Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

10 Ekim 2023

Roman

Füsun’un ya da Ağaçların Adası: Efsunlu Bir Büyüme Hikâyesi

Nilay Kaya

Paylaş

0

0


Oylum Yılmaz önceki romanlarında da hayaletlerden karakterler yaratıyordu, bu defa da onların bir hikâyeyi can alıcı kılan özelliklerinden ziyadesiyle ve başarıyla faydalanıyor.

Belki de ağaçların gördüğü rüyayızdır biz insanlar? Bu cümleyi kurarken dahi insanmerkezci olmaktan kurtulamıyoruz, tabii. Belki de ağaçların ne bilinçleri ne bilinçaltları ne de rüyaları vardır, her hâlükârda nevi şahsına özgü varoluşlardır onlarınki. Bize düşen, onlarla nasıl ilişkileneceğimiz üzerine düşünmek olabilir. Kimileri ağaçların birbirleriyle nasıl iletişim kurduklarını çözmeye çalışır, kimileri desibellere meydan okuyan cihazlarla onların sesini duyup kaydetmeye. Bu ve benzeri soruları soran, doğanın gizemlerini araştırmak isteyen, bilim meraklısı bir genç kız imgesi canlanıyor şimdi. Kız tılsım niyetine çam kozalakları topluyor, onları avcunda hissederek sorularına cevaplar, cevapların peşine düşebileceği imkân alanları arıyor. Oylum Yılmaz’ın Cadı (2012) ve Duygu Asena Roman ödüllü ikinci romanı Gerçek Hayat’tan (2017) altı yıl sonra yazdığı, Doğan Kitap tarafından yayımlanan Ağaçların Rüyası’nın kahramanı Füsun, ağaçların yanında türlü soru işaretiyle duran bir ‘tuhaf’ kızı düşündürüyor.

oylum yılmaz ağaçların rüyasıFüsun, Ağaçların Rüyası’nın tek anlatıcısı ve romanın baş karakteri. Onun dünyasını oluşturan başlıca unsurlar, en yakın arkadaşı Nihan, başta anneannesi ve dedesi dikkat çekici olmak üzere çekirdek ailesi ve Büyükada’nın kendisi. Füsun ve Nihan üniversite sınavına girip sonuçlarını bekledikleri, bitmek bilmeyen bir yaz geçiriyorlar adada. Artık yapılabilecek bütün yaz aktiviteleri tükenmiş, yaz sonu gelip çatmış ve geleceklerine açılan kapılar eli kulağında olduğu için zaman hepten durmuş. Sıkıntıdan adadaki boş ya da metruk evlere gizlice girmeye başlıyorlar ve bu noktadan itibaren kızlardan birinde psişik diyebileceğimiz haller baş gösteriyor. O evlerde yaşamış olanların ruhlarıyla ilişki kurmaya başlıyor. Bu ‘efsunlu durum’ Füsun ile Nihan’ı caydırmadığı gibi, yeni ve iddialı bir hedefe yöneltiyor: adadaki yok olmaya terk edilmiş eski Rum Yetimhanesi’ne girmek ve mekânın ebedî sahipleriyle buluşmak. Hedeflerine giden süreçte karşılarına bir yol gösterici çıkıyor ve onun eşliğinde yetimhanenin, kendi hayatlarına da doğrudan etki eden geçmiş sırlarıyla yüz yüze geliyorlar. Ağaçların Rüyası’nın Türk edebiyatında Büyükada Rum Yetimhanesi’ni ilk kez merkezî bir yerde konumlandırması nedeniyle de ayrıcalıklı bir yeri olduğunu belirtmek gerekiyor.

Oylum Yılmaz önceki romanlarında da hayaletlerden karakterler yaratıyordu, bu defa da onların bir hikâyeyi can alıcı kılan özelliklerinden ziyadesiyle ve başarıyla faydalanıyor. Yetimhanede yaşamış iki küçük kız çocuğu, romana Henry James hikâyelerinde karşılaştıklarımızı aratmayacak nitelikte dramatik ve duygusal çatışmalar sunarken, yakın toplumsal tarihimize incelikle dokunan düşünsel bir boyut açıyorlar: kültürel ve etnik kimlikler, bilim ve ahlâk, beden politikaları, toplumsal cinsiyet ve aile rolleri, insan-doğa çatışması gibi meseleler su yüzüne çıkıyor; her şey bir yana, dört başı mamur, okuma keyfi yüksek bir gotik kurguyla.

Ağaçların Rüyası’nı roman türü açısından çeşitli başlıklarla adlandırmak mümkün. Bildungsroman (büyüme/olgunlaşma romanı) ya da ada romanları ilk akla gelenler. Roman, dünya edebiyatından Natalia Ginzburg, Goliarda Sapienza, elbette Elena Ferrante gibi edebî kızkardeşlerin eserlerini çağrıştıran, kızların büyüme hikâyeleri geleneğine ekleniyor. Büyükada’da geçen romanları düşününce edebî yetkinliğiyle öne çıkan bu roman, Elsa Morante imzalı Arturo’nun Adası, John Fowles’un Büyücü’sü, H.G. Wells’in Doktor Moreau’nun Adası gibi ada romanları alanına, özel bir ulusötesi edebiyat kümesine dahil oluyor. Bu vesileyle, romanın bir an önce başka dillere çevrilmesi gerekliliğine dikkat çekelim. Karşımızda her yazarda rastlamadığımız derinlikte bir okuma sevgisi, birikimi, eleştirel düşünme/yazma pratiği olan bir yazar olunca, bu dolu bavul, süzgeçten geçmiş en rafine haliyle, yepyeni ve heyecan verici bir yaratıya dönüşüyor. Oylum Yılmaz’ın edebi dünyası her adımda daha heyecan verici ve incelikli bir hal alıyor.  

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Kafka Olmanın OlanaksızlığıDerya Önel
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

21 Mayıs 2026

Truman Capote ile Yaratma Sanatı Üzeri..

Bir yazarın kendi hikâyesinin doğal formunu mükemmele ulaştırdığını anlamasının yolu şu: okuduktan sonra, hikâyeyi farklı bir şekilde hayal edebiliyor musunuz ya da hikâye hayal gücünüzün sesini kısıyor ve size mutlak ve ..

Devamı..

BBC Türkçe araştırdı: Gayrettepe'deki ..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024