Aynanın karşısına geçti, üstünü başını düzeltti. Hafif yana döndü, sonra öbür yana. Beğenmedi. Tam da göremiyordu kendini diğer yönlerden, omuz silkti. En kesin yansıma yine öndendi. Askıdaki modellere baktı. Ellerini kıyafetlerin üstünde gezdirdi, tam benim stilimi yansıtıyorlar, benim tasarımlarım, dedi gururla bakarken. Bu özel tarza sahip olmak için geliyorlar. Kaliteli kumaşları seçtiği çeşit çeşit elbisenin yanında dolaştı. Her sabahki ritüeli. Son birkaç gündür yeni modeller eklemişlerdi. Hızlı eriyordu stokları, müşteri, sipariş çoktu. Yıllarca, dedi kendi kendine, yıllarca ilmek ilmek diktim. Defterler dolusu model çizdim. Onca zaman stajyer muamelesi gördüm, çıraklık yaptım. Kimse bakmadı yurtdışındaki eğitimlerime, çırak olunmadan olmaz dediler moda evlerinde. Onca kapris çektim de geldim bu günlere. İşte değdi, sipariş sıralarına giriyor sosyete karşımda.
Bir elbisenin kenarından sarkan iplik parçası gözüne çarptı, bu ne rezaletti. Böyle bir elbiseyi müşteriye nasıl gösterebilirdi. Dikişi ben yapsam asla böyle bir ihmal olmazdı. Ben diktiğim her ilmeği kontrol ederdim, yardımcılarım gözden kaçırmayacağımı mı sandılar. İnsan yaptığı işe döner bir bakar. Müşteri görse bırakır bunu çıkar dükkândan, dedi. Dikişçiye sıkı bir tembih çekmeliydi.
Moda figür çizimlerinin başına geçti, renklere ve modellere göz attı. Bunlara göre kumaş ve aplik seçmesi gerekiyordu. Ama bugün malzeme almaya gitmek için vakti yoktu. Yanında çalışan üç terzisi kalıp çıkarma ve dikiş işlerine devam edeceklerdi, üstelik bir de prova vardı. Stajyer de arkalarını toplayacak, öğrenebileceklerine kulak kabartacaktı anca. Ama daha ortada kimse yoktu. Bir de şu mesai konusunda dikkatli olsalar.
Saat 10:20 ve daha hiçbiri gelmedi, diye söylendi. Ben, diyordu salonu arşınlarken, ben çalıştığım hiçbir yerde böyle lakaytlığa düşmedim. Ne modaevinde çalışırken, ne de girdiğim şirkette müdürken. Şimdi her sabah bir tek hizmetliyle ben vaktiyle buradayız. Pencere kenarına gitti, birinci kattan dışarı baktı. İşte, biri geliyor. Terzisi de başını kaldırıp yukarı baktı. Işık Moda Evi tabelasının altında onun yüzünü gördü.
Işık, ayaklı antika aynanın karşısına geçti kendiyle yüzyüze geldi. Tam karşıdan gözlerinin içine baktı, yaklaştı. Baştan aşağı süzdü kendini sonra yine gözgöze geldi. Aynadaki görüntüsü bu sefer hoşuna giti, askılarda en güzel renklerle yapılmış şık elbiseler gözünü aldı. En fazla iki saate yine müdavim müşterileri adımlarını atmaya başlayacaklardı dükkâna. Yüksek sesle,
"Herşeyin en iyisini yapacağim güya, ama şunlara bak. Biri ipliği sarkıtır. Öbürleri bunca iş varken gecikir." Ağzını tekrar açıyordu ki kapı çaldı. İçeri giren terzinin yüzüne bakmadan yarım ağızla,
"Günaydın," dedi.
"Işık hanımcığım trafik berbattı. Yoksa sizin bu konudaki titizliğinizi biliyorum."
Kapı tekrar çaldı, öbür iki terzi de beraber girdiler. Işık onlara başını sallayarak selam verip salona geçti. İçinden bu rahat tavırlara hoşgörülü davranmak hiç gelmiyordu. Terziler birbirlerine baktılar, içerideki iki odaya dağıldılar. Günün iş sırasını konuşmak için salona döner dönmez Işık en ciddi yüz ifadesini takınarak söze başladı,
"Günün işlerini konuşacağız değil mi. Günün yarısı geçsin ne yazar."
Kadınlar alttan almaya alışmışlardı.
"Telafi ederiz Işık'cığım," dedi en büyüğü.
"Saat 10:30, yarım saat geçti bile. Ben hiçbir zaman böyle birşey yapmadım. Yani aşkolsun size. Sonra iş yetişmeyince müşterinin nazını çeken ben oluyorum. Farkında mısınız, dışarıdaki tabelada benim adım yazıyor. Sürekli müşterilerim karşısında itibarımın düşmesine izin vermem. Siz de buna göre davranın."
"Tamam canım, hadi birer sıcak çay içelim. Merak etme birşeycik aksamaz, yetiştiririz herşeyi."
"Bu ismi yapmak kaç yıl sürdü. Adını tabelanın üstüne yazdırmak ne demek biliyor musunuz. Ta nerelerden geliyorlar benim tasarımlarımı almak için. Markayım ben." Oturduğu yer ayaklı aynanın tam karşısında. Bakışları yavaş yavaş terzilerden kaydı, kendine döndü. Aynadaki de onu dinliyordu, en çok da ona anlatıyordu. Oradan dümdüz tek açıdan kendi gözlerinin içine bakabiliyordu. Oysa başkalarını giydirirken her yönden bakmasını çok iyi bilirdi.
Çalışanlar salondaki iki kanapede oturmuş pek de ciddiye almadan dinliyorlardı. Biri yüzüne bir gülümseme takmış, yanındakiyse gözlerini devirmiş dışarı bakıyordu.
Birkaç saatliğine işlerin başına döndüler. Bu arada iki müşteri yakınlarıyla gelmiş modellere bakmışlardı. Fiyatlar biraz fazla gelmişti ama modellere hayran kalmışlardı.
Işık ve terzileri öğleden sonra ellerindeki siparişi kontrol etmeye geçtiler. Işık gözlüğünü taktı, santim santim inceledi elbiseyi. Apliklerde eksik vardı, sipariş istendiği gibi değildi. Tekrar kontrol etti. Düpedüz eksik.
"Siz bunu nasıl görmezsiniz. Bunun genişliği beş santim olmalı. Nasıl atlarsınız."
"Hemen bakıyorum," diye cevap verdi stajyer.
"Bunu göz göre göre müşterinin karşısına nasıl çıkarırım. Daha sabah konuştuk. Adıma yakışır mı böyle hatalar."
Kalıp işine bakan terzi, yerinden kalktı, elbiseyi yakından inceledi, diğer ikisine döndü. Üzerindeki işlemeler zaten uzun olan elbiseyi iyice ağırlaştırıyordu.
"Bir saat içinde düzeltiriz Işık'cığım. Sakin olalım," dedi biri.
Stajyer elbiseyi toplamaya başladı ve o anda arkasında duran ayaklı antika aynaya çarpıp düşürdü. Salondaki tek ayna. Ayaklı, büyük, ahşap kenarları işlemeli. Özellikle tek bırakılmıştı ayna, o varken başkasına gerek yoktu Işık'a göre, modaevinin süsüydü. Çok gösterişliydi. Şimdi düşmüş, eğri kesim cam kenarları dağılmış, ahşap cilaları soyulmuştu.
"Ne yaptın, ne olacak şimdi," bağırıyordu. Elleri yüzünde, gözleri faltaşı misali.
Stajyer donup kalmış konuşamıyordu. Işık da cevap bekler gibi değildi,
"Beğendin mi yaptığını, herşey altüst oldu." Nefes nefese kalmıştı, kendini tutmasa ağlayacaktı.
Susup salonda dolandı. Ağır ağır duruldu. Etrafa göz gezdirmeye başladı. Ayna yer yer tuzbuz olmuş, zemine iri parçalar da yayılmıştı. Dört yanını sarmış çalışanları ne yapacaklarını bilemeden durdukları yerden ona bakıyordu. Hepsi başka bir yanından. Işık panikle ayağa kalktı, yere saçılmış parçalara baktı. Herbirinde farklı bir yerden kendi yansımasını görüyordu. Zeminde içinde onun olduğu bir sürü farklı parça seriliydi. Yansımalardan bazılarında kendine farklı yönlerden bakan gözlerine rastladı. Birçok parçaya ayrılmış farklı Işık'lar gördü o kırıklarda. Bir ürperti hissetti içinde, ne olduğunu anlayamadı. Baktığı her bir ayna kırığında yeni bir karşılaşma yaşıyordu. Karşılaştığı her Işık farklı açıdan görünüyordu. Tek değildi artık, her bir kırıkta değişik yönlerden kendi vardı. Ona bakan her bir göz başka şey görüyordu. Birsürü yabancıyla tanıştığını duyumsadı.
"Salonda," diye başladı söze, duraksadı. "Salonda farklı duvarlara birkaç ayna koyalım."






