Küre
29 Temmuz 2019 Öykü

Küre


Twitter'da Paylaş
0

Uzaktan ekmek üzerine damlatılan iki damla bal gibi duruyorlardı. Yaklaştım. Başımla selam verdim, konuşmadan oturdum. Geçen gün, dedim sonra, sizi ağaçtan indirmeye çalışırken biri düşüp ölmüş. Üzülmediniz mi?

Yok, üzülmedik, hatta sevindiğimiz bile oldu, dedi yüzümü okşayan bir ses. Neden, dedim, çünkü biz istemedik. Durduk yere başkasının işine burunlarını sokuyorlar, dedi diğeri. Koca bir ormanı ateşe vermeye hazır gibiydi.  Ama yardım istemişsiniz, dedim. Yok, biz istemedik, oyun oynuyorduk, yanlış anladılar, dedi ilk konuşan. Tartışmak istemiyordu, belki birazcık huzur istiyordu. Görenler öyle demiyor ama dedim. Güldü ikinci konuşan.

Görenler de seni akıllı sanıyor ona bakarsak, dedi sonra. Güldük. Haklı olduğu için mi güldük yoksa gülmek istediğimiz için mi anlamadım. Yine de yükümden kurtulmuş gibi hafifledim. Bir kuş cıvıldadı kulağıma.

Bir keresinde de, dedi, balık tutuyordum, boğulduğumu sanıp çıkardılar beni denizden. Öyle bir fırlattılar ki sanki dünyaya fırlatmanın acısından intikam alıyorlardı. İnsanlar yanlış anlamaya hep hazırlar zaten, dedi diğeri. Ona katıldığımı göstermek için başımı salladım. Onlarda baş sallamak adettendir. Bunu çek eski olmayan bir tarihte öğrendiğimi hatırlıyordum.

Yine bir keresinde sevişiyorduk, kavga ediyoruz sanmışlar, ayırdılar bizi, dedi ilk konuşan, hırlıyorum diye. Anlıyorum, dedim güvenlerini kazanmak için. Altın gibi kılların parladığı o yere bakmadım. Beni de oyun oynadığımız için buraya attılar, dedim acemice. Başka yere odaklanmak için.

Nasıl bir oyunmuş bu, dedi ikinci konuşan. Buna güvenilmez ama anlat sen, vakit geçer, dedim kendime. Sanki hapisteymişim de gün sayıyormuşum gibi. Yüzümü yolunu şaşıran bir kelebek okşadı. Biri uzandı yakalamak için, başaramadı.  Sonra anlattım.

Kelime oyunu oynuyorduk, dedim, bir gün. Yaldızlı bir çerçevenin içinde yıllardır sabırsızlıkla bekleyen bir yüzün bana gülümsediğini ilk defa o an hissettim. Şiirlerden, bahsediyorduk, şarkılardan. Uzağı aşeren her şeyden. Sonra oyun farklı bir yere gitti.

O, kemik, dedi, dedim, ben aşık atmak. O, çizgi, dedi, ben, ayrılık. Yön, dedi, labirent, dedim. Çıkış, dedi, intihar, dedim. Kenar, dedi, uçurum, dedim. İp, dedi, Zebercet, dedim. Soluk, dedi, acı, dedim. Kare, dedi… Eeee, dedi, dedim dediden sıkıldığını belli ederek ikinci konuşan. Yüzde gerilmiş bir ip gibi sert ve keskin düz çizgiler vardı.  Esi, intihar edeceğimi düşünmüşler, bu yüzden, dedim. Sustular. Neyi düşündüklerini anladım.  Çerçevedekinin saçları uçuştu, bir yusufçuk kirpiklerine kondu. Telaşlandım.

Evet, düşündüm ama o zaman düşünmüyordum bunu, dedim buğusu daha dağılmayan bir tencere kapağında yüzlerini arar gibi baktım. Yüzleri aydınlandı.  Soru sorma yükünden kurtulmuşlardı. Yüzüme biri acıyla, öbürü sevinçle baktı. Bir uçuruma çıktım, aşağıda koca bir deniz, masmavi gülümsüyor. Bir ağacın altına durdum, izledim. Bir ip sallanıyordu başımın ucunda. Galiba salıncaktan geriye kalmış. Ya da öyle olmasını istediğim için buna inandırdım kendimi. Sonra birinin beni çağırdığını duydum, pisi pisi der gibi. Baktım, deniz. Tatlı tatlı göz kırpıyor bana. İşveli. Ayağa kalkıp ipe uzandım. Biraz geriye gittim. İp gerildi. Denizin ta kalbine atlamak için kullanacaktım. Atlamadım.

Başını diğerinin omzundan kaldırıp, neden atlamadın, dedi adrenali yükselen uzun bıyıklı. Annem aradı, gelirken iki ekmek al, dedi, dedim. Off, dedi, en heyecanlı yerinde hem de. İpi bıraktım, ekmek almaya gittim, dedim.

Annen neden almamış, ekmeği, dedi diğeri. Çünkü annem onların dilinde ekmek nasıl istenir bilmiyor, dedim. Ama sen biliyorsun, dedi. Evet, öğrendim, öğretiyorum da. Peki, bizim dilimizi nasıl öğrendin, dedi ilk konuşan. Dilinizi bilmiyorum, dedim, rüyadayız diye konuşuyoruz. Ama rüyada değiliz ki, dedi itiraz etmek için fırsat kolladığını belli eden uzun bıyıklıya fırsat bırakmadan ilk konuşan. Kavganın çıkmasından korkuyordu. Rüyadayız, dedim. Benim rüyamda. Neden bu kadar uzun o zaman bu rüya, dedi. Çünkü ilaç aldım, uyanınca yazacağım, dedim gururla. Hiç böyle gururlanmamıştım. Ne ilacı demesine izin vermedim. Bildikleri ilaçlardan değil, bilmelerine de gerek yok diye düşündüm. Sonra çerçevedeki yüz de duyup üzülür diye korktum.

Banka oturmak için müsaade istedim, verdiler. Islak çimlerden kalkıp yanlarına oturdum. Cebimden bir sigara çıkardım. Yaktım. Acıyla cız, dedi. Biliyor musunuz, intihar fikri kötü bir şey değil, dedim kendimi sevdirmek için. Hatta bu rüyadan bile daha güzel geliyor. Pot kırdığımı hemen anladım. Biri alındı, sırtını döndü. Madem o kadar güzel neden bizi rüyana aldın der gibi baktı öbürü. Yüzüme acı acı baktı. Acı acı bakmayı biz mi kedilerden öğrenmiştik yoksa kediler mi bizden, hatırlayamadım o an. En iyisi konuşmak diye düşündüm.

 İntihar fikri, binalardaki acil çıkışı gösteren işaret. Nasıl ki bir kimsenin acil bir durumda binayı terk etmesi gerektiğinde o işareti takip etmesi gerekiyorsa intihar fikri de hayatı acilen terk etmem gerektiğinde bana izleyeceğim yolu gösteren bir işaret oluyor.

Zaten acil çıkışı gösteren işaretlerin olmadığı binalarda kendimi çaresiz ve ele geçirilmiş hissediyorum. Ama işaretin olduğu binalarda daha rahatım. İntihar fikri bu bakımdan beni rahatlatıyor ve bir çıkış yolu olduğunu bilmem bana hayat karşısında güç katıyor. Hiçbir zaman çaresiz değilim diye düşünüyorum.

Bu bakımdan intihar fikri diğer insanların söylediği gibi bir acizliğin değil, siz onlara inanmayın. Tam tersine bir gücün simgesi ve ben bundan rahatsız olduğum bir anı bile hatırlamıyorum, dedim. Zaten buraya da o acil çıkış kapısından geldim.

Neden bu kadar uzadı ki bu rüya, diye sordu belli belirsiz. Sıkılmış diye düşündüm. Çok fazla ilaç aldım da, dedim.

Belki de öldün, dedi uzun bıyıklı. Hep böyle iyi niyetli olsan keşke diyecek oldum, vazgeçtim sonra.

Öldüysem rüyanın bitmesi gerekmiyor mu?

Yok, rüyada ölmek başka şey uykuda ölmek başka, dedi. Uykuda ölen için her şey bitiyor ama rüyada ölen için bitmiyor. Rüyadaki kendi rüyasında ölene kadar sürüyor bu.

Ne korkunç şey bu, dedim, başımı ellerimin arasına alırken. Ağladım uzun uzun. Buna rağmen ilk defa bir yatakta olmamanın rahatlığını hissettim. Çok sonra başımı kaldırıp, boğazımı parçalayın o zaman, öldürün beni, dedim yalvaran bir sesle. Kahkaha attı uzun bıyıklı. İyice cahil çıktı bu da, dedi. Sonra kızardığını düşündüğüm yüzüme bakıp, iyi de parçalasak bile ölemezsin ki sen, dedi, yaşlanıp ecelinle ölmen lazım. Ancak o zaman biter bu rüya.

Göz kırptı diğerine sonra. Banktan atladılar, sallana sallana, birbirlerine kur yapa yapa yanımdan geçip gittiler. Bir ağacın altından hırıltıları yükseldiğinde hâlâ tellere bakıp hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Uyuyakalmışım. Uyandığımda aynı yerdeydim. Bal sürülmüş ekmeği ısırma arzusuyla onlara doğru yürüdüm.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR