacak üretim araç ve olanaklarıyla teknolojiyi, sanki hiç eleştirmeden körü körüne övüyormuş gibi sunulur çünkü Marx’a atfedilen antroposentrik görüş genellikle onun – değerin tek kaynağı olarak insan emeğini esas alan –  değer teorisiyle bağlantılıdır. 

Buna karşın Foster, Marx ve ekoloji üzerine yapmış olduğu kendi çalışmasında Marx’ın “metabolik çatlak” yaklaşımından hareket eder. Foster’a göre çevresel krizlere önem verme zorunluluğu, aynı zamanda kapitalizmin de çelişkilerinden biridir. Saito ise söz konusu argümanın çerçevesini genişletir ve Marx’ın ekoloji anlayışının aslında politik ekonomi eleştirisinin bir parçası olduğunu savunur. Böylece insanla yeryüzü arasındaki metabolik etkileşimin nasıl bozulduğuna dair tarihsel – çevresel – bir materyalizm geliştirmenin temelleri atılmış olur.

Lenin’in çalışmalarından faydalanan tanınmış teorisyen ve iklim aktivisti Andreas Malm ise “Ekolojik Leninizm” çağrısında bulunarak Leninist zamanlamanın aciliyetine duyulan ihtiyacı vurgular ve felaketler karşısında siyasetin nasıl bir rol oynaması gerektiğini tartışır. Malm, hâlihazırda içinde olduğumuz çevre krizini, fosil yakıt sermayesinin krizine dönüştürmemiz gerektiğini söyler ve düşüncelerinin sınırını genişleterek toplumları ekolojik savaş komünizmine çağırır.

Marksist düşünceyi ekoloji felaketi üzerinden ele alma girişimleri elbette bunlarla sınırlı değildir ve Amílcar Cabral ya da W.E.B Du Bois’nın tarım hakkındaki düşünceleri de yeniden değerlendirilir. 

Tartışmaya yapılan bu katkılar, sömürge karşıtı bir ekolojiye olan ihtiyacı vurgulayarak devrimci (Marksist) düşünürleri toplum, doğa ve ırkçılığın kesişimine yerleştirir. Fakat her ne kadar Marksistlerce mutlak surette desteklenmese de, tarihsel materyalizmin ekolojisi teorik açıdan bakıldığında büyük bir ilerleme değildir. Materyalist yorum, insanlarla maddi dünya arasındaki etkileşime dair –  sosyal yapılarla ilişkili olarak doğayı da içeren –  daha nitelikli bir kavrayış sunar.

Rosa Luxemburg’un çalışmalarını yeniden ele almak

Rosa Luxemburg’un 47 yıl gibi kısa bir zamana sığan yaşamında tutkuları ve odaklandığı uğraşlar genellikle birbirinden farklı yerlere konumlanır. Bir tarafta Marx’ın eserlerini derinlemesine hatmetmiş olan ve Lenin’le bile tartışmaya girebilen soğuk-kanlı bir politik ekonomist durur, öteki tarafta botanik üzerine yaptığı çalışmalarla ön plana çıkmakla kalmayıp oldukça detaylı manzara ve çiçek çizimleri yapabilen gerçek bir doğa tutkunu. Bu ayrım genellikle kamusal hayat ve özel hayat arasındaki ayrım olarak tasvir edilse de, arka planda her zaman toplumsal cinsiyete ilişkin örtülü bir ima içerir. 

Rosa Luxemburg’un hayatının bu iki yönü, birbirini yok ediyormuş gibi görünür: Politik ekonomi alanındaki çalışmaları ciddiye alınmaz çünkü o aynı zamanda sevebilen ve resim yapabilen bir kadındır, botanik alanındaki çalışmaları da ciddiye alınmaz çünkü botaniğin devrimci politikalarla doğrudan bir bağlantısı bulunmaz. Bu da sosyalist siyasete ilgi duyanlar açısından Rosa Luxemburg’u kızıl bayrakların ve kızıl karanfillerin ikonik yüzü haline gelen “ikonik Rosa’ya” dönüştürür. Fakat biz bu birliği – hem Rosa Luxemburg ismi geçen her yerde duygulara sarılma eğilimini hem de bahsi geçen ayrımları ortadan kaldırmayı amaçlayan feminist metodolojiye uygun olarak –  “Luxemburg’un ekolojisinin” temeli olarak düşünebiliriz. 

Luxemburg’un siyaset bilimi ve ekonomi eğitimi almadan önce İsviçre’ye taşındığını, orada botanik ve zooloji alanlarında eğitim gördüğünü unutmamamız gerek. Ekolojiye ve politik ekonomiye olan ilgisiyse, arkadaşı Luise Kautsky’e yazdığı bir mektupta bitki kataloglama çalışmalarına başladığını belirttiği ve aynı zamanda büyük eseri Sermaye Birkimi’nin de yayımlandığı yıl olan 1913’te birbiriyle iç içe geçer. Bir yandan kapitalizmin nasıl olup da kapitalist olmayan alanlarda bu denli saldırgan bir biçimde yayıldığını düşünen Luxemburg, öte yandan Berlin’de çıktığı yürüyüşlerde bitkileri toplar, presler ve botanik olarak inceler. 

Ekolojiyle politik ekonomiyi bir araya getirme çabası, Sermaye Birikimi’nde bariz bir biçimde görülür. Üretim araçlarına el koymak için modern sömürge politikasından destek alan sermayenin ilkel birikim vasıtasıyla dur durak bilmeden nasıl amansızca genişlediğini anlattığı bölümler dikkat çekicidir. “Bu üretici güçlerin en önemlisi,” der Luxemburg, “elbette toprak, toprak altındaki nadir mineraller, çayırlar, ormanlar ve su kaynaklarıdır.”

Kapitalizmin yayılmacı mantığı yalnızca emek yoğun ilişkileri değil, aynı zamanda doğayı da etkiler ve Luxemburg bu dinamiği hem mecazi anlamda kullanır hem de materyalist bakış açısından dile getirir. Mesela daha ziyade ilk kısma giren sözel tasavvurlarından birinde kapitalizmin, ürün alabilmek için toprağa, yani öteki ekonomik sistemlere ihtiyaç duyduğunu belirtir. 

Acımasız sermaye birikiminin ve kapitalizmin bu saldırgan genişlemesinin çevre üzerindeki etkileri her ne kadar Luxemburg’un yaşadığı dönemde tam anlamıyla gerçekleşmemişse de, o, doğadan ve topraktan sağlanan her tür materyalin bu denli sınırsız bir biçimde kullanılmaya devam ettiği takdirde çeşitli problemlere yol açacağını çok önceden görmüştü. Dolayısıyla kapitalist ilişkiler bağlamında doğanın sömürülmesine karşı oldukça net bir görüşü vardı: “Bu konuda getirilecek herhangi bir kısıtlamayı hoş görmek sermayenin özüne, varoluş biçimine aykırıdır.” 

Nasıl ki, politik ekonomi alanındaki görüşleri sermaye ve doğa arasındaki ilişkilerle bağlantılıysa, doğa gözlemlerine ilişkin arkadaşlarına yazdığı mektuplar da kapitalizm ve emperyalizmle bağlantılıdır. Kendi kedisi Mimi de dahil olmak üzere hayvanları düzenli bir biçimde gözlemler, mektuplarında onları savaş için sömürülmeleri ya da kapitalist birikim araçlarından biri olmaları yönüyle ele alır. 

Bu mektuplardan birinde hapishane arkadaşı Sonia Liebknecht’e “Sonitschka, mein Vöglein” (küçük kuşum) diye hitap eder ve mektubunda savaş ganimeti olarak ele geçirilen Romanyalı bir mandanın çektiği işkenceleri anlatır. Kanlar içinde yere yıkılına kadar askerlerin dayağına maruz kalan manda, Rosa’nın nazarında hiç suçu yokken cezalandırılan bir çocuktan farksızdır. Gördüğü şiddet karşısında nasıl acı çektiğini ve gözyaşlarının yetersiz kaldığını mandaya söylediği şu sözlerle aktarır: “Ah zavallıcık, benim zavallı küçük kardeşim. İkimiz de buradayız – güçsüz ve sessiz. Acı içinde, güçsüzlük içinde, özlem içinde biriz.”

Süregiden emperyalist savaşları ve sermaye birikimi için her gün başka bir projeyle sömürüye açılan tabiat alanlarını göz önüne aldığımızda Rosa Luxemburg’dan öğreneceğimiz çok şeyin olduğu bir gerçek. Gün gelir mezarına bırakılan kızıl karanfiller bize yalnızca onun mücadeleden vazgeçmeyen devrimci kişiliğini değil, bize bıraktığı politik ekonomi ve ekoloji mirasını da anımsatır. 

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Reha Erdem: “Canın acıya acıya gitmek...Çiğdem Öztürk
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Josef Kılçıksız

14 Mayıs 2025

Yürünecek Bir Yol Vardır Her Zaman

Şehrin ve varlığın dağılmış parçalarını bir araya getirerek bir belleğe kaydeden ve bu belleği bir direniş anlatısıyla diri tutan bir hikâye.Doğduğum şehre gittim; her köşe bir duyguyu çağırıyor, her pencere bir utancı. Antakya, 2300’lü yaşlarında oldukça güzel, old..

Devamı..

Sıfırdan Bire, Doğaldan Plastiğe!

Deniz Sessiz

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024