Kız Kurusu
4 Mart 2019 Öykü

Kız Kurusu


Twitter'da Paylaş
1

Söylene söylene alçak tavanlı banyoya girdi. Telaşlıydı. Naylon terlikleri ayağına geçirip bir çırpıda beline doladı eteğini. Lifi ıslatıp taburede oturan kızın sırtına serdi. Keskin köşeli sabunu var gücüyle bastırdı ovalarken. Köpük köpük sabun koktu. Kız, canı yansa da ses etmedi. Bütün dikkatini, annesinin vereceği komutları o daha ağzını açmadan yerine getirmeye vermişti. Sırtındaki kuvvet arttıkça omuzları dizlerine kadar indi, omurgası eğri bir değnek gibi belirginleşti.
“Kız kurusu lafı senden çok kime yakışırdı bilmem,” dedi kadın. “Dik dur azcık dik.”
Belini doğrultup sağ kolunu havaya dikti. Yumdu gözlerini. Oysa sabun yoktu yüzünde henüz.
“Ah o baban… Hamile kadın bakımsız bırakılırsa olacağı bu. İki kilo çocuk mu doğar? Halt eder gibi sütten de erken kesildin.”
Gözlerini yummaya devam etti. Sol kolunu kaldırmak için çimdikleninceye kadar bekledi.
 “O inadın yok mu, seni asıl kurutan o ama kime söylüyorum. Kadın dediğin azıcık ele gelecek ele.”
Topak halindeki lifi kızın avucuna iliştirdi. “Buyur işte. Kaldın başımıza,” deyip çıktı banyodan.
Açtı gözlerini. Elinde lif, bir süre bekledi. Göğüslerini ve yassı karnını sabunlarken konu komşunun gözü üstünde, annesi hala banyoda gibiydi. Bedeninin kalanını yıkamaktan vazgeçti. Durulanmak için ayağa kalktığında bakışları kireç duvardaki aynaya düştü. Buğulu görüntüsünde kuş kadar bir yüz ve iki küçük kara delikten fazlasını seçemedi. Tası havaya kaldırdı. Başı dönüyordu. İçinden ona kadar saydı. Omzuna düşecek tek bir damlanın bedenini yere sereceğini sanıyordu.  Suyu başından boca ettiğinde korktuğu olmadı.
Havluya sarınıp dosdoğru oturma odasına gitti. Sobanın yanındaki mindere çöküp pencereye doğru kaldırdı başını. Kar başlamıştı. Sokak lambasının ışığında pırıl pırıl parlıyordu beyaz taneler. Gökten değil de kuru ağaç dallarından düşüyorlardı sanki. Dışarıya koşmak istedi bir an.
Elinde fırça bir tarakla annesi odaya girdi. “Taran, kurulan,”dedi. “Keyif yapmanın sırası değil.”
Tarağı annesinden alıp usulca saçlarını taramaya başladı. Uğursuz bir kuş sesi işitti. Bakışlarını şöyle bir evin içinde dolaştırdıktan sonra yeniden dışarıyı seyretmeye koyuldu.
“Sofrayı kurmak lazım,” deyip mutfağa geçti annesi.
Bahçenin sonundaki dut ağacının altında bir karaltı fark etti o sırada. Ayağa kalkıp yüzünü cama yasladı. Ahşap döşemelerin arasından süzülen soğuk bütün vücuduna yayıldı. Siluet yavaşça ışığa yaklaştı. O zaman anladı onun bir kurt olduğunu. Cılız bir hayvandı ama kıpkızıl tüyleriyle karların arasında dokunulmaz bir güzelliği vardı. Kafasını gururla kaldırmış, meydan okurcasına kızın gözlerinin içine bakıyordu. Ona karşı hem büyük bir hayranlık hem de korku hissetti. Hiç hesapta yokken hatırlanan, gerçek olup olmadığı artık ayırt edilemeyecek muğlaklıkta bir çocukluk hatırası gibiydi.
Kurt birden huzursuzlaştı. Olduğu yerde dönüp duruyordu. Çok geçmeden bacaklarının arasında bir yavru olduğunu gördü kız. Pek küçük bir şeydi. Emmek için zorluyor, o çabaladıkça annesi kaçıyordu. Yavru ağlar gibi sesler çıkarmaya başladı.
 “Sus,” diye fısıldadı kız. Annesinin gelmediğinden emin olmak için kapıdan yana baktı.  “Sus, duyarlarsa vururlar seni.”
Sobanın üstünde kaynayan yemeğe yaklaşıp içinden büyük bir et parçası aldı. Pencereyi açıp eti fırlatırken annesi odaya daldı. Ayağındaki terliği kaptığı gibi üstüne çullandı. Kız direnmedi. Annesi bir yandan beddualar okuyup bir yandan bütün gücüyle vururken, o en ufak pişmanlık duymadı. Aklı hala beyazlar içinde kınalı birer gelin gibi görünen kızıl kurtlardaydı.

Sesleri duyan hayvanlar bahçeden kaçmıştı. Karda izlerini bıraka bıraka ormana ilerliyorlardı. Eti ağzında tutan anne kurt önde yürüyor, yavrusu ona yetişmeye çalışıyordu.


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Tuğrul Yeni
Betimlemeler muazzam.
10:59 AM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR