Kahraman
2 Kasım 2018 Öykü

Kahraman


Twitter'da Paylaş
0

Bir adım… Bir adım daha. Yeni yağan kar yığınları nişasta torbaları gibi sesler çıkartıyordu ayağının altında. Kalın ve uzun botun içine giydiği, su ve soğuğa karşı yalıtımlı keçe çorabı güven veriyordu adımlarına. Aşağıya doğru uzanan yayvan bir vadinin geniş yamaçlarında yenice yapılmış stabilize araba yolundan yukarıya doğru yağan karın keyfini çıkararak tırmanıyordu. Ağzından dışarı çıkan buhar atkısının gözeneklerinden taşarken dudağına bir ıslaklık bırakıyor, atkının tüyleri her nefes alışında ağzına kaçıyordu. Tamamen beyaz çarşafı örtünmemişti yeryüzü. Henüz yeşil kalan kısımlar vardı. Bulunduğu yükseklikte toprak çamur haldeydi. Daha da yukarıya çıkmak, yol kenarından akan küçük su kanalını takiple yukarıdaki barakaya ulaşmak istiyordu. Bütün maksadı yağan karın keyfini çıkarmak ve köyünden uzaklaşmaktı. Önündeki yol hafif bir eğimle yamaca paralel ilerliyor, sol yanından ağaçlar yükselirken sağ tarafı aşağıdaki köye ve vadiye bakıyordu. Artan tipiden gökyüzünden bembeyaz şeritler uzanıyor, esen rüzgârla yön değiştirip duruyorlardı. Köye doğru baktığında henüz karın kapatmadığı kırmızı kiremitli çatıları seçebiliyordu. Yolundaki kar kalınlığı dizlerine yanaşmaya başlamıştı. Bir taraftan kaval kemikleri üşüyor, diğer yandan hızlanmaya çalışıyordu. Sanki çokça sıcakmışçasına omzundaki tüfeğe sarılmıştı sağ eli. İleride, yolun sağında, yamacın hemen başındaki devasa kayanın yanına sığınmak istedi. Kayanın ardından düzlükteki kocaman dönemeci dönecek, ardından daha az eğimli bir rampayla barakaya varacaktı. Kayanın dibine vardığında buradaki esintinin daha fazla olduğunu gördü. Rüzgâr yamaç ile kaya arasından geçerken daha şiddetli bir esinti oluşturuyor, topladığı karı bu dar bölgede biriktiriyordu. Burayı geçip yanında küçük bir su arkı olan düzlüğe geldiğinde koyuca rengi, kocaman sırt tüyleri ve keskin dişleri olan devasa bir kurt ile göz göze geldi. Önce bütün kanının çekildiğini hissetti damarlarından. Sonra hızla atmaya başlayan kalbi tüm vücuduna ateşler yaydı. Korkudan kocaman olan gözleriyle gözlerine baktı kurdun. Heyecandan nefes aldıkça atkısı ağzına doluyor, sonra bir balon gibi şişiyordu. Aklını toparlayıp tüfeğine davrandı. Hızlıca mermiyi atım yatağına sürüp kurda doğrulttu. (Henüz neden orada olduğunu dahi anlayamadığı kurda.) Sırtını barakaya çıkan rampaya döndü. Geriye doğru adımlarken kurdu gözetliyordu. On ya da onbeş adım yürümüştü ki tamamen bu durumdan sıkılmışçasına silahını ateşledi. Bir gürültüden sonra küçük birkaç çığlık ve inilti duyuldu. Bembeyaz çarşaf kana bulanmıştı. Her yere ölümün gereksiz kasveti saçılmıştı… Bu andan on dakika sonra, derme çatma barakanın küçücük sobası tavanda kızıl gölgeler bırakarak yanmaya başlamıştı. Sedirin üzerindeki adam çoraplarını çıkarırken kendince kendini kahraman ilan ediyor, Canımı kurtarmak zorundaydım, diye düşünerek vicdanını rahatlatıyorken, duvarda asılı duran tüfek ise bu yalanların tek şahidi olarak namlusunu soğutuyordu.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR