Yazarların edebiyattan ilham alması şaşırtıcı değil – işte hayranlığı ve takdir duygusunu zirveye taşıyanlar.
Son zamanlarda revaçta olan şeylerden biri de klasik romanların yeniden hikâye edilmesi: Sandra Newman’ın Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’e getirdiği feminist yorum, Barbara Kingsolver’ın Pulitzer ödüllü modernize edilmiş David Copperfield’ı Demon Copperhead, Percival Everett’in Huckleberry Finn’in Maceraları’nı yeniden yorumladığı ve nisan ayında yayımlanacak olan James.
Eğer ki sanat eserleri, kendilerinden önce gelenin üzerine inşa ediliyorsa şimdi bahsedeceğimiz romanlar borçlu olma halini bir üst seviyeye taşıyor. Yenilik fikri üzerine yeniden düşünmemizi sağlayan bu yazarlar ilham aldıkları romanları en baştan hayal ediyor: ilgi çeken varyasyonlar, yeniden yazımlar, mücadele azmini körükleyen oyunbaz güçlükler, hâlihazırda anlatılanın öncesini kurgulayan ön bölümler.
Tıpkı W.H. Auden’in de belirttiği gibi, kendi “biricikliğimize” olan inancımız tam anlamıyla bayağılıktan ibaret.

Saatler - Michael Cunningham
Cunningham’ın Virginia Woolf’u en az üç farklı şekilde ele alan Pulitzer ödüllü romanı Saatler, kurmacanın gerçekliği şekillendirirken kullandığı yöntemleri test ediyor. Zaman hatlarından birinde mutsuz bir ev kadını Mrs. Dolloway’i okurken bir diğerinde Clarissa isimli bir kadın zarif Manhattan partilerinden birini planlıyor. Virginia Woolf, kendi zaman hattında modernist bir gündelik yaşam hikâyesi oluşturadursun, Bloomsbury’li yazarın dünyası öteki zamanlara sirayet ediyor. Yapısal anlamda göz kamaştırıcı, melankolik ve keskin kenarlı.

Güzelliğe Dair - Zadie Smith
Smith’in çıkış romanı İnci Gibi Dişler, 2007 yılında kendi türü için bir klasik olarak kabul edildi ve Penguin’in turuncu retro-logosuyla yeniden yayımlandı. E.M. Forster’ın Howards End’ine bir nevi saygı duruşu olan Güzelliğe Dair bir yandan sanat objelerinin niçin “klasikler” olarak görüldüğünü sorarken öte yandan bu tür eserlerin hep aynı konumda kalmasını sağlayan güçlü yapılara yükleniyor. Canlı karakterleri yüksek sanat ve hip-hop kültürünün felsefi varyasyonlarıyla birleştiren ve bunu yaparken de sınıfsal, ırksal ve ailesel bir inceleme sununa roman, 21. Yüzyılda “iletişimde kalmanın” ne anlama geldiğini soruyor.

Geniş, Geniş Bir Deniz - Jean Rhys
Jean Rhys’ın, Jane Eyre’den önce neler yaşandığını aktaran feminist anlatısı, tavan arasında yaşayan deli kadına söz hakkı veriyor. Onun, Jane Eyre’de tanıdığımız Bertha Mason olmadan evvel Antoinette Cosway olduğunu ve Rochester ile evlendiğini öğreniyoruz. Rhys’ın tasvirlere dayalı dramatik anlatımı hem Cosway’in çocukluğunu geçirdiği Jamaika manzaralarının güzelliklerini yakalıyor hem de tarihsel bir suçluluk ve suç ortaklığının çirkinliklerini. İlk kez yayımlandığı 1966 yılında “yeniden yazım” olması yönüyle çığır açan Geniş, Geniş Bir Deniz o zamandan bu yana etkisini yitirmiş değil.

Dispossession: A Novel of Few Words - Simon Grennan
Bir dizi minyatür resimden oluşan bu muhteşem grafik roman, Trollope’un 1879 tarihli eseri John Caldigate’e dayanıyor. Aşina olduğumuz bir 19. Yüzyıl anlatısı: borçlu kahraman zengin olabilmek için Avustralya’ya gider ama nihayetinde bulup bulabildiği iki eşlilikle suçlandığı bir vaka olur. Grennan’ın yaklaşımıysa alışılmışın dışında. Dispossession, standart Victoria dönemi anlatısını ustalıkla sorguluyor.

Flaubert’in Papağanı - Julian Barnes
Emekli doktor Geoffrey Braithwaite, Gustave Flaubert’in eserleriyle takıntılıdır. Fakat onun kurmacasına ilişkin özenle biriktirdiği detaylar zamanla kalın bir kabuk haline gelir ve doktor, bir gün ansızın gerçekle arasında duran bu kabuğu fark eder. Madame Bovary’nin hayaletinin o kalın kabuğun altında amaçsızca sürüklenmesiyse her bir katmanın acı verici bir biçimde kalkmasına sebep olur. Flaubert’in Papağını öyle çok kendi üzerine katlanır ki, okura aynalar koridorunda yürüyormuş hissi verir. Ama nihayetinde boşlukla değil, kederli bir özlem duygusuyla baş başa kalırsınız. “Kitaplar,” diye düşünür Braithwaite umutsuzca, “hayata anlam kazandırırlar. Tek sorun, anlam kazandırdıkları o hayatların sizin değil, başkalarının olmasıdır.”
Çeviren: Fulya Kılınçarslan






