Bulwer-Lytton Ödülü, kötü edebiyata her yıl yepyeni katkılar yapıyor. Oyun yazarı ve romancı Edward George Bulwer-Lytton’un ünlü, “Karanlık ve fırtınalı bir geceydi” cümlesiyle başlayan romanına ithafen düzenlenen yarışma, bütün yazarları gelmiş geçmiş en kötü giriş cümlesini yazmaya davet ediyor.
Ortaya çıkan sonuç ise insanın tüylerini ürperten cinsten! Çocuk kitaplarından dedektif romanlarına uzanan geniş bir çerçevedeki romanlar için giriş cümlesi yazan yazarlar, “en kötü” olmak için yarışıyor. Geçtiğimiz yıllarda yarışmaya gönderilen en kötü cümlelerden yapılan bir derlemeyi aşağıda okuyabilirsiniz.
Sue Fondrie: Cheryl’ın zihni, serçeye benzeyen düşüncelerini kanlı parçalara ayırarak onları, unutulmuş hatıralar yığınının üzerine döktü.
Ali Kawashima: Karanlık ve gizemli adam yaklaşırken Angela heyecanla dudağını ısırdı; her bir hücresi, siniri ve zerresiyle bu adamın kendisini anlayacak, onu bütün bunlardan kurtaracak adam olmasını ümit ediyordu – o, öbür erkeklerin yaptığı gibi onun memesini sıkıp gürültülü bir korna sesi çıkarmayacaktı.
Molly Ringle: Ricardo ve Felicity, ilişkilerinin ilk ayı boyunca birbirlerini her randevuda bir öpücükle karşıladı – uzun ve açgözlü bir öpücükle; Ricardo, Felicia’nın ağzını mağara genişliğindeki bir su şişesi, kendisi ise dünyanın en susamış kemirgeniymişçesine ısırıyor ve emiyordu.
Jordan Kaderli: Betty’nin, “Yanıma gel,” diyen gözleri, “Öp beni,” diyen dudakları, “Bana bütün gece sarıl,” diyen kolları ve göğüsleri vardı, ancak vücudunun geri kalanı “Beni fileto yap, galeta ununa batır ve fıstık yağında kızart” diyordu; romantizm, bir denizkızı için kolay değildi.
Rephah Berg: Görünen oydu ki Angela, Tom’la olan ilişkisinin her zaman biraz sallantıda olduğunu seziyordu; bir hız trenine binmek gibi değil de daha çok tuvalet kâğıdı ezilip eğri büğrü olduğu zaman bir parça koparmaya çalıştığınızda geri kalan bölümünün siz çıldırana ve onu düzeltene kadar olduğu yerde sallanıp durmasına benziyordu bu; Angela’nın ulaştığı sıkıntı seviyesi buna yakındı.
Tonya Lavel: Öylesine güzel bir akşamdı ki; parlak ay ışığı gökyüzünü aydınlatıyor, kalın bulutlar, uzun ve görkemli ağaçların siluetinin hemen yukarısında sakince süzülüyordu ve ben ise bütün bunları arabamın bagajındaki kurşun deliklerinden, en ön sırada izliyordum.
Jeanne Villa: Kadın, minnettar bir şekilde kahvesini yudumlarken sütün köpüğünün ona bıyık yaptığının farkında değildi; üstelik bu bıyık, Kuzeyli kızların şeftali benzeri bebek tüylerinden ziyade menopoza yakın kuzey Akdeniz kadınlarında yaygın olan, oldukça sık, kara ve bütün dudağı bir şerit halinde kaplayan o kıl yumağına benziyordu; kadınsa hemen yan masadaki oldukça çekici İspanyol’a gülümsedi.
Jessica Sasishara: Adam, ilk buluşmalarında ona Edgar Allan Poe’nun ayak tırnaklarını eBay’de ne kadara satabileceğini düşündüğünü sormuş, ikinci buluşmada ise metro ücretini bir fıskiyenin dibinden topladığı bozukluklarla ödemişti; ama bunların dışında oldukça çekici biriydi ve kadın, birlikte tamamıyla katlanılabilir bir hayat sürdürebileceklerini düşünüyordu.
Beth Fand Incollingo: Tıpkı ellerini yıkamayı unuttuktan sonra eve gidip karısına sarılan ve onun en sevdiği kazağının üzerinde yağ lekeleri bırakan bir araba tamircisi gibi aşk da size dokunur ve sizi sonsuza kadar işaretler.
Dan Winters: Rachel ellisine geldikten sonra onunla seks yapmak köpek kızağı yarışlarının son gününde sonuncu takımda olmak gibiydi; asıl olay artık yarış değil, yarışı bitirmekti, asıl zorluk hız değil, bütün parçaları doğru yönde hareket ettirebilmekti – o sinir bozucu havlamalardan bahsetmiyorum bile.