Gustave Caillebotte’nin sanki bir fotoğraf karesinden esinlenerek yaptığı bu resim, Empresyonistlerin resim anlayışına karşıdır. Her şeye rağmen, bu resim dönemin emekçilerini yansıtması bakımından önemlidir.
Fransız ressam Gustave Caillebotte 19 Ağustos 1848’de varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Bir süre Fransa-Prusya Savaşı’na katılmak için askere gitti. Dönüşünde resim çalışmalarına başladı. Gençlik yıllarında bazen Edgar Degas’ı andıran renklerin öne çıktığı resimler yapıyordu. Aynı dönemde Renoir ve Pissaro gibi genellikle pastel renkler kullanıyordu.
Bazı zamanlarda da tıpkı Degas gibi zengin renklerle süslediği gerçekçi tablolar çiziyor, diğer zamanlarda ise eserlerinde Renoir ve Pissarro tarzı yumuşak pastel renkler ve kayıp fırça darbeleri ilgi çekiyordu. Yaşamı boyunca tek tip resim yapmamıştır.

Otoportre. Gustave Caillebotte 1892. Musée d'Orsay, Paris
Gustave Caillebotte’nin “gerçekçilik” ve “İzlenimcilik” akımları arasında kaldığı söylenir. Her iki akıma yönelik eserler vermiştir. Çok yönlü olan sanatçının bir diğer özelliği de fotoğrafçılığa merak sarmasıydı. Fırsat buldukça resimlerine konu edeceği yerlerin ve kişilerin resimlerini çekerdi.
Sanatçı kendine özgü hobileri olan biriydi. Söz gelimi bunlar arasında geniş bir pul koleksiyonuna sahipti. Sanatçı bununla da yetinmemiştir. Bilindiği kadarıyla, orkide yetiştirmiş ve tekstil işleriyle de uğraşmıştır. Kısacası sanatçının pek de boş zamanı olduğu söylenemez. Kendisi hakkında içine kapanık biri olduğu söylenir. Belki de bu nedenle, ev içi resimleri de yapmıştır. Resimlerindeki figürlerin birçoğu kendi ailesinin bireyleridir. Varlıklı bir ailesi olduğu için birçok sanatçının resimlerini satın almıştır.
Toplumun üst katmanlarına mensup ailelerin evlerini (genellikle loş ışıkta odalarını) ve burada oturan sahiplerini de çizmiştir. Sanat anlayışında belirgin bir resim ekolü olduğu söylenemez. Henüz otuz dört yaşında olmasına rağmen ressamlığı bırakmıştır. Bunun nedeni ise resim sanatında aradığını bulamasıdır. Kişisel sorunları da olan sanatçı evlenmemiştir.
Paris’te 1894 yılında ve henüz kırk beş yaşında iken geçirdiği ağır bir hastalık nedeniyle ölmüştür. Eserleri onun ölümünden yaklaşık elli yıl sonra değerini bulmuştur…
Bu yazımızda sanatçının tek bir resmi üzerine yorum yapacağız. Söz konusu tabloyu sanatsal ve estetiksel açılardan olduğu kadar, dönemin emekçilerine olan bakış açısını da ele alacağız.

Yer Döşeme Ustaları, Gustave Caillebotte, 1875, 1.20 x 1.47, Paris, Tuval üzeri yağlı boya
1875 yılında Gustave Caillebotte’nin “Yer Döşeme Ustaları” adıyla yaptığı bu resim ilk başta sanat eleştirmenleri tarafından beğenilmemişti. Birçok eleştirmen bu resimle ilgili sıradan, yapay, göze hoş gelmeyen, bayağı gibi sıfatlar kullanmıştı. Paris’in o dönemdeki ressamların eserlerine baktığımızda böyle bir resmin beğenilmemesi normal gelebilir. Empresyonistlerin genellikle açık hava çalışmalarında kullandıkları boyama tekniklerini bu resimde göremeyiz. Bu tür ressamlar kısa ama kalın boya darbeleriyle çalışır. Dönen fırça darbeleri sayesinde resim sanki üç boyutlu bir görsellik kazanır. Söz gelimi 1889’da Vincent van Gogh’un yaptığı Yıldızlı Gece (1889) bu tür bir teknik içerir. Sanatçının oynak fırça darbeleriyle yaptığı bu resimde, gökyüzünde girdaplar görülür ve yıldızlarla belirgin bir uyum içindedir. Resme baktığınızda sizi bir hayal âlemine götürür.
Empresyonistlerin ışıkla doğayı resmetmelerine karşın, incelemeye aldığımız yukarıdaki resimde ise bunun tam tersi bir görüntü vardır. Empresyonistler açık alanlara çıkıp ağaçları, dağları, bulutları, nehirleri, yolları konu etmiştir. Doğanın kendi gerçekliğini değil, bu tür sanatçılar doğanın onlarda yarattığı izlenimi hedefler. Resimlerindeki figürler ve nesneler günün çeşitli ışıkları ve resmin konusuna uygun renklerle boyanmıştır. Gün içinde ve açık bir alandaki ışığın yansımasıyla sanatçıdaki duygulanma öne çıkar ve yaptığı resme bu doğrultuda etki eder. Onun duyguları yaptığı resme az ya da çok yansır. Sanatçının açık alanlarda gördüklerini doğrudan değil, onun yansımalarını tuvale aktarması söz konusudur. Yukarıdaki resim ise sizi tamamen katı gerçeklikle karşı karşıya getirir. Bu resimde düşler, renkler, ışık oyunları, farklı fırça darbeleri yoktur. Biraz abartsak bile duygular yerini yaşamın gerçekliğine bırakır. Günlük yaşam içindeki emekçilerin yazgısı üzerine bir yoğunlaşma vardır. Resmin sıra dışı bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Sanatçının “emek” ve “işçi” ağırlıklı bu tablosu fotoğrafik bir anlam da kazanır. Sanki bir oda içinde yerde çalışan üç emekçinin anlık bir görüntüsüdür.
Resimde bir oda içinde yerde çalışan üç erkek figür görülmektedir. Üçünün de belden yukarısı çıplaktır. Yaşları tahminen 25-30 civarı olmalıdır. Kaslı bedenleri bu işi (ya de benzeri işleri) sürekli yaptıkları izlenimi vermektedir. Sol köşedeki adamın beyaz görüntüsü aldatıcı olabilir. Pencereden vuran yoğun bir ışık doğrudan onun üzerine düşmektedir. Diğer ikisinin, ışıkla az olan teması nedeniyle bedenleri biraz daha koyudur. Odadaki ışık dışarıdan gelmektedir. Balkona açılan bölümde sanatsal bir ferforje vardır. Demirlerin eğimli ve dairesel yapıları iç içe geçmiştir. Bunu yapanların becerikli el işçiliği bir yana, evin sahiplerinin de varsıl bir düzeyde olduğunu düşünebiliriz. Belki de bu yüzden yer döşemesi için bir değil, üç işçi tutulmuştur. Ayrıca, odanın duvarlarındaki sarı işlemeli süslemeler de varsıllığın bir başka görüntüsüdür. Sanatçının belki mizah katmak için figürlerin giysilerini bu süslemelere daya(t)ması dikkat çekicidir. Sanatçının alaysı bir göndermede bulunduğunu söyleyebiliriz. Varsıllığa karşı doğrudan bir gösteri olmasa bile, sonuçta iki zıt (varsıl-yoksul) dünyanın yansımasıdır. Üç figürün de giysileri eski ve benzer işlerde kullanılmaktan dolayı epeyce yıpranmıştır. Paris’te böyle işlerde çalışanların iş ve günlük yaşam giysilerinin genellikle aynı olduğunu da unutmayalım.
Resimdeki üç figür de bize doğru eğik görülseler de yüzleri net olarak seçilmez. Ressam bunu bilinçli olarak yapmıştır. Emekçilerin yüz ifadelerini değil, onların çalışmalarını konu edinmiştir. Önemli olanın emekçi kesimin çalışma biçimidir, onlara verilen değerin ne olduğudur. Bir not düşelim: Sanatçı, emekçileri yere çalışırken kasten çizmiştir. Onlar, varsılların önünde daima eğilmektedir. Başları dik, kendine güvenen bir yüz ifadeleri yoktur. Üçü de resmi izleyene doğru değil, zemine bakmaktadır. Paris’te emekçilerin konumları budur!
Empresyonist resim akımının konudan ziyade renk ve ışık birlikteliği bu resimde yoktur. Odada soldan sağa doğru azalan bir ışık vardır. Öndeki iki emekçi bedenlerinin ışıkla yansıması nedeniyle sanki bize doğru gelmektedir. Soldaki emekçiye yansıyan ışık ise sadece onu aydınlatmaktadır. Balkondan yansıyan ışık oda içinde bir loşluk yaratmaktadır. Özellikle emekçilerin gittikleri ucuz birahanelerde böylesi bir cılız loş sarı ışık vardır. Sarı loş ışık özellikle üç figür üzerinde etkili görünmektedir. Üç figürün sırtlarının bu ışıkla görece aydınlanması zamanın geçiş etkisinden uzaktır. Söz gelimi Empresyonistler kullandıkları ışıkla zamanın geçiş etkilerini vurgular. Bu esnada görüntüde yer alan figürlerin de ışıkla olan teması bunu belirler. Onlar gerçekliğin kendilerinde yarattığı duygulanmaya yönelik bir teknik geliştirmiştir. Empresyonistler ışığı günün zaman dilimlerine göre ve doğal olarak kullanırlar.
Odadaki loş ışık nedeniyle psikolojik bir atmosfer olduğunu söyleyebiliriz. Sarının loşluğu mistik bir atmosfer yaratmaktadır. Bu sayede odada emekçilerin dünyası da dolaylı olarak sezdirilmiştir.
Resmin en sağ tarafında, ağzı açık bir şarap şişesi ve yanında dolu bir bardak vardır. Ressamın tek bardak çizmesi, üç figürün de aynı bardaktan şarap içmesi üzerine ne söylemeliyiz? Bize göre, üç emekçi tek bardaktan şarap içecek kadar birbirlerini tanıyor ve seviyor olmalıdır. Ayrıca tek bardak imgesi onların dayanışma içinde olduklarını da imliyor. Şarap şişesinin üzerinde bir etiket yoktur. Bu da ucuz bir şarap olduğunu ya da ev yapımı olduğunu söyleyebiliriz. Yine aynı köşeye baktığımızda, şarap şişesinin yanında bardaktan başka bir şey yoktur. Yani bir parça peynir, bir iki dilim ekmek ya da birkaç bisküvi gibi. Üçü de işlerine tamamen yoğunlaşmıştır.
Üç figür de zemine eğilmiştir. Önde olan ikisi birbirlerine bir şeyler söylüyor izlenimi vermektedir. En arkada ise onların üst giysilerini görmekteyiz. Duvarın sol köşesine öylece bırakılmış ve emekçilerin yazgılarını yansıtıyor gibi atılmışlardır. Figürlerin resme bakana doğru eğik olmasını şöyle de değerlendirebiliriz. Resmin görünmeyen tarafında (resme bakan anlamında) sanki biri varmış izlenimi yaratılmıştır. Böylelikle resimde görülmeyen kişinin ev sahibi ya da emekçilerin patronu olduğunu düşünebiliriz. Aslında üç emekçinin de üstleri çıplak, yere eğilmiş ve çalışırken ki bu görüntüsü tamamen onların dünyasına yöneliktir. Yoksulluk, yazgısallık, kimsesizlik gibi emekçilere (özellikle o dönemlerde) özgü bir görüntü vardır.
Dönemin bazı eleştirmenleri ve galeri yöneticileri bu resim hakkında genellikle olumsuz konuşmuştur. Resimde hiçbir sanatsal ve estetiksel bir anlam olmadığını iddia etmişlerdir. Hatta bazıları daha da ileriye giderek, üç yarı çıplak erkek figürünü bazı vahşi hayvanlara benzetmiştir. Paris’te genellikle köylülerin bazen de çiftçilerin betimlenmesi kabul görüyordu. Onları da açık havada çalışırken ya da dinlenirken resmediyorlardı. Söz gelimi saman balyaları, arkada dağlar tepeler, gökyüzünde uçan kuşlar… İşçiler de tek başına ya da gruplar halinde yürürken, otururlarken, bir birahanede içki içerlerken tuvallerine konu oluyorlardı. Ancak bunların hepsinde sanatsal bir yön vardı. İşte bu gerekçelerle Gustave Caillebotte’nin Yer Döşeme Ustaları tablosu rağbet görmedi. Birçok sanat galerisi o tabloyu sergilemekten ısrarla kaçındı. Empresyonistlerin konu ısrarına karşın, bu resimde ise konu öne çıkıyordu. Sanatsal ve estetiksel açıdan resim yetersiz (?) bulunmuştu. Oysa G. Caillebotte, bu resimde bilinçli bir iradeyle yaşamdan dramatik bir gerçekliği sunuyordu. Yani her şey güllük gülistanlık ve yaşam pek de hoş değildir teması işlenmiştir. Dünyada sadece varsıllık yoktur, onların birçok kirli/zorlu (ev, temizlik, inşaat, taşınma…) işlerini yapan emekçiler de vardır kurgusu çarpıcı bir dille resmedilmiştir.
Empresyonistler, bu resmin, doğanın içinde ışık ve renkle donatıldığı bir hayal dünyasından çok uzakta olduğunu söylenmiştir. Burada düş gücü, duygu yoğunluğu, estetik olmadığını vurgulamışlardır. Onların kullandıkları renkler, çizgiler, soyutluk, doğallık, zarafet ve estetik bu resimde kesinlikle yoktur. İnsana içsel yapısına yönelik bir duygu penceresi açmadığını da söyleyebiliriz. Empresyonistler açısından dinginlik, sessizlik, doğanın yarattığı büyülü atmosfer, insanların doğayla olan uyumları öne çıkmaktadır. Onların resimlerinde sanatsal kaygı önde olsa bile, resmin temelinde yaratılan kurguda salt güzellik, insan-doğa birlikteliği önem kazanmıştır. Bu tür resimlerde bazen gerçeklik algısı ressamın kişisel duygularından kaynaklanır ve görece bir fantastik bir atmosfer yaratır.
Yer Döşeme Ustaları baktığımızda ilk başta sert, keskin ve sanki acımasız bir yanı olduğunu kabul edebiliriz. Figürlerin kaslı yapıları, eğik duruşları, kollarının uzanışları biraz ürkütücü ve duygusal olmaktan uzaktır. Üstelik açık bir şarap şişesi, arkada öylesine atılmış giysiler, odaya yansıyan ışığın loşluğu ile çok gerçekçi bir görüntü vardır karşımızda. Öte yandan bu görüntüdeki üç emekçinin yaptıkları işin zorluğunu, onların alın terini nasıl kazandıklarını göstermesi başka türlü nasıl anlatılabilirdi ki?
Gustave Caillebotte’nin doğrudan emekçi dünyasına yoğunlaşması, onu Empresyonist akımdan -en azından bu resimle- uzaklaştırmıştır. Odada düşler, umutlar, varsıllık, beklentiler ve düşler yoktur. Burada günlük yaşamın sadece acı gerçekleri vardır. Bu gerçekliğinde içindeki somut görüntü ise sadece emekçilerin çalışma koşullarına yöneliktir. Aslında bu resim bir yandan da )dönemin emekçi koşullarının eksik olan hukuksal boyutunu da simgelemektedir. Bilindiği üzere o yıllarda emekçilerin sendika hakları yoktu ve bunun hukuksal mücadelesi arzu edildiği kadar verilemiyordu. Fransız Devrimi (1789) gerçekleşmiş olmasına rağmen, “Özgürlük, Eşitlik ve Kardeşlik” kavramları toplumun geneline yayılamamıştı. Üstelik Fransa’da ilk sendika 1905’te Mesleki Gazeteciler Genel Sendikası adı altında L’Humanité Gazetesi bünyesinde kurulmuştur. Yani emekçilerin çilesi henüz bitmemişti…
Yer Döşeme Ustaları resminde emekçilerin zemin çalışması yaparken ki görüntüleri öne çıkmaktadır. Söz gelimi bu görüntünün içinde, öndeki iki figürün bedenleri koyu bir ışıkla kapatılmıştır. Soldaki figürün ise balkondan gelen ışık sayesinde belden yukarısı daha belirgindir. Figürlerin kaslı kolları bilinçli olarak dikkat çekicidir. Soldaki figür (belki de yorulduğundan) tek koluyla çalışırken diğer iki figür ise iki koluyla çalışmaktadır. Resme daha da yoğunlaştığımızda, öndeki iki figürün kolları sanki resimden dışarıya fırlayacakmış izlenimi yaratmaktadır. Birkaç dakika sonra, kadrajdan çıkacak ve kaybolacaklardır. Onların arkasındaki figür de öndekileri izliyor gibidir.
Resimden üç figürü de çıkardığımızda geriye ne kalacaktır? Bu haliyle bakarsak tamamlanmamış bir zemin vardır. Demek ki mola sonrasında devam edilecektir. Ancak kaç kişinin çalıştığını bilemeyiz. Döşeme işi bittiğinde ise geriye iyi bir işçilik izlenimi kalacaktır. Her iki görüntüde de emekçilerin önemi ortadadır ve onların çıkartılmasıyla resim anlam kaybına uğrayacaktır. Bitmemiş ya da bitmiş bir zemin çalışmasının görüntüsüne bakan bir kişi için resim bir anlam ifade etmeyecektir. Resim sanki kasten ya da dalgınlıkla tamamlanmamış gibidir. Şimdi şöyle düşünelim. Zemin çalışması bittiğindeki görüntü bize şu soruları sorduracaktır. Bu zemin çalışmasını kimler ve ne zaman yapmıştır? Burada kimler oturacaktır? Şayet zemin çalışması yarım kalmışsa, bu kez de şu soruları soracağız. Zemin çalışması devam edecek midir? Bu yarım kalmışlık ekonomik nedenlerle mi böyledir? Bu sorular resme bakanlar için çok fazla bir anlam ifade etmeyecektir. Resme bakanın odadaki boşluğu değerlendirmesi için kendisine yeterli bir anlam/figür/nesne verilmemiştir. Çünkü sorduğu soruların yanıtları havada kalacaktır. Sanatçının çizdiği üç yarı çıplak emekçi figür ise resme derin bir konu katmaktadır. Onların çalışma azimleri, kaslı bedenleri, çalışma anındaki eğilmeleri, köşedeki şarap şişesi ve yanındaki bardak, odaya vuran ışığın bedenlere vurması gibi... Ayrıca resmin bir de konusu vardır: Emekçi kesimini yansıtmaktadır.
Gustave Caillebotte’nin sanki bir fotoğraf karesinden esinlenerek yaptığı bu resim, Empresyonistlerin resim anlayışına karşıdır. Her şeye rağmen, bu resim dönemin emekçilerini yansıtması bakımından önemlidir.






