Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

15 Eylül 2025

Edebiyat

Latin Amerika Edebiyatından Trump’a Teslim Olan Amerikan Üniversitelerine Uyarılar

Charlotte Rogers

Paylaş

0

0


Beyaz Saray üniversiteler üzerindeki bu baskı politikasını sürdürmeye devam ederse yakın bir gelecekte muhtemelen çoğu finansman tehdidiyle karşı karşıya kalacak.

Şu an Amerika’daki üniversite rektörleri hem Trump yönetimiyle uzlaşmaya hem de etik ikilemlerle  başa çıkmaya çalışıyor. Bir yandan kendileri açısından hayati önem arz eden araştırmalara fon sağlamak zorundalar öte yandan görüşleri üstlenmiş oldukları misyonla taban tabana zıt bir başkanın dayatmalarına karşı çıkmak zorunda. 

Güz dönemi başladı sayılır. Üniversite yöneticilerininse Trump yönetimiyle başa çıkabilmek için başvurabilecekleri bir kaynak var: Latin Amerika edebiyatı. Nerdeyse yüz yıllık bir arşiv, diktatörlük rejimi altında yaşamanın nasıl bir şey olduğunu anlatan yüzlerce hikâyeyle dolu. 

Özellikle Perulu romancı Mario Vargas Llosa, Kolombiyalı yazar ve gazeteci Gabriel García Márquez ve Arjantinli yazar Luisa Valenzuela’nın roman ve öyküleri bölgenin iniş çıkışlarla dolu siyasi tarihinin, baskının, polisten ya da ordudan destek alan otoriter iktidarların yarattığı korku ikliminin, üniversite gibi köklü kurumlarda yöneticilik yapanların bu iktidarlar karşısında nasıl eğilip büküldüğünün uzun bir anlatısı. 

Kitap raflarından çıkarılacak dersler

Vargas Llosa Teke Şenliği’nde, Dominik diktatörü Rafael Trujillo’nun ona itaat etmeyenleri aç timsahlara yem ettiğini anlatır. Zihnimde canlanan görüntü aklıma Florida’daki göçmen gözetim merkezi Alligator Alcatraz’ı getiriyor. García Márquez’in Başkan Babamızın Sonbaharı’nda, okuma yazma bilmeyen bir diktatör ülkedeki bütün kurumları öylesine ustalıkla ele geçirir ki, nihayetinde  “él solo era el gobierno,” yani tek başına hükümet olur.

Fakat bana kalırsa Amerikan üniversitelerinin Latin Amerika edebiyatından çıkarabileceği en büyük ders, otoriter iktidarlara teslim olmanın hem bireyleri hem de kurumları dönüşsüz bir biçimde değiştirdiği. 

Valenzula bu konuyu, Latin Amerika’daki dört ülke dışında tamamının otoriter rejimlerle yönetildiği 1976 yılında yazdığı “The Censors” isimli öyküsünde ele alır. Öykünün ana karakteri Juan, Paris’te yaşayan sevgilisi Mariana’ya bir mektup yazıp gönderir ama postaya verdikten çok kısa bir süre sonra mektubunun yetkililerce yanlış yorumlanacağından korkmaya başlar. Ona göre mektubu ele geçiren gizli güçler Paris’e gidecek ve Mariana’ya kaçıracaktır. (Maskeli adamların insanları yol ortasından alıp zorla plakasız araçlara bindirmeleri ve o insanların izine bir daha rastlanmaması bu rejimler açısından görülmedik bir durum değildir.) Nihayetinde Juan, kaleyi içten fethetmek sonra da yıkmak gerektiğine karar verir ve sırf kendi mektubunu ele geçirebilmek için inanılmaz bir ağır kanlılıkla işleyen Posta Sansür Bölümü’nde işe girip sansürcü olur.

Üniversite yöneticileri de Juan gibi başlangıçta iyi niyetlilerdir ve üniversitenin misyonunu koruyabilmek için hükümetin dayatmalarına bir dereceye kadar ses çıkarmazlar. Fakat bir kez taviz verilmeye görsün, her şey değişmeye başlar. 

Juan The Censors’da şüphe duyulan mektupları tespit edip sansürleme konusunda özel bir yeteneği olduğunu keşfeder. Atandığı bölümse genelde patlayıcı tozlar ya da maddeler için paket ya da mektupları kontrol etmektir. Orada bir iş arkadaşının sağ eli paketten çıkan patlayıcı yüzünden kopar ve Juan da buna şahit olur. Fakat aynı arkadaşı güvenli çalışma koşulları için bir gösteri düzenlemeye çalıştığında Juan ona destek olmak yerine onu yetkililere ihbar ederek hızlı bir terfi alır.

Juan kendi fırsatçılığını karakterindeki köklü bir bozulma olarak görmez. Ona göre bu yalnızca tek seferlik bir istisnadır ve müdürün ofisinden çıkarken kendini teselli eder: Una vez no crea hábito – bir kereden bir şey olmaz.

Sansür biriminin en üst kademesine yükseldiğinde artık niçin orada olduğunun bilincinde değildir. Rejim açısından tehdit olduğunu düşündüğü mektupları tespit edip yazarlarını suçlamak onun için “olağanüstü fedakârlıklar gerektiren gerçek bir yurtseverlik vazifesi” haline gelir. 

 Tam da o esnada Mariana’ya yazdığı mektubu bulur. Anlatıcının alaycı sesi kulağımızda çınlar: Elbette hiçbir pişmanlık göstergesi olmadan mektubu sansürledi. Hikâyenin son satırlarına geldiğimizde de Juan’ın ertesi gün idam edildiğini öğrenir, Valenzuela’nın anlatıcıyı aşıp gelen sesini işitiriz. Juan, işine sıkı sıkıya bağlı olanlar arasında sıradan bir kurbandır.

Hedef tahtasındaki üniversiteler

Juan bir yandan teslim olurken öte yandan kendine ölümcül bir darbe indirir ama şu an Amerika’daki duruma baktığımda kendimi üniversitelerimizin de aynı yolda olup olmadığını düşünmekten alıkoyamıyorum. 

Brown Üniversitesi 30 Temmuz 2025 tarihli resmi açıklamasında öğrenci kabul kriterlerinde Trump yönetiminin vizyonuna uyacağını belirtti. Columbia Üniversitesi Orta Doğu Çalışmaları Bölümünün hükümet tarafından denetlenmesini kabul ederken  Pennsylvania Üniversitesi trans kadınların bundan böyle üniversitenin kadın spor takımlarında yer almayacağını açıkladı. 

Ve hâlihazırda İspanyolca doçenti olarak görev yaptığım Virginia Üniversitesi’nde rektör James E. Ryan, Adalet Bakanlığı’ndan gelen dayatmalar sebebiyle Haziran ayında istifa etti. 

Halbuki yedi yıllık görev süresi boyunca Ryan, hem kültürel çeşitlilik politikalarını uygulamaya koyarak üniversitesinin vizyonunu genişletmiş hem de düşük ve orta gelirli öğrencilerin eğitim alabilmesi için uğraşmıştı. Fakat istifasından önce  üniversite,  kampüs turuna çıkarılan muhafazakâr gruplardan gelen, “rehberlerin Amerika’nın kölelik tarihine daha az vurgu yapması gerektiği” yönündeki talebine çoktan boyun eğmişti. Üstelik bir de “kurumsal tarafsızlık” ilkesini benimsemişti ki, bu artık Gazze’deki kitlesel açlık gibi konularda tavır almayacağı anlamına geliyordu. Mart ayındaysa yönetim kurulu, Virginia Valisi Glenn Youngkin’in talebi üzerine üniversitenin çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık ofisini kapama kararı aldı. Üç ay sonra Ryan istifa etti. 

Daha fazlası gelecek mi? 

Beyaz Saray üniversiteler üzerindeki bu baskı politikasını sürdürmeye devam ederse yakın bir gelecekte muhtemelen çoğu finansman tehdidiyle karşı karşıya kalacak. Mesela Chicago Üniversitesi, “belirsizlik dönemini” gerekçe göstererek edebiyat, felsefe, sanat ve dil alanlarındaki doktora programlarını askıya aldı. Sosyal bilimler alanındaki programların bu şekilde sürekli kesintiye uğraması halinde öğrencilerin The Censors gibi eserlerle tanışma fırsatını kaybedecekleri de bir gerçek. 

Columbia’ya bakılırsa yaptığı anlaşmayla özgürlüğünü korumuş oldu ama Wesleyan Üniversitesi Rektörü Michael Roth’un da belirttiği gibi bu anlaşmaların ne ölçüde kalıcı olacağına dair akademik camiada ciddi şüpheler var. 

Belki de kimi yöneticiler tıpkı Juan gibi “bir kereden bir şey olmaz” diye düşünüyorlar. Ama korkarım ki, şu an Amerika’nın yüksek öğretimi yöneticileri işlerine olan sıkı bağlılıkları tarafından yutuluyorlar. 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Reha Erdem: “Canın acıya acıya gitmek...Çiğdem Öztürk
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Josef Kılçıksız

14 Mayıs 2025

Yürünecek Bir Yol Vardır Her Zaman

Şehrin ve varlığın dağılmış parçalarını bir araya getirerek bir belleğe kaydeden ve bu belleği bir direniş anlatısıyla diri tutan bir hikâye.Doğduğum şehre gittim; her köşe bir duyguyu çağırıyor, her pencere bir utancı. Antakya, 2300’lü yaşlarında oldukça güzel, old..

Devamı..

Sıfırdan Bire, Doğaldan Plastiğe!

Deniz Sessiz

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024