Tarihin seyri ilginçtir; bilginin, kültürün, sanatın akışında düzgün doğrusal hareket hiçbir zaman gerçekleşmez, tam tersi, akış zikzaklarla meydana gelir.
Hicvin, alayın, eleştirinin, küçümsemenin, iğnelemenin, kusur bulmanın insanüstü bir kişileştirilmesidir Momus. Olympos’ta büyük tanrıların yanında küçük bir tanrı, daha doğrusu tanrısal bir varlıktır. Ona atfedilen bu sıfatlar yüzyıllar içinde olumsuzdan olumluya doğru değişmiş, her ne kadar bugün bile mitoloji sözlüklerinde sadece birkaç sözcükle açıklansa, pek önemsenme de Avrupa’da Aydınlanma Çağı’nın önemli bir figürü haline gelmiş, tarihin akışında belirleyici figürlerden biri olmuştur.
Kavram tanrılarının ömrü doğa tanrılarına göre daha kalıcıdır. Tarihöncesi dönemlerde insanlar, toplumlar tam olarak bilemedikleri, üzerinde iktidar, egemenlik kuramadıkları olguları adlandırmışlar, onlara tanrısal, insanüstü anlamlar yüklemişler. Yeryuvarlağının daha yaşanabilir çağlara girmesi ya da doğanın sırlarının bilimsel bilgilerle açıklanması doğa tanrılarına ilgiyi azaltmış, onları sadece birer tarihsel varlık haline getirmiştir. Antik dönem ritüelleri günümüzde belirli şenliklerde, karnavallarda, festivallerde yaşıyor olsa da artık kimse tapınakta Zeus’a yakarmıyor, Demeter için ayinler düzenlemiyor, İndra’ya dualar etmiyor; fakat, uyku, rüya, öç, kavga, nefret, aşk, dostluk gibi kavramların, duyguların, olguların tanrılarının varlıklarını devam ettirdiklerini, insanların onlara her zaman ihtiyacı olduğunu söyleyebiliriz.
Momos olarak da bilinen Momus’un kaderi Olympos’ta, Olympos tanrılarıyla beraber varlığını sürdürürken diğer tanrıları acımasızca eleştirmesiyle değişir, sivri zekâsı ve yaralayıcı dili sonucunda Dağ’dan sürgün edilir. Bu yönüyle doğruyu söyleyenin dokuz köyden kovulmasının da mitolojik bir örneğidir.
Momus güncel İngilizcede kusur arayan, eleştirmek için bahaneler yaratan gibi anlamlarıyla var. Cicero’ya göre Momus’un Roma’daki karşılığı Querella. Eski İtalyancadan güncel İtalyancaya geçen bu kelime şikayet dilekçesi, suç duyurusu gibi anlamlara gelirken Fransızcada da bir şeye kesinkes karşı olma gibi anlamlar yüklenmiş.
Momus, antik dönemde hiciv ve fabl yazarlarının en önemli ilhamıdır. İS sonra 2. yy’dan 13. yy’la kadar sadece kitap sayfalarında varlığını koruyan Momus Ortaçağ Avrupa’sında yeniden keşfedilmiş, yazarların, sanatçıların eserlerinde önemli roller oynayarak eleştirel düşüncenin hoşgörüyle karşılanmasında, özellikle de demokrasi ve laiklik mücadelesinde, dolayısıyla Avrupa toplumlarının dönüşümünde etkili olmuştur. Aynı zamanda saray soytarılarının da bir arketipidir Momus. Soytarılık kurumu hiç şüphesiz dalkavukluk kurumunun tersi olarak eleştirel zihnin bir kültür haline gelmesini sağlamıştır.

Momus’un isim babası Hesiodos, Tanrılar’ın Doğuşu adlı eserinde onu ‘acı gülüşlü Momus’ olarak tanımlar. Adı da Yunancada suçlama, kınama gibi anlamlara gelir, Latinlerin; ad kaderdir, demesinin altında belki de bu yatar. Annesiyse onu kendinden yaratan (parthenogenesis) Nyx, Gece Tanrıçası, daha doğrusu gecenin kişileştirilmiş hali. Antik dönem Yunan mitolojisinin Hesiodos gibi temel kurucularından Homeros İlyada ve Odysseus’ta Momus’tan hiç söz etmez. Aristoteles ve Plutarkhos da Momus’tan pek hazzetmezler, hatta Eski Yunan’da onun insan nüfusunu azaltmak amacıyla Troya Savaşı’nın çıkmasının sorumlularından biri olduğu düşünülür.
Momus’a ilk sahip çıkan yazar fabl türünün kurucusu Ezop (İÖ. 620-İÖ. 564). Bir köle olan Ezop aynı Momus gibi lanetli diliyle tanınır, belki de kaybedecek köleliğinden başka bir şeyinin olmamasıdır onu anlatacaklarını böylesi iğneleyici bir dille anlatması.
Bu fabllardan birinde Zeus bir boğa, Prometheus bir insan ve Athena da bir ev yaratıcısı olarak Momus'tan bu eserlerin değerlendirilmesi istenir. Zeus'un boğasının boynuzlarının ucunda göz yoktur, Prometheus'un insanının kalbi dışarıda değil içeridedir, saklıdır ki alçaklığı fark edilemez, Athena’nın evinde tekerlek yoktur ki kolayca başka bir yere taşınabilsin. Bu yorumlara Zeus çok kızar ve onu Olimpos'tan dışarı atar. Bu fabl Hollandalı ressam Maerten van Heemskerck (1498-1574) tarafından bir tabloyla resmedilir. Bu da Rönesans döneminde daha çok yazıyla gündeme gelen Momus’un sanatla gündeme getirilmesine bir örnektir.
Başka bir fablda da Ezop, eğer Momus bir eseri eleştiremiyorsa o eser mükemmeldir mesajı verir, buna da örnek antik dünyanın ünlü heykeltıraşı Praksiteles’in bir eseridir. Ezop, Momus’un onun Afrodit heykelinde bir hata bulamaması karşısında bir köşeye çekilip ağladığını anlatır.
Kireneli satirist Kallimakhos'un (İÖ 305-İÖ 240) yazılarına da konu olur Momus. Kallimakhos'un 393 numaralı Fragmanı şöyle:
Momus duvarlara Kronos bilgedir yazar: Bakın çatılardaki kargalar bile vraklıyor: Ne kadar şey varsa bir araya geldi, bundan sonra nasıl olacağız?
Bu fragman Momus’un rahat edici sözleri aracılığıyla insanları düşünmeye sevk etmesi üzerinedir.
Bir Yunan kolonisi olan Kirene Libya’dadır. Momus’un adına daha sonraki yüzyıllarda Romalı Cicero’nun (İÖ 106 - İÖ 43) Tanrıların Doğası adlı eserinde rastlanır.
Tarihte Momus’u en çok sahiplenen ve günümüze ulaşmasında hiç şüphesiz büyük etkisi olan düşünür ise Samsatlı Lukianos’tur (125 - 180). Lukianos Tanrıların Konseyi adlı eserinde Momus’u şöyle konuşturur: Sorunları derinlemesine araştıran, düşündüğünü gizlemeden, korkmadan ve çekinmeden söyleyen, yanlış bir şey yapıldığında dilini tutamayan biri olarak beni herkes tanır. Açık sözlülüğüm, bunu sansürcülükle karıştıran tanrıların geneline ağır geliyor; bu kişiler tarafından Suçlayıcıların Ustası olarak adlandırıldım.
Aynı eserde Momus, Olimpos'un gökselliğine, saygınlığına gölge düşüren yabancı tanrılar ve barbar yarıtanrılardan nasıl kurtulmak gerektiğine dair tartışmada önemli bir rol üstlenir, baş düşmanı Herakles ve Dionysos’tur.
Tarihin seyri ilginçtir; bilginin, kültürün, sanatın akışında düzgün doğrusal hareket hiçbir zaman gerçekleşmez, tam tersi, akış zikzaklarla meydana gelir. Tarih sahnesine İÖ 8.yüzyılda giren Momus, eldeki bilgilerin ışığında İS. 2.yy’da bu sahneden çekilir. Malum, Justinianus Atina’da Platon’un Akademi’sini kapatmış, Akademi’nin filozoflarından, sanatçılarından başka yerlere gitmek zorunda kalmıştır. 14.yy’ın sonlarına gelindiğinde, Bizanslı Manuel Chrysoloras İstanbul’dan, döneminin Konstantinopolis’inden İtalya’ya elçi olarak gönderilir. Elçinin İtalya’ya, Kral II. Palaiologos tarafından gönderilmesindeki asıl amaç Türklere karşı İtalyanları Bizans’ın yanına çekmek için diploması yapmaktı, fakat Chrysoloras bu süreçte Platon’u, Homeros’u İtalyanca’ya çevirir, İtalyanlara Yunanca dersleri verirken Samsatlı Lukianos’un eserlerini de öğretir, böylece Batı dünyasında bir dönüm noktası olur.
Momus artık İtalya’dadır. İtalyan Rönesans’ının hümanist yazar ve sanatçısı Leon Battista Alberti (1404 - 1472) Momus ya da Prens (1446) adlı politik hicvinde, Momus’un dünyaya sürgün edilmesinden sonraki hikâyesini ana izlek olarak alır. Momus tanrıları eleştirmeye acımasızca devam etmiştir, Zeus da onu düzeni bozduğu için bir kayaya bağlatır ve hadım ettirir. Ancak daha sonra, onun açık sözlülüğünün değerini anlar. Bu, da tam Rönesans ruhuna uygun bir ifadedir.
Sonraki yıllar, yüzyıllara gerek İtalya’da gerekse Kuzey Avrupa’da Momus düşünce ve ifade özgürlüğünün sembol adı olmuştur. Kuzey Rönesans’ının en etkili isimlerinden biri olan Desiderius Erasmus (1466-1536), Momus'u otoritenin meşru eleştirisi için bir gerekli görür. Momus’un diğer Tanrılar kadar popüler olmadığını, çünkü çok az insanın eleştiriyi özgürce kabul edebildiğini söyler.
Momus engizisyon mahkemesinde yakılarak öldürülen Giordano Bruno (1548-1600), Ütopya’nın yazarı Thomas Moore (1779-1852), Gargantua’nın yazarı François Rabelais (1483-1553), Walden’ın yazarı Henry David Thoreau (1817–1862) başta olmak üzere birçok yazarı, sanatçıyı, filozofu etkilemiştir.
Delfili Ezop da Adıyamanlı Lukianos da yaşadıkları çağdan çok sonraları laiklik, insan hakları, demokrasi gibi konular üzerinde bu denli etkili olacaklarını elbette bilemezlerdi, onlar içinde yaşadıkları toplumu, siyaseti, devleti daha iyi bir varoluş için eleştirmişler, böylece pohpohlayıcı dalkavuk geleneği yerine eleştiri geleneğinin oluşmasını sağlamıştırlar.
Bizim Momus’umuz Sabahattin Ali’ydi diye düşünmeden edemiyorum. Bruno’dan 400 yıl sonra mahkeme bile kurulmadan öldürüldü.
Momus’un doğumunun üzerinden 2800 yıl geçti; ama, belki de Momus’a her zamankinden daha çok ihtiyacı var ülkemizin ve dünyamızın.






