Kara Kazan
5 Haziran 2019 Öykü

Kara Kazan


Twitter'da Paylaş
0

Hiç bitmeyecek bir yolculuğa çıkmış gibiyim, tüm dağları taşları aşsam da yerimde sayacağım bir yolculuk. Ben aklım erdi ereli bu yolculuğu bekledim, biliyorum. Hep bu yolculuğa hazırlandım, bu yolculukta kayboldum, sonra bu yolculukta buldum benliğimi. Daha okula başlamamışken kendimden ağır yün yorganların altında geceler boyu bu yolculukla ilgili düşünür, sesim duyulmasın diye yorganı tümden kafama çekip uykuya dalıncaya kadar ağlardım. Bu yolculuğun beni nerede, kaç yaşımda yakalayacağı ile ilgili parmak hesabı yapardım. Ağabeyim çok sevdiği bir şey yenirken, ‘Erkenden ölecek, annesi babası bizim elimize kalacak,’ gibi sözlerle ağlatırdı beni, bir kaşık eksilirdi sofradan, olduğum yere kapanırdım. Hep utandım herkesin içinde ağlamaktan ama hep tutamadım kendimi. Annemin, ‘Kendisi daha fazla yesin diye söylüyor inanma,’ diye beni kapandığım yerden kaldırmaya çalışması bugün gibi aklımda.

Ben hep uzakta olmaktan korktum, uzakta sevdiklerimi kaybetmekten. Hep elim yüreğimde, hep kara haberlere gebe çıktım yolculuklara...

Defalarca bahçelerde yakılan ateşin üstüne konulan beş tenekelik kara kazanlardan çıkan buharı her bir hücremde hissederek uyandım, buhar tüm bedenimde gezinirken sırılsıklam sıçradığım geceler en büyük kabusum oldu. Sala verilmeden koştuğumuz cenaze evlerinde beş on dakika önce kaybedilen birisini yıkamak için yakılan ateşler kor olup yaktı içimi. Ölüm geceden geldiyse, sabah olmadan hazırlanırdı ocaklar, kazanlar, dünyayı fokurdatacak kadar odun, tahta. Niye bu kadar hızlı yakılırdı o ateş, nasıl o kadar hazla yanardı, niye gelip geçen o kadar büyütürdü ateşi bilmiyorum. Bildiğim tek şey o kapkara dumanın ince ince ölümü her yere savurduğuydu. Ocağa yakın bir yerlerde mutlaka boydan boya asılmış çamaşır ipleri olurdu, iplerden sarkan sakız gibi beyaz çamaşırlar. Kara kazandan çıkan buhar ile gelip geçenin büyüttüğü ateşten çıkan kara duman buluşup donmuş çamaşırlara yapışırdı. Cenaze kalkasıya kadar o çamaşırları toplamak kimsenin aklına gelmezdi. Her cenazeye eşlik ederdi sakız gibi çamaşırlar. Eskiden hep kışın mı ölürdü insanlar? Hep kış cenazelerini anımsıyorum, karda kışta yakılan o ateşlerin yanında ısınan insanlar hiç gözümün önünden gitmiyor. Üç beş saniye gördüğüm ve midemin ağzıma geldiği o ateşin karşısında nasıl kusmadan durduklarına hep şaşırırdım. Sanki birisi ölse de o ateş yakılsa diye bekleyenler vardı, o ateşin etrafında beklemek için can atanlar… Belki de çocuk aklımla böyle düşünüyordum, kim bilir. Ateşe bakmadan geçmeye de çalışsam öğürmeme engel olamazdım. Betim benzim atmış bir halde girerdim ölü evine. İnsanları yara yara geçmeye çalışırdım, ‘çocuksun kapının eşiğine tüne işte ne insanların üstünden atlaya atlaya tepeye geçmeye çalışıyorsun’ bakışını her yerimde hissederek geçerdim baş köşeye. Zar zor geçtiğim baş köşeden kapının eşiğinde oturanlara hep acıyarak bakardım, o anda ne ağlayanı duyardım, ne bağıranı. Ölümün kol gezdiği kapı önünde oturan insanlardan gözümü alamazdım. Ölüm değil, sinsi sinsi sarmalayan kokusuydu beni korkutan… Hiç gitmek istemesem de, birisi öldüğü zaman çadırı söktüğümüz gibi soluğu ölü evinde alırdık. Bucak bucak kaçmak isterdim ölü evlerinden, annem ölüden korktuğumu düşünürdü ve, “Ölüden değil diriden kork, ölü insana bir şey yapmaz ki,” derdi.

Unutup beklettiğim her şey bir bir seriliyor önüme. Kırk yıllık ölüler sarıyor her yerimi, koşarak kendimi içeri attığım ölü evleri kuşatıyor kara dumanlar eşliğinde.

Çok uzun sürüyor yolculuk, içime kaçıyorum yol boyu. Hiç ulaşamayacağım diye korkuyorum, hiç yetişemeyeceğim.

İlk babamı görüyorum kapının önünde. Hiç görmediğim, hiç bilmediğim kadar acıya batmış. Anneme bakınırken bahçedeki yanan ateşe takılıyor gözlerim, üstünden dumanı çıkan kara kazana. Ocağın dört yanında uçan beyaz çarşaflar görüyorum, kar beyazı çarşaflar. Bugüne kadar sızlamadığı kadar burnumun direği sızlıyor, midem bulanmıyor ateşe bakarken. Ocağa atılan parçalar içimdeki ateşi büyütüyor. İlk defa bağıra bağıra ağlamaktan utanmıyorum. Kör çukurlara dolmuş ölüm bakıyor her yerden. Ölü evi diyor birisi, ölü evi… Uzun uzun kalıyorum kapı önünde, öğürmeden, korkmadan. Bugün ölüden de ölü evinden de korkmuyorum.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR