Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

29 Aralık 2020

Edebiyat

Kumarbaz'ı Niçin Okumalıyız?

Erdinç Akkoyunlu

Paylaş

2

0


Kumarbaz, Dostoyevski’nin otobiyografik metinlerinden biridir. Zaten en kurgusal metin bile yazarın biyografisinden ayrılamaz, çünkü onun hayal ürünüdür, yani o’dur.

Roman yazmak ve okumak, kağıt üzerinde yapılan bir eylem; fakat yazar ile okuru birbirinden ayıran kıldan ince, kılıçtan keskin bir sınır da yok değil. Enikonu yazar, kendini okur denilen jürinin önüne koyan kişi, okur da bunu yapmaya donanımı olmasa yani işe daha şimdi başlasa bile, yazarın akıbeti hakkında karar verme mercii. En azından toplum için değilse de, okur bir yazara ilişkin fikriyle kendi okuma serüvenini şekillendirmeye kadir. İş böyle olunca yani yazar düşlediği ettiği fikri, zaten hayalleri değiştirme gücüyle donatılmış kağıda kalem vasıtasıyla aktarınca, oluşan durum şundan başkası değil: Yazarın elinden çıkmış fakat anlaşılması için bir başka zihnin bambaşka yapısına, duygularına, düşüncelerine, deneyimlerine, acılarına, kaygılarına, hüznüne, arzularına ve erdemine muhtaç bir metin var. Tüm betimlemeler, tüm karakter yaratımları, tüm olay örgüsü, tüm metin iklimi, tüm kuramlar, tüm eğretilemeler, tüm metinlerarasılıklar… Hemen hepsi de, yazarın kaleme alırken okurun da kendisinin düşüncesini bir parça olsun paylaşabilmesi için meydana getirdiği edebi kıvranmaların ürünü. Ama iş gelip okurda bitiyor, Mevlana’nın iletişim hakkında söylediğine dayanıyor: Ne kadar bilirsen bil, bildiklerin yalnızca karşındakinin anlayabildiği kadardır. Bu söz iletişim fakültelerinde okutulmaz, onu Mesnevi’nin satır aralarından bulup çıkartmak gerek. Tıpkı bir romanı roman yapan satır arasındaki hikâyeyi ortaya çıkartma işi gibi.

Başa dönelim. Bir roman yazmakla onu okumak kağıt üzerinde yapılan eşdeğer bir eylem. Fakat yazarın amacı harflerle kurduğu düşünce dünyasının derinliğinin okur tarafından algılanmasını dilemekten ibaret. Daha açıklayıcı bir ifadeyle, resmin renklerini, heykelin maddesini, sinemanın sesi ve görüntüsü kullanmasına böylece karşındaki izleyici, dinleyici ve sanatsevere kendini olduğu gibi yani gerçekliğini pek az değiştirerek gösterecek enstrümanları olmasına rağmen, roman, okurun karşısında kılıçsız bir askerden farksız. Yazarın tüm umudu, okurun onu doğru, ki artık o doğru neyse, anlamasından ve hakkını maddi ve manevi olarak vermesinden ibaret.

Para için Yazmak

Bugünün okurun/müşteri, yazarın/satıcı olarak konumlandırıldığı alışveriş dünyasında size çok olağan gelen o ilişki türü, 19’uncu yüz yıl Rus edebiyatı için de bugünkünden farksızdı. Hatta bugünkü müşteri tüccar edebi ilişkisinden daha koyu, daha kavgalı ve daha rekabetçiydi. Günümüzün algısı ile bakınca, Dostoyevski’nin romanlarının her yayınlandığında, onun kitapçı raflarına ‘İşte klasikler dizisine girecek yeni bir eseri iftiharla sunarız’ etiketiyle konulduğunu sanmak normal. Çünkü o, edebiyatın en büyük zirvesi Dostoyevski. Fakat genelde tüm iyi ve nitelikli yazarların başına geldiği gibi, Dostoyevski de yaşarken öyle hakkını maddi ve manevi olarak alabilmiş değildi. Üstelik Dostoyevski, diğer yazarlardan bir parça farklı olarak yeteneğini sağa sola olan borçlarını ödemek ve kumar oynamak için sermaye kazanmak için yayıncılara peşinen satıyordu. Dostoyevski, ilk romanlarıyla Rus edebiyatında şöyle böyle bir şöhrete hayli zorlu süreçlerden geçtikten sonra erişince, az çok bir okur kitlesine de ulaşmıştı; ki bunda yayımladığı edebiyat dergisinin de payı büyüktü. Aynı zamanda oradan da kağıt tüccarlarına, dağıtıcılara ve diğer dergi yazarlarına hayli borcu vardı. İşte tüm bu ekonomik sorunlar yumağından çıkmanın yolunu, dönemin önemli yayınevlerine romanlar vaat ederek ve yayınlandığında satıştan alacağı telifin çok daha azını peşinen kabul ederek aşmaya çalışıyordu. Kumarbaz da, Dostoyevski’nin işte bu şekilde avans yoluyla yayıncısına konusunu sattığı romanlarından biri. Onun edebiyatının Karamazov Kardeşler ile beraber iki zirvesinden ilki olan Suç ve Ceza’yı yazdığı 1866’da yazıldı ve yayımlandı. Kumarbaz’ı yazma fikri Dostoyevski’nin aklına Avrupa’daki yaşamı sırasında geldi. İlk olarak 1863 yılında bir uzun öykü olarak tasarladığı Kumarbaz’a ilişkin Roma’dayken yayıncısına bir mektup yazdı ve şu ifadeleri kullandı: “İşin özü şu ki, hayat özsuyunu, enerjisini, isyanını, cesaretini rulete adamış. Bir kumarbaz ama sıradan bir kumarbaz değil. Puşkin’in ‘Pinti Şovalye’si nasıl basit bir tacir değilse… Kendince bir şair ama kendisinde var olan o şairlik öğesinden utanıyor, çünkü her ne kadar tehlikeyi göze alma gereksinimini kendi gözünde kendisine bir soyluluk kazandırsa da, yüreğinin derinliklerinde bunun aşağılık bir iş olduğu duygusu var. Öyle ki, iki yıldan fazla bir süre boyunca kumarhanelerde rulet oynayan bir adamın öyküsü.”

Rus Avrupalı Çatışması

Bugüne kadar yayınlanmış en detaylı ve nitelikli Dostoyevski biyografisi Joseph Frank’ın Bir Çağın Yazarı yapıtındaki bu detayı yazmamın nedeni Dostoyevski’nin tüccar-yazar yanını size göstermek ve Kumarbaz’ı tam olarak doğru şekilde irdeleyebilmek. Petersburglu Usta’nın geçinmek için romanlarını yok pahasına ve daha taslak halindeyken yayıncılara sattığını hemen bütün meraklı okurlar bilir bilmesine, ama işin o denli basit olmadığını da anlatmakta fayda var. Dostoyevski kumar oynuyor. Kumarhanelerdeki gözleminde Aleksey İvanoviç’i yani Kumarbaz’ı ve kitabın anlatıcısını yaratıyor. Ardından bunu yayıncısına iletiyor. Bir aydan kısa sürede romanı yazıp, parasını postayla alıyor. İyi de Rus edebiyat okurları, bir romanı sadece Dostoyevski etiketi nedeniyle okumazlar ki? İşte buradaki en büyük sorun olan ticari konuyu, yazar Rus ve Avrupalı çatışmasını yaratarak aşma yoluna gidiyor ve başarılı da oluyor.

Kumarbaz Almanya’daki hem kaplıca hem de bir kumarhane şehri olan Roulttenberg'de geçiyor. Varlığını yitirmiş, tüm umudunu zengin ama hayli yaşlı ve kimsesiz halasının ölümü dolayısıyla da onun mirasına bağlamış olan General’in yanında öğretmenlik yapan Aleksey, 25 yaşında olmasına, İngilizce, Fransızca ve Almanca konuşabilmesine karşın iflah olmaz bir kumarbazdır. Aynı zamanda da tüm Dostoyevski romanlarındaki gibi umutsuz şekilde aşıktır. Sevdalandığı kadın da, General’in üvey kızı Polina’dır. Fakat sorun şu ki, General fena halde abayı para yemekte ve zengin avlamakta mahir bir Fransız olan Blanche de Cominges’e yakmış ve onun kuzeni olan Kont Griex de, Polina’ya aşık olmuştur. Bu aşk otobanına varlıklı bir İngiliz Astley de Polina’ya vurularak katılınca, Dostoyevski’nin roman dünyası kurulmuş olur. Biraz Yeraltından Notlar’ın isimsiz kahramanın histerilerini, biraz Suç ve Ceza’nın Raskolnikov’unun kibrini taşıyan Aleksey, hem beş parasız hem de burnu havadayken bir türlü Polina’ya açılamaz aynı zamanda da Polina’nın içine düştüğü para odaklı satılma-sahiplenilme ilişkisinden kurtulmak için onun adına rulet oynayıp servet yapmaya çalışırken, ölüm haberi beklenen halanın kendisi Roulttenberg’e gelir. Servetini yeğeni General’e bırakmaktansa, rulet masalarında harcamaya yeminli hala, dediğini yapar ve ilk başta hayli yüklü bir para kazansa da, her kumarbaz gibi kendini frenleyemez, daha çok kazanmanın peşine düşüp elde avuçta ne varsa tüketmekle kalmayıp, Rusya’da bıraktığı servetini de General’e nispet yapma uğruna yok eder. İşler General için içinden çıkılmaz bir ekonomik darboğaza dönüşünce, Avrupa’da üvey kızının izdivaç ihtimali üzerinden hem Fransız hem de İngiliz’den çeşitli miktarlarda yardım alarak otelde konaklamaya, etrafa para saçmaya ve Fransız sevgilisinin gözünü boyamaya devam eder. Beri yandan da hıncını ilk fırsatta Aleksey’i aşağılayarak ve onu kovarak çıkartmayı bilir. Hikâyenin ilerleyen bölümlerinde Aleksey, romanın hakkını vererek 100 bin Franklık bir serveti Polina’nın Fransız Kont ile olan münasebetini kesmek için kazandığında, olan biten bu durumdan dolayı sinirleri hayli yıpranan genç kadın aşık öğretmenimizi ret eder, bunu fırsat bilen Fransız yosma da koluna Aleksey’i takıp ve onun parasını yiyeceğini gizlemeden Paris’in yolunu tutarlar.

Kumarbaz’ın kaba özetinde de görüleceği üzere roman, bir Rus gencinin Avrupa’da bir İngiliz ve bir Fransız soylusu ile genç bir Rus kadın için giriştiği para ve aşk mücadelesini kumarbazlık öyküsü üzerinden ele alıyor. Kumarbaz’ın başkahramanı ve anlatıcısı Aleksey, tıpkı her Doğulu’nun yaptığı gibi, ülkesindeyken ülkesini sevmeyen ama yurt dışına çıktığında daha çok da Avrupa gibi kendini dünyanın sahibi sanan ırklar karşısında tamamen milliyetçi olan bir yapıya sahip. Aleksey, bir yandan Polina için ama eksik ama fazla bir mücadeleyi sürdürürken, öte yandan da her fırsatta İngiliz’i ve Fransız’ı aşağılamaktan geri kalmaz. Hatta bunu bir Alman soylusuna da yapınca, General tarafından işinden dahi atılır. Dostoyevski’nin Kumarbaz romanı hakkındaki ilk ve genel kanı, Dostoyevski’nin de kumarbaz olduğu için bir otobiyografik roman olarak bunu kaleme aldığı yönünde. Esasında ise Dostoyevski, para kazanmaya mecbur bir yazar olarak, Rus toplumunun o günlerde hayli sorun yaşadığı daha sonra da 1 ve 2’inci Dünya Savaşı ile de ayyuka çıkacak, Avrupalı-Rus çatışması üzerine metnini inşa ettiği aşikar. Yani bu hızlı yazılmış-kimi kaynaklara göre 25 günde-metin, Dostoyevski’nin para kazanmaya dönük bir inşa çabası ile kurduğu metinleri arasında. Ama bir Dostoyevski zekâsı ile yazıldığı için, elbette özel bir metin. Öte yandan diğer Dostoyevski metinleri arasında da özel bir yere sahip. Yazarın ilk dönem metinleri, Puşkin, Gogol gibi öncü Ruslara öykünen - ki edebiyatın doğrusu budur, senden öncekine öykünmek ve kendi edebiyatını bu yolla kutsayıp geliştirmek, işte bu öğretiden yola çıkılarak ele alınmış - metinlerken, orta dönemindeki metinler ise daha içselleştirilmiş, daha tadını bulmuş metinlerden oluşuyor. Kumarbaz ile Dostoyevski’nin edebiyatının son dönemi ile ortası arasındaki bir köprü vazifesi görüyor. Roman hakkında yapılan yorumların başında, metnin Dostoyevski romanı okuduğumuzu bize hissettiren ruh tahlillerinden uzak durduğuna ilişkin. Bu haksız olmayan ama görece eksik yorum, Kumarbaz’ın büyüklüğünü biraz gölgede bırakıyor.

Kumarbaz, Dostoyevski’nin otobiyografik metinlerinden biridir. Zaten en kurgusal metin bile yazarın biyografisinden ayrılamaz, çünkü onun hayal ürünüdür, yani o’dur. Öte yandan Dostoyevski’nin de bir kumarbaz olmasının, Aleksey’in aslında Dostoyevski olduğu sanısını doğurmuş ki, bu ustanın yaşamını biraz bilenler için doğruluğunu yitiriyor. Dostoyevski, elbette ki kumar masalarına ekonomik kaygılarla oturmuş, ruletten bir servet yapmayı ummuş. Muhasebecisiyle görüşmüş değiliz, ama kazandığı da kaybettiği de ortada. Fakat Kumarbaz romanı, Dostoyevski’nin ‘Okurlara biraz kendimi anlatayım’ kaygısının eseri değil. Bu olmama hali de romandaki psikolojik cerrahlığın bulunmamasından da kaynaklanmıyor. Dostoyevski bu romanı eni konu para kazanma itkisiyle yazdı ve Rus toplumunun, Avrupa’da nasıl aşağılandığını bildiği için o duyguyu okurlara satmak istedi. Bunu romanın da her alanına yaydı ve açık açık gösterdi.

Hawking Olmak

Bir süre önce dünyanın en büyük fizikçilerinden kabul edilen Stephen Hawking’in Türkçeye çevrilen kitaplarını okumuştum. ALS gibi berbat bir hastalığa yakalanan Hawking, bunu doktorundan duyduğunda ilk yaptığı işin, elden ayaktan düşmeden geçimini sağlamak için para kazanmaya çalışmakmış. Bunu da kitap satarak yapmak istemiş. İlk iş olarak ABD’de her havalimanında küçük satış dükkanları bulunan ülkenin en büyük popüler kitap zincirinin yöneticisine mektup yazıp, insanlara uzay ve zamanı anlayabilecekleri basit bir eser yazmak istediğini yazmak istediğini bildirmiş. Sonunda da astrofizik gibi karmakarışık bir konuyu, evrenin genişlemesini, oluşumunu kaotik bir yaygara olmaktan çıkarıp, basit, sade ve anlaşılır kılarak, dünyada satış rekorları kıran kitaplar yazmayı başarmış. Dostoyevski’nin yaptığı da Hawking’in çabasından farklı değil. Fakat Dostoyevski, yaşamak için yazarken, öte yandan dövüşmekten yani onu tartışmalara çekecek konulara balıklama dalmaktan da geri kalmıyor.

Hemen her romanı, Rus halkının ikiyüzlülüğü, bencilliği, tanrıtanımazlığı üzerine olan Dostoyevski, kendi halkının hakkını ilk kez hem de Avrupalılara karşı Kumarbaz ile koruma yoluna gider. Bunu da bir Kumarbaz’ın yani sözüne de, davranışlarına da güvenenin aslında kumar oynadığı bir karakter üzerinden yapar. Yani amaç sadece satmak ve para kazanmak değil. İyi bir hikâye bulmanın roman yazmaya yetmeyeceğini bilen Dostoyevski, hikâyenin de hikâyesi olması gerektiğinin farkında olan bir açık zihinli yazar. Ki o yüzden o Dostoyevski. Neticede para kazanmak için yazmanın yadırganır bir yanı yok. Yeter ki, o metinde dahi Dostoyevski gibi edebi kaygıları güdebilesiniz. Derinliği diğer karakterlerinin yanında hayli sığ kalsa da Aleksey’i yine de unutulmazlar arasında yazdırabilesiniz. Yani sizin CV’nizde yer almayacağına emin olduğunuz bir metni yazıyor olsanız bile, onun başkalarının CV’sinin en üstüne yazılabilecek denli nitelikli olmasını arzu etmeniz gerekiyor ki, bu edebiyat kaygısını yaşam biçimine dönüştürürseniz edebi başarı şanslıysanız yaşarken, ama genellikle de siz toprak olunca geliyor.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Oscar 2022: En Çok Dalda Aday Gösteril..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Çetin Devran

10 Mart 2025

Gerçeklerden Kaçarken Kendimize Söyled..

Eğer hayatınızdaki bazı kalıpları kırmak, geçmişte yaptığınız hatalardan ders almak ve gerçekten daha bilinçli bir şekilde yaşamak istiyorsanız, bu kitap size çok şey katacak.Bazı kitaplar vardır, okuduğunuzda sizi rahatsız eder. Çünkü size, aslın..

Devamı..

Kısa Kısa Roma İmparatorluğu

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024