Felsefe merakın ve mantığın, keşfin ve iç gözlemin, diyalektik ve derin düşüncenin, eleştiri ve savununun bir araya geldiği bir uygulama.
Kimi mitolojik arketiplerin farklı felsefi tarzları yansıttığı fikrindeyim: sürekli sorular soran Sfenks, sistem inşa eden Leviathan, şekil değiştiren Kitsune, keder dolu Minator ve her şeye bir açıklık getiren Garuda.
Aslında hepimiz o anki çevresel koşullara, bağlama, ruh halimize ve gündemde olan meseleye göre arketipler arasında geçiş yapan karmaşık kişiliklere sahibiz.
Hepimiz birer filozofuz. Bunu Willard Van Orman Quine’in “Deneyciliğin İki Dogması” hakkındaki değerlendirmeleriniz nelerdir gibi bir bağlamda söylemiyorum. Hepimizin birer filozof olmasının nedeni, yaşamımızın ister istemez felsefeyle, düşünceyle, mantık yürütme ve belli sonuçlara varmayla iç içe olması.
Felsefe merakın ve mantığın, keşfin ve iç gözlemin, diyalektik ve derin düşüncenin, eleştiri ve savununun bir araya geldiği bir uygulama. Hepimiz zaman zaman bir şeyleri merak eder, mantığımızı işletir ve iç gözlem yoluyla sonuçlara varır, yani felsefe yaparız.
Bu yüzden ben de şimdi -felsefenin sevilen özelliklerinden biri olsa da- ampirik titizlikten uzak bir biçimde filozof olmanın beş farklı yolundan bahsedeceğim. Ancak burada anlatacaklarım herhangi bir kesinlik arz etmediği gibi evrensel şeyler de değil. Bu yalnızca binlerce felsefi metin okuduktan sonra ortaya çıkan tümevarımsal bir hipotez, kendi sorgulamalarımızı sorgulamanın hem sezgisel hem de eğlenceli bir yöntemi, bir nevi yardımcı felsefe.
Hangi felsefi arketipsiniz?
Sfenks
Arketip: Kadın başlı, aslan gövdeli ve kuş kanatlı bir yaratık olan Sfenks, Thebai’nin girişinde oturur ve o civara yaklaşma talihsizliği gösteren bütün yolcuların yolunu keser. Sfenks sorduğu bilmecelerle ünlü. Karşısına çıkan yolcuya tek bir bilmece sorar. İçlerinden en üslüsüyse “Sabah dört, öğle iki, akşam üç ayak üzerinde yürüyen canlı hangisi,” sorusu. Şayet olur da biri Sfenks’in sorduğu bilmecelerden birini bilemez ya da hatalı cevap verirse Sfenks’in yemeği olmaktan kurtulamaz.
Temsil ettiği filozof tipi: Sfenks tarzında düşünen bir filozof, sizin savunduğunuz görüşü sürekli sorgulamanın yanı sıra mütemadiyen tartışmaya eğilimi gösterir. Kimi zaman bildiğini bilmezlikten gelir, kimi zaman da sizin müttefikinizmiş gibi davranır. Öyle ya da böyle, sorduğu her soru belli bir amaç taşır. Sfenks’in yıkıcı versiyonu etobur olan versiyonu. Sorduğu sorulara hatalı yanıtlar verirseniz, yani toplumsal uyumda, mantık karmaşalarında ya da bilgi sınamalarında başarısız olursanız, düşman kabul edilirsiniz. Yapıcı versiyonuysa Sokratik düşünüşü benimseyen. Sorular sorar çünkü bir yandan sahip olduğu bilgiyi yaymak isterken öte yandan birlikte gelişim göstermek ister.
Gündelik hayat: Sfenks tipi insan nadiren yeni bir şey öne sürer. Daha ziyade sorgulayan taraf olarak karşımıza çıkar. Akşam yemeklerinde taraf tutmayı reddederek masanın etrafındaki herkesin huzursuzlanmasına neden olurken bir şekilde herkesle dalga geçmeyi ve insanları çileden çıkarmayı becerir. Evet, çoğunlukla katlanılmazdır ama aynı zamanda çekicidir. Sfenks tipi insanlara genelde öğretmenlikte, terapide ya da koçlukta, yani amacın içgörüyü dayatmak değil, ortaya çıkmasına aracılık etmek olduğu alanlarda rastlarsınız.
Leviathan
Arketip: Leviathan, denizlerde yaşayan ve ağzından ateş püsküren devasa bir yaratık. Sırtında bir dizi kalkan uzanıyor ve o kıpırdadıkça okyanuslar köpük köpük dalgalanıyor. Thomas Hobbes’un tasavvurundaki Leviathan ise çok sayıda küçük ve bireysel unsurdan (kalkanlardan) oluşan devasa bir canavar. Üstelik onun yazınında bu dev figür, egemen olanı temsil ediyor. Bu açıdan bakıldığında Leviathan aslında tek başına önemsiz detaylardan meydana gelen, devasa ve bileşik bir yapı.
Temsil ettiği filozof tipi: Leviathan tarzı bir düşünür metafizikten etiğe, siyasetten estetiğe her şeyi tek bir çerçeve altında açıklamayı amaçlar ve bu doğrultuda oldukça geniş kapsamlı, mimari niteliğe sahip bütüncül sistemler kurar. Aristoteles, Aquinas ve Hegel’i pekâlâ bu tarz bir düşünüre örnek olarak gösterebiliriz. 20. yüzyıla geldiğimizdeyse Whitehead ve Rawls’ın, kendi alanları bakımından bu türden birer örnek olduğunu söyleyebiliriz. Marx’ın sınıf mücadelesi ve sosyo-ekonomik kaçınılmazlık anlayışı da felsefi bir leviathandır. Bu tarz düşünürler kurmuş oldukları sistemin her şeyi kapsayacağına ve toplum bakımından vazgeçilmez bir harita olacağına inanır. Tanrı, ahlak, hakikat, bilgi ve insanlık durumu, hemen hemen her şey tek bir sistemle izah edilebilir.
Gündelik hayat: Bu kişinin genellikle “her derde deva” tek bir çözümü bulunur ve bu çözümü her şeye uygulamaya çalışır. Okuduğu bir kitap, izlediği bir film ya da incelediği bir felsefe yol göstericisi olabilir. Materyali özümser, oradan çekip aldığı fikri ve kanaati hayatın esası olarak kabul eder. Günün her dakikasını, insanların her davranışını bu tek fikirle açıklamaya çalışır. Bu fikir bizzat Tanrı fikrinin kendisi olabileceği gibi aşk, para, görev ya da gurur olarak da karşımıza çıkabilir. Kısacası onun hayatında “Hepsine hükmedecek tek bir yüzük,” bulunur, “hepsini o tek yüzük bulur, hepsini bir araya getirir ve karanlıkta birbirine bağlar.” Bu tarz insanlar hukuk mesleklerine, şehir planlama gibi alanlara ya da örgütsel organizasyona eğilim gösterir.
Kitsune
Arketip: Japon halk inanışına göre Kitsune, biçim değiştirme yeteneğine sahip bir tilki ruhu. Karşımıza güzel bir kadın, yaşlı bir adam, bir çocuk ya da bir ağaç şeklinde çıkabilir. Kimi zaman düzenbazın tekiyken kimi zaman bilge bir öğretmen ama çoğunlukla her ikisi birden olur. Asıl mühim olansa Kitsunelerin yalnızca aldatmaması ya da öğretmemesi, daha ziyade aldatma yoluyla bir şeyleri açığa çıkarması.
Temsil ettiği filozof tipi: Kitsune tipi bir filozof herhangi bir meseleyi ele alırken nükteye, paradoksa, çift anlamlı sözlere ve rollere -başka bir ses ya da kimlik üstlenmeye- başvurur. Mesela Kierkegaard, birbiriyle çelişkili görüşler savunan birden fazla takma isimle yazdı. Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt’te Zerdüşt’ün ağzından kendi çelişkilerini dile getirdi. Derrida ve Rorty ise metnin kararsızlığını sağlam birer zemin olarak kullandı. Öyle ki, Platon bile zaman zaman Sokrates’in maskesine ihtiyaç duydu. Kitsune hiçbir sisteme güvenmez. Kitsune tipi filozofların çoğu nihilizmle, görecilikle ya da yeterince ciddi olmamakla suçlansa da, tıpkı Rashomon’da olduğu gibi, bu çelişkili bakış açıları ve sahip oldukları mizah duygusu felsefi sorunlar açısından her zaman fayda sağlar.
Gündelik hayat: Kitsune tarzı bir insan ansızın ortaya çıkar ve genel kanının aksi yönde bir şeyler söyler. İnsanlar onu fikirlerine çoğunlukla karşı gelir, itiraz eder, hatta bu fikir karşısında kendi fikrini ateşli bir biçimde savunmaya başlar. O ise yalnızca gülümser. Aslında Kitsune tipi bir insanla tartışmak neredeyse imkânsızdır çünkü düşüncesini sürekli evirip çevirir. Belli bir konuda öne sürülen savlara mutlak bir biçimde inanıyormuş gibi görünürken ansızın aslında hiçbirine inanmadığını belli eder. Asla sığ değildir. Sığ görünür ama bu görüntünün altında derin bir bilgelik yatar. Sanat, eleştiri ve hicivde ustalık gösterebilir. Ofiste herkes onun ya gerçek bir dâhi ya da tam bir beceriksiz olduğunu düşünür.
Minotaur
Arketip: Yarı insan yarı boğa olan Minotaur, hapsedildiği labirentte karşısına çıkan herkesi öldürür. Dışarıdan bakıldığında yabani ve gaddar görünür ama aslında hapsolduğu karanlıkta azap içinde yolunu kaybetmiştir. Minatour’un, pekâlâ Girit Kralı Minos’un istediği canavara dönüştüğünü ve en nihayetinde ötekileştirilenlerin temsili haline geldiğini söyleyebiliriz.
Temsil ettiği filozof tipi: Minotaur tarzı bir düşünür acının, ölümlülüğün, özgürlüğün ve absürdün bataklığında yolunu kaybetmiş kişidir. Labirentten kurtulamaz. Kurtulamayınca da onun içinde kendine karanlık bir yuva kurar. Bu labirentin içinde Pascal, Dostoyevski, Heidegger, Sartre, Camus ve Simone de Beauvoir ile karşılaşabilirsiniz. Izdırap içinde bir aşağı bir yukarı dolanıp dururlar. Her biri doğal bir sezgiyle, insan olmanın korkunçluğundan ötürü dehşete düşmüş bir ruh haliyle yazar. Onların metinlerinde felsefenin ya da toplumların sorunlarına yönelik çözümler, yanıtlar yer almaz. Karşımızda yalnızca kıyamet, kasvet ve köklü bir kabulleniş çıkar. Kulak kesildiğiniz takdirde Sisifos’un kahkahalarını bile duyabilirsiniz.
Gündelik hayat: Minotaur tipi insan en yüzeysel duyguyu bile derinlerde bir yerde yaşar. Havadan sudan konular ilgisini çekmez, kendine yer bulduğu bütün sohbetler eninde sonunda ölümlülük ya da anlam üzerine bir tefekküre dönüşür. Dostlukları güçlü ve yoğundur. Gecenin bir saati size yalnızlığın doğasına dair bir şeyler söyleyebilirler. Minotaurlar her yerde ortaya çıkabilir ama onları genelde büyük baskıların, travmaların etrafında görürüz. Palyatif bakımda, acil tıpta ve bağımlılık danışmanlığında çalışırlar. Montaigne’in de belirttiği gibi, ölüm sözcüğü dudaklarından hiç eksik olmaz.
Garuda
Arketip: Hint mitolojisinin bu devasa kartalı berrak bir görüşle ve zehirlerin, bilhassa da yılan ve naga (yarı insan yarı yılan biçimli varlık) zehrinin giderilmesiyle ilişkilidir. Gökyüzünde süzülür ve tek tek bütünü oluşturan şeylerin yapısını görür. Hilelerle, bilmecelerle uğraşmaz, yaklaştığı her şeye berraklık getirir.
Temsil ettiği filozof tipi: Garuda tipi bir düşünür, siz kendi kavramlarınızı oluşturmadan asla sizinle sohbete girişmez. Berraklığa ve kesinliğe önem verir, mantıksal açıdan titiz olmakla birlikte aynı zamanda sözde sorunların ortadan kaldırılması konusunda ayrı bir hassasiyet gösterir. Frege, Russell, erken dönem Wittgenstein, Carnap, Quine ve çağdaş analitik filozofların her biri birer Garuda’dır. Öte yandan metafiziğin oluşturduğu koygun sisi dağıtmaya çalışan, daha ziyade bilime yakın duran Hume gibi ampiristler de öyledir. Bahse konu düşünürler, felsefi sorunların çoğunun dil ya da mantık karmaşasından ibaret olduğuna inanır. Onlara göre asıl mesele, şeylerin özünü açıkça görmektir.
Gündelik hayat: Garuda tipi insanlar size sık sık “Bununla ne demek istiyorsun, kast ettiğin nedir,” diye sorar. Belirsizlikten ve argüman yerine metaforlar kullanılmasından hiç hoşlanmazlar. Siz ne zaman bir metaforu kendinize dayanak seçseniz o hemen, “Yani,” diye sorar. Yaşanmış deneyimlere ya da duygusal akıl yürütmelere vakit ayırmaz. Mantıksal bir biçime sokulamayan şeylerin tartışılmaya değmediğini düşünür. Çoğunlukla programlamada, hukukta ya da bilim alanında çalışır. E-postanızı göndermeden önce göz atması için başvurduğunuz kişi odur.
Bu arketiplerden herhangi birine akşam yemeklerinde, iş yerinde ve aile toplantılarınızda illa ki rastlarsınız. Zira her biri bir tartışma biçimini temsil ettiği gibi aynı zamanda dünya üzerinde var olma tarzımızı da temsil eder. Büyük bir çoğunluğumuzsa birden fazla arketipin karışımıyızdır. Emin olmadığımızda Sfenks, gece geç saatlerde Minotaur, saçmalıktan bıktığımızdaysa bariz bir Garuda oluruz.
Peki siz, siz en çok hangisine benziyorsunuz?
Çeviren: Fulya Kılınçarslan







