Hiçbir Yerin Ortasında
2 Kasım 2019 Edebiyat

Hiçbir Yerin Ortasında


Twitter'da Paylaş
1

“Yaşamı boyunca biri gelsin, bedenini kaplayan kalın kabuğu çatlatsın, kırsın, içindeki özü oradan çekip alsın istedi.” – Ezgi Polat, "Aynadaki Bataklık"

Hiçbir Yerin Ortasında Ezgi Polat’ın Can Yayınlarından basılan ikinci kitabı. İlk olarak Susulacak Ne Çok Şey Var Aramızda ile 2017 yılında okurların karşısına çıkan yazarın, Ekim ayı itibariyle raflarda yerini alan ikinci kitabı altı öyküden oluşuyor. "Hiçbir Yerin Ortasında", "Kıyıya Vuran", "Başka Bir Boyutta", "Sığınak", "Aynadaki Bataklık" ve "Yunus".

İç savaş, kıskançlık, yalnızlık, öksüzlük, psikolojik rahatsızlıklar, kadın erkek ilişkileri, evlilik, gibi birçok farklı konunun ince ince işlendiği öykülerde, kahramanların çoğu zaman bilinçaltına ittikleri, bastırılmış karanlık alt kimlikleri de öykü kahramanları arasına giriyor. Polat öykülerinde sadece görünür olanı değil, derinlerdeki kaosu da görünür kılabilmek için deyim yerindeyse kazarak ilerliyor, sondajlıyor. Öykülerini ne anlatım biçimi ne de içerik açısından bir ana tema etrafında birleştirmek kaygısını gütmüyor. Çoğu öyküsünde olayları birinci tekil şahıs dilinden anlatmayı tercih ediyor, ama bunun yanında, üçüncü tekil şahsı ve bilinç akışını, bazen bunların bir ya da ikisini ya da hepsini ustalıkla bir araya getirebiliyor. Yazıya dökmeden önce hakkında yazdıklarını uzunca bir süre zihninde yaşattığı, bıkmadan defalarca üzerinde çalışarak mükemmelliği aradığı öykülerin dil ve biçim açısından kendisinden ne beklediğini tasarlayarak ilerlediğini düşünüyorum. Hemen her öykünün, kahramanların doğayla bir ilişkisi var ve mekanlar, kuru kuruya binalar, eşyalardan ibaret değil. Bu özellik bütün hikâyelere bir canlılık katıyor, bu anlamda Polat’ın organik hikâyeler yazdığını, yazacağı konuyla ilgili detaylı gözlemler yaptığını, doğayla, insan, mekân, zaman, nesne ilişkilerini kurabilmek için fazlasıyla emek harcadığını söylemek mümkün.

Giriş öyküsü “Hiçbir Yerin Ortasında” iç savaşın ortasında kalan ve hayatta kalma mücadelesinden sonra geriye dönmeyi başarabilen psikolojisi alt üst olmuş bir gazetecinin, yeniden yaşama, karısına, doğaya ve sevgiye dönebilme çabasını anlatıyor.  

“Kıyıya Vuran” aile içi şiddet nedeniyle yaralandığını ve hastalandığını düşündüğümüz, iyileşip iyileşmeyeceği belli olmayan bir annenin  tedavi süreci boyunca yakın akrabalarının yanında bakılan küçük çocuğunun, doğayla, çevreyle ilişkisi ve mutlu bir çocukluğu olan akranı komşu çocuğuna karşı hissettikleri üzerinden kurgulanıyor. 

Benim kitaptaki favori öyküm ise “Aynadaki Bataklık”. Katı, prensipli, iyi yetiştirilmiş öğretmen Charlotte ve etnik kökeni farklı, yaşamı kenar mahallelerde geçmiş kaba saba ama tutkulu, cesur, asi öğrencisi Pierre ile arasındaki saplantılı, tutkulu aşkı ve bunun ikisinin yaşamına getirdiklerini anlatıyor. Charlotte’un Pierre’e tez danışmanı olarak atanır. Bu arada ilişkileri devam eder. Pierre, tezinin saldırgan ve yetersiz bulunması nedeniyle öfkelenir, Charlotte Pierre üzerindeki kontrolünü kaybeder. Pierre tutkulu sevişmelerini gizlice kasetlere kaydetmiştir. Şimdi Charlotte'un tek avuntusu bunları izleyip geçmişteki tutkusuyla bugünün hem fiziksel hem de ruhsal hastalıklı mutsuz halleri arasında geri dönüşler yaşamaktır.

Ezgi Polat kendine özgü bir yapı, yeni bir dil ve kalıcı olmanın, “herkese dokunacak evrensel bir hikâye yazmanın” peşine düşmüş genç bir yazar. Yolu açık, okuru bol olsun.

 


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Ayşe Uça
Bu harika yorum için teşekkür ederiz
10:38 PM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR