Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

23 Mayıs 2024

Kitap

Göçün Derinliklerinde Anlatımın İncelikleri

Yeşim Günay

Paylaş

2

3


Hayal kurmakla birlikte, farklı düşünmenin de bir kurmaca olduğunu unutmayalım.

Duran Emre Kanacı, Türkiye’nin jeopolitik konumu üzerinden mesele edindiği göçü anlatmış Büyük Deniz Köpürüyor’da. Kendi içinde sürekli kazan kaynatan Doğulu bir ailenin gelecek uğruna Batı’ya kaçışı.

Edebiyata gönül verenlerin Kanacı’yı çeşitli platformlarda yayımlanan öykülerinden tanıyor olmasına güvenerek, 2021 Ağustos’unda Epona Yayıncılık Eğitim Danışmanlık Ltd. Şti. tarafından basılan Yapı ve Yasa öykü kitabı üzerinden ilerleyeceğim. Yapıtın esas meselesini bir kenara ayırıp, Kanacı’nın anlatım tercihlerine odaklanacağım.

Anlatımında arzuladığı tarzda yazabilen bir genç yazarla karşı karşıyayız. Tarzı yenilikçi sayılmasa da klasik anlatımın ışığında fark yaratıcı. Bir o kadar da okuru düşünmeye zorlayıcı.

Öykü kitabından Filler, Emre’nin üç sayfalık kısa bir öyküsüdür. Kısa anlatımda gerilimi ustaca verirken, kansız ama kan kokan görseller eşliğinde bir çocuk katilinin izini süren dedektifin zihnine girer okur.

Eserin bölüm başlarında yer verilen Arap şairlerinin şiirlerinden alıntılar ve Ugaritçe bölüm başlıkları oldukça iddialı, bir o kadar da okuru zorlayıcı. Bunlara takılmazsanız, ilk üç sayfanın büyüleyici anlatımına kapılıp okursunuz. Hatta satırların kısmen mitolojik olgular içermesini umursamadan. Anlatımla Tunç Çağı’na çekildiğinizi idrak ettiğinizdeyse, bölüm başlıkları ve öncesindeki italik Arap ezgileri birden anlam kazanmakla birlikte zihninizde yeri olmayan karakter adlarını ister istemez kabullenirsiniz. Ve tanıklığınız başlar.

Zihin, ilişki kuran kapıları açar ve bilindik düşüncelerden ilerler. Mevzuya yabancı olunsa da benzerlik kurulur. Zamansız ama bilindik bir düzlemde, bir kız çocuğunun ve annenin hikâyesidir okuduğunuz. Eski Çağ göndermelerini günümüz üzerinden, yeri geldiğinde tam tersini uygulamasıyla okurun da zihninde kapılar açan döngüsel mitolojik anlatıya ister istemez çekilirsiniz.

Göç eden bireylerin yeni mekânlarında karşılaşacakları dil farklılığı, iletişimsizlikten doğan zorluklar, D. E. Kanacı’nın üst akıl satırlarında da karşımıza çıkıyor. Gerilim yaratmada usta olan D. Emre K. tarzıyla zaman içinde daha iyi anlaşılacaktır.

Bellek tazeleyelim. Korunmasız ve muhtaç kalana, kaldı ki dişiyseler, başlarına nelerin geleceğini bilen üst akıl zihni uyarır. İnsani duyguların en hassas kısmını kaplayan acıma dürtüsü köpürür. Toplumun müdafaayla saldırganlaşıp önermeler üreten yanıyla üst aklın kavgası ince ince başlar. Zihin yavaş yavaş kararır. Ve beden huzursuzlanıp arzulamadığı düşüncelere teslim olur. Bu, aynen savaşın ardından gelen barışın, barışınsa gelecekteki bir savaşı yenilediği döngüsünden farksızdır. Savaşı çıkaran mevcudiyetten en büyük zararı görenlerin, korunmasız kalan kadınlardan ve çocuklardan oluşan kitleler olması kaçınılmaz bir gerçektir. Bir başka gerçekse, insani duyguları yöneten belleğin oynak olmasıdır. Ve o bellek olası çıkarların peşindedir. Çıkarlar kendini haklı gösteren şartlara sığınır, zarar göreni ezerek yok etmeye iten kısıtlamalar üretir. Ve kaçış başlar. Göç olgusu genel anlamda bir kabahatse bundan ibarettir. Kanacı bu gerçeği, okuru farklı bir yolculuğa çıkararak sunmakta. Eserin bir sorguyla başlayan üst akıl önermesi ne kadar akıllıca kullanıldıysa, anlatım seçimlerinde tercih edilen unsurlarla ilerleyen bölümlerde kopmaların umursanmadığı da belli. Hatta tarzın düşünülerek özümlenmesi bekleniyor okurdan.

Eserin ilk cümlesini hatırlayalım: “Annelerinin sözünü dinlemeyen çocuklara ne olurdu?”

Bir çocuğun hikâyesini okuyacağımız bilgisi üzerine serpiştirilen, anneni dinlemezsen sonucuna katlanırsın düşüncesiyle iç içe geçen bölümler kendi kaosunda vuku bulan kozmik bir dünyaya ait. Düşüncelerde farklı alanlar açan bir okunmayı arzulandığı kesin D. E. Kanacı’nın. Akabinde gelen bilgilerle akış mitolojik bir anlatıya dönüşürken, yavaşlayıp ağırlaşan üst anlatı, başlangıçtaki keyifli üç sayfanın vadettiği satırlarda ilerliyor.

Kaçımız anne sözü dinlemeyen çocuğun başına geleni bilmesine karşın sonunu merak etmez? Üstelik araya serpiştirilen iblis sözcükleri varken. Zihin katmanlarından taşan merak unsuru okutuyor Kanacı’nın romanını. Öykülerinde de bu unsur hep tetikleyicidir.

Eserin meselesine gelince; göç, kendi içinde oldukça hassas bir konu. Dünyanın bu olguyla biçimlendiği de bir gerçek. Kitlelerin kendi dilini kullanma ısrarı da bu yüzdendir. Uluslararası bir sınırı geçip ve/veya bir devlet içinde yer değiştirmek de göç kapsamında. Kaldı ki bizler, ulus olarak bu konuya yabancı değiliz. Zamanında, Türklerin Anadolu’ya göçleriyle başlayan sürecine, Osmanlı’nın iskân politikasıyla şekillenen kitlelerin daha farklı göçlere maruz kaldığını yazıyor tarihimiz. Hatta cumhuriyet ve sürecinde yaşanan olaylarla göç, bazıları için zorunlu kılınmış. Zihinlerde yeri olan kıyımlar ve kayıplar yaşanmış. Ulusal tarihimiz bu derin mevzunun konuşulmayan, gösterilmeyen kayıtlarıyla dolu. Ve o süreçte, en büyük yarayı alıp zarar görenlerin kadınlar ve çocuklar olduğu da bilinen gerçeğimiz.

Ne yazık ki erkeksiz kalan kadın korunmasız demekti ve malum haneye düşmesi olasıydı. Bugün, o zihniyetin törpülenmiş olması beklense de belleklerdeki geçerliliğini korumakta. Kısmen kabul gören cinsel eşitlik, o dayatmaların sonucunda yaralanan kadın bedenine karşı bir özür kabul edilebilir.

Sosyolojik yönünden göç olgusuna bakarsak: Barış, bir savaş sürecinden çıktıysa ki sözcük anlamı öyle bir döngüye işarettir. Sonucunda doğan huzuru baltalayan insani çıkarların da bir döngüsü olmalıydı.  Her yüz yılda bir, siyasi ve sosyolojik ideolojilerin kapsamında modernize olan düşünceler, çıkarları uğruna savaşan ülkelere karşı üç maymunu oynadığı da bir gerçek. Menfaatin insani duyguların üzerinde yapılandığı kabul edilmese de karşı görüş üretmeyen, sessiz kalan kesim oldukça kalabalık. Akıllansaydık Hiroşima’ya atılan atom bombasının sonucundan sonra hiçbir ülke, bir başka ülkeye bomba atmazdı. Ne acı ki bugün bile savaş var, çocuklar hâlâ bombaların hedefinde…

Çocuklar deyince, “Annelerinin sözünü dinlemeyen çocuklara ne olurdu?” yerine şöyle bir cümle kursaydı Kanacı: “Büyüğüne el kaldıran küçüklere ne olurdu?” Bu düzlemde büyüğü geniş anlamda alıp, küçüğe cinsiyet yüklememiş olsak. Akıl yetisinin dilden sonra geldiği üzerine düşünsek. Bağımsız bir varoluşun dilde mükemmeliyetle olacağı üzerinden ilerlesek. Çünkü iletişim yoksa varoluş gerçekleşemez. Ancak evrensel bir dil yaratabilirsek bunu başarabiliriz. İnsanı anlamanın iletişim, aracın da konuşulan dil olduğu gerçeğinden uzaklaşmamalıyız. Farklı dillerin, göç olgusunu baltaladığı gerçeğiyle yüzleşip dinin arkasına sığınmaktan kaçınılmalı. Teknoloji çağında yaşayan akıl, üst akılı ustaca şekillendirebilir. İşte bu yüzden mitolojik anlatıyı kullanmış D. E. Kanacı. İlk romanında farklı üslubunu göstermekten çekinmemiş.

Hayal kurmakla birlikte, farklı düşünmenin de bir kurmaca olduğunu unutmayalım.

Duran Emre Kanacı’nın, Young Storyteller Award 2023 kapsamında yayımlanan ikinci öykü kitabı Under the Rose Bush’un ardından sene bitmeden İthaki’den çıkan Büyük Deniz Köpürüyor yapıtının da gerçek okuyucusuna kavuşması dileğiyle; nicelerine…

YORUMLAR

Neslihan Günay

Harika bir tanıtım!

23 Mayıs 2024

Neslihan Günay

Harika bir tanıtım!

23 Mayıs 2024

Neslihan Günay

Harika bir tanıtım!

23 Mayıs 2024

Öne Çıkanlar

Odamdaki GözDemet Taştemir
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Josef Kılçıksız

17 Ekim 2025

Cam Tavanın Altındaki Gökyüzü

Gazze söz konusu olduğunda siniyor tüm ilham perilerim.Yeni taşındığım bu şehirde “mahsur” kalmış gibiyim. Orhan Pamuk’un Kars’ta mahsur kalan Ka’sı gibi hissediyorum. Bu his, sanırım, ne olduğunu bilmeden hep sıra dışı bir şeyler olmasını beklememden.Bu şehirde her gün ..

Devamı..

László Krasznahorkai’nin Günümüze Sesl..

Bran Nicol

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024