Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

14 Ekim 2024

Edebiyat

Hayalet Bakıcısı

Sezen Ergen Breitegger

Paylaş

2

0


Özlem Dikeçligil dünyayı algılayışı, ince işçiliği, özenli dili, her öyküde ayrı ayrı dikkat çeken ayrıntıları, edebiyat geleneğinin klasik unsurlarını alıp harmanlayabilmesiyle, o geleneğe çok sağlam bir ilk tuğla koyabiliyor.

Özlem Dikeçligil’in Hayalet Bakıcısı adlı öykü kitabını ilk kez okumamın üstünden uzun zaman geçti, bu kitapla ilgili birbirinden güzel yazılar da yazıldı.1 Kitapta genel olarak annelik, kadınlık durumları yer aldığı için, okumaların çoğu da bunun üzerinden yapıldı. Ben kitabı okuduğumdan beri, öykülerde salt annelik ve kadınlık durumlarından bir başka katmana ulaştığımı seziyor; fakat bir türlü bu katmanın ne olduğunu bulup çıkaramıyordum. Özlem Dikeçligil’in kitabından aylar sonra Mariana Enriquez’in Yatakta Sigara İçmenin Zararları’nı okuyunca aradığımı bulduğumu anladım. Özlem Dikeçligil’in kitabında kahramanlar sıradan insanlar; yatalak annesine bakan bir kadın, 87 yılında yağan karı unutamayan bir başkası, kocası tarafından aldatılan eşler, otizmli çocuğu olan anneler, çocuk sahibi olamayan çiftler, annelikle baş edemeyen başka anneler… Öyküleri yeniden okumamı zorlaştıran şiddet öğeleri, bugüne kadar okuduğum en romantik öykülerden biri olduğunu düşündüğüm kitabı açan Küçük Bir Tören’in bile bittiğinde insanın üstünden atamadığı bir ağırlık bırakması gibi unsurlar insanı daha ilk okumada derin biçimde etkiliyor.

Yine de beni bu kitap üstüne aylarca düşündüren bu şey neydi, bir türlü adını koyamıyordum. Kitabın kapağında gözyaşlarını küçük bir şişede toplayan bir kadın var. Aslında bu hiçbir öykünün adı değil, yalnızca Küçük Bir Tören’de geçen bir ayrıntı. Bana nedense Tabutta Rövaşata’nın o tekinsiz ama bütün kalbimizle bağlandığımız karakterlerini hatırlatan aşıklardan denizci olanı, Mısır dönüşünde sevgilisine kırık bir gözyaşı şişesi getiriyor. “En son Mısır’dan eski bir gözyaşı şişesi getirmişti. Bir antikacıdan almış. Ağzından boynuna doğru inen küçük bir kırık. Mavi yeşil dalgalı buğulu camdan. Satan adam, “ Eski sahibi içine o kadar çok gözyaşı akıtmış ki sonunda şişenin camını çatlatmış.”demiş.” Yatakta Sigara İçmenin Zararları’nı okuduktan sonra, Enriquez’in öykülerinde kullandığı anlatım biçimlerini,1 o dehşetli öyküleri, eskiyle yeniyi harmanlamasını düşünürken bu gözyaşı şişesi imgesi bir anda aklımda bir ışık gibi çaktı.

özlem dikeçligil hayalet bakıcısı

Küçükken kafamı kaldırmadan okuduğum Cem Yayınları’nın çocuk serisinde, Erol Toy’dan okuduğum bir masalı hiç unutamadım. Bir kuşun kaçırdığı prenses, hasta prensin başında beklese de masalın kötüsünün tuzağına düşüyor, prens bu hain cariyeyle evlenince prenses âşık olduğu prense kavuşamıyordu. Sonra hacca giden prens, saray ahalisine seyahat dönüşü ne hediye istediklerini soruyordu. Herkes mücevherler, kıymetli eşyalar isterken prensesin tek dileği bir sabır taşıydı. Sabır taşı da ne diye merakla okuduğumu hatırlıyorum. Masalın sonunda sabır taşının küçük beyaz bir taş olduğu, prensesin derdini kederini bu taşa anlattığı ve taşın dert dinleye dinleye karardığı, şiştiği ve en sonunda dayanamayıp çatladığı anlatılıyordu. Çocukken bunu bir aşk masalı gibi yorumlasam da, şimdi bu hikayede zorla bir yere kapatılan, kaderini kendi çizemediği için dertten çatlayan bir kadın görebiliyorum.

Bu yazıyı yazarken masalı tekrar araştırdığımda bunun aslında bir Binbir Gece Masalı olduğunu öğrendim ve bütün bağlantılar benim için daha da anlamlı hale geldi.  Özlem Dikeçligil’in kahramanları, tıpkı Enriquez’in kahramanları gibi artık bu dehşet çağında yaşadıklarımıza dayanamayıp çatlayan karakterlerdi ve Dikeçligil her önemli yazarın yaptığını öykülerinde yapmayı başarıyor, yani  bizim sembollerimizi alıp, yeni bir şeyler söylüyordu bize. Ben o yüzden bu kadar etkilenmiştim, o yüzden bu öykülere yalnızca kadınlık, annelik öyküleri olarak bakamıyordum. Anlattıklarından çok, nasıl anlattığıydı asıl etkileyici olan. Ezelden beri varolan kadınlığın, insanlığın ağır yükünü Dikeçligil bir gözyaşı şişesiyle, yeni bir imgeyle ortaya koyuyordu.

Kadınların derdine sabır taşları, gözyaşı şişeleri dayanamıyor, çatlıyor. Çocuklarını sevemeyen, hatta katleden anneler, ölen aşıklar, hayatla baş edemeyen insanlar, bir tür kaybedenler evreni Özlem Dikeçligil öyküleri, okurken kendimizden çok şey bulduğumuz için kendi şiddet potansiyelimizin farkına varıp dehşete düştüğümüz öyküler. Kitaba Enriquez gibi korku öyküleri türüne dahil edilemese bile, yarattığı etki, bizi düşürdüğü dehşet aynı. Dünya kadınlar için tehlikeli bir yer, bunu bilsek iyi olur ama kadınlar da bu acılara göğüs gerip derdini sabır taşına anlatmakla kalmıyor, çocuklarından nefret edebiliyor, kocalarından intikam almak çocuklarının canına kıyabiliyor bu evrende.

Bu kitap Özlem Dikeçligil’in ilk kitabı olduğu için, yazımı yazarken bu düşüncelerimi destekleyebileyeceğim, aradığım örüntülerden ipuçları bulabileceğim başka kaynaklara da baktım. Dikeçligil’in Oggito yazılarını okumaya başlayınca, puzzle’ın eksik kalan son parçasını koymuş çocuklara döndüm. Özlem Dikeçligil kitabından çok önce yazdığı bu yazılarda, tecavüzcüsünün başını kesip köy kahvesine fırlatan Nevin Yıldırım’ın hayat hikayesiyle Medusa arasında paralellikler kuruyor; Covid pandemisiyle aşırı yoksulluğa düşecek geniş kitlelerin üstümüzde yarattığı acı ve şoku ortaçağda Veba döneminde, çocuğunun vebadan ölmesine dayanamayıp çocuğunu nehire bırakan annelere bağlıyordu.  Veba salgını sırasında ortaya çıkan bir dansı anlatırken “Keder” kelimesinin içine sığacak ne kadar insani yük varsa bu dansın içindedir. Umutsuzluk, yoksulluk, çaresizlik ve açlıktan ölmüş, öldürülmüş bütün bedenler bu dansın ritimlerine sızmıştır, cümlelerini kuran bir yazarın kitap kapağında ve öykülerinde; gözyaşlarını toplamaya, dünyada ne kadar insani yük varsa minik bir şişenin içine doldurmaya çalışması hiç şaşırtıcı değil. Kadınlar çiçek evet ama, Enriquez’in Yangından Kurtardıklarımız kitabını kapatırken bizi ve etraflarını alev alev yakan ateş çiçekleriyle aynı familyadan gelen çiçekler bunlar. Bu yüzden Şehrazat’tan el alan Dikeçligil’in etkisi de tam burada. Beatrice’in Dante tarafından günahsız melek olarak adlandırılmasına kızıp, Beatrice’in yeterince yaşasa bütün kadınlar kadar günahkâr olacağını ileri süren,2 kadınların da iyi ve kötü yönleriyle tam bir insan olarak ele alınmasını isteyen bir yazar.

özlem dikeçligil hayalet bakıcısı

 Bu yazı için tekrar açtığım ama anlattıklarının zorluğu yüzünden gözlerimi kaçırarak okuduğum bir Medea tragedyasının yeniden yazımı olan Banyo Günü öyküsü, temalar halinde tekrarlanan kederlerin yüzyılları boyu farklı görünümlerde nasıl da hala var olabildiğinin çok güçlü bir örneği. Medea, mitolojide aslında kendi çocuklarını öldüren bir kahraman değil. Euripides, bu mitolojik masalı oyunlaştırırken Medea’nın çocuklarını kendi elleriyle öldürdüğü bir son seçiyor. Milattan önce 431 yılında, bu sonla karşılaşan seyircilerin uğradığı şokun büyüklüğünü anlatılıyor okuduğum bir makalede, 2024 yılında biz de bu öyküyü okuyunca aynı şoka uğruyoruz. Yine ilginç bulduğum bir Medea okuması, Bernhard Knox’ın “Medea kadın haklarıyla ilgili değildir; ona ve onun tarafından yapılan kadının yanlışlarıyla ilgilidir.” demesi ve Beatrice’in de hata yapacağına dikkat çeken bir yazarın Medea’dan yararlanarak Banyo Günü gibi bir öyküyü ortaya koymuş olması. O nedenle Banyo Günü’nden hem feminist yapısökümle katilin anne çıkmamasını3 da ümit ediyoruz ama, Dikeçligil’in derdi bu değil.

Yeni okuduğum kitaplarda en etkileyici bulduğum şey, geçmişten günümüze kadar gelen hikâye anlatıcılığı geleneğinin oluşturduğu o muazzam şatoya yeni bir tuğla ekleyebilmesi. Özlem Dikeçligil dünyayı algılayışı, ince işçiliği, özenli dili, her öyküde ayrı ayrı dikkat çeken ayrıntıları, edebiyat geleneğinin klasik unsurlarını alıp harmanlayabilmesiyle, o geleneğe çok sağlam bir ilk tuğla koyabiliyor. Uykumuzu kaçıracak hikâyeler anlatıyor bize, iyi ki de böyle yapıyor. Ufacık kız çocuklarının annelerinin de dahil olduğu kolektif cinayetlere kurban gitmesine engel olamayan bir toplumda, hiç kimse deliksiz uykulara layık değildir.

Yararlandığım Kaynaklar:

Medea the Feminist, Betine van Zyl Smit, Acta Classica, Vol. 45 (2002), pp. 101-122 (22 pages), Published By: Classical Association of South Africa

Medea nelle letteratura e nell’arte , 2000 by Marsilio Editori

The Medea of Euripides, B.M.W Knox

Medea, Zehra, Mediha / Her Şey Değişir, Kadının Yazgısı Değişmez , Esra Dicle Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Eylül 2009

1 https://oggito.com/icerikler/sinirlarda-dolasip-kaybolmak/68425

https://birikimdergisi.com/haftalik/11778/okurun-sefkati

2 https://oggito.com/icerikler/beatriceden-duranteye/67970

3 https://oggito.com/icerikler/hayalet-bakicisina-semiyotik-ve-psikanalitik-bir-bakis/68776

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Distopya Edebiyatı RehberiOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Rojda Alak Koç

22 Temmuz 2025

Babam Bir Tek Feride’yi Severdi

Yıllar sonra geldiğim bu evde hiçbir yere sığamıyorum. Dışarıyı izliyorum. Gökyüzünde yağmura aldırışsız kuşlar. Göğün boşluğunda süzülüyorlar. Pencereden sarksam, az eğilsem tavlayı görebilirim. İçine girebilir miyim, emin değilim. Bir zamanlar orda Feride vardı. Siya..

Devamı..

İşe Yarar Bir Şey

S. E. Breitegger

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024