Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

26 Ocak 2025

Öykü

Bir Umut

Huriye Tibet

Paylaş

1

1


Uyuşan sol ayağını hafifçe kaldırdı. Aynı ana denk gelen frenle sendeledi ama düşmedi. Yanındakine abandı sadece. Zaten hiç kimse düşmemişti. Birbirine omuz atmıştı herkes. Kanıksanmış birkaç homurtu duyuldu o kadar.  

Gençler tek elleriyle telefonlarına bakmaya devam ediyor, diğerleri boş gözlerle askılara uzanan kolları arasından, camdan görebildikleri kirli geçişlere bakıyorlardı.

Durak ayarlı bu insanlar, biyolojik saatlerine eklenmiş gibi sadece inecekleri an kıpırdıyor, kapıya doğru ilerliyorlardı.

Kadın pek alışık değildi böyle yolculuklara. Genellikle evdekilerden rica ederdi gideceği yere bırakılmayı, en azından uygun bir noktaya kadar. 

Bugün eski komşular hep birlikte Nadire Hanım’a gidecekti. Yeni ev almışlardı, şu lüks olan bir artı bir denilenlerden. Şaşırmıştı herkes, o kadar ıncık cıncığı olan evi nasıl sığdıracaklar diye. Atmazdı hiçbir şeyi Nadire Hanım. Neredeyse her toplandıklarında aynı mor kazağını giyerdi. Artık bir bey, bir ben demişti. Bize yeter. Hem temiz, kutu gibi ev., pek de kolaylıkları var. Gerçi sekizinci kat ama ne yapalım.

Ya çarşı, pazar diye sormuşlardı?

Evet uzak, ama site içinde idare ediyoruz. Küçük bir market var, işimizi görüyor. Bizim oğlan telefona büyük marketi de yükledi. Bey oradan hallediyor, ben sadece ne lazım onu söylüyorum, demişti.

Nadire Hanım evini alalı beş ay olmuş, “hayırlı olsun” a gitme vakti çoktan gelmiş, geçiyordu.  Hediyelerini hazırlayıp bugüne sözleşmişlerdi.

Dün geceden karar vermişti nasıl gideceğine. Hem kimseyi işinden gücünden etmem hem de biraz hareket olur, nefes alırım diye düşünmüştü. İki otobüs, bir metrobüs, hepsi kısa süreli, indi bindi demişti tarif ederken Nadire Hanım. 

Asılı duran kolunun bileğini hafifçe döndürerek saatine baktı, neredeyse iki saattir yollardaydı.

İneceği durağa üç durak vardı var olmasına ama, tükenmişti.

Kendisi bu kadar zorlanırken şu insanların tek elleriyle, hatta tutunmadan yapabildiklerine hayranlıkla bakıyordu.

İlk bindiği ve yerleştiği noktada hemen hemen sabitti. Aynı zamanda binen ve neredeyse sırtına basarak onu geçen genç adam, sol çaprazdaki pencere yanı koltuğa oturmuştu. 

Hem de ne oturmak! 

Çabuk ve atik dedi, o koltuğu ne zaman, nasıl gördü de yerleşti? İnanılmaz bir beceriydi.

Kadının gözü bu genç adama takılmıştı.  Sırtını dik bir şekilde koltuğa dayamış, kollarını kavuşturmuş, ayaktakilere şöyle bir bakmış ve gözlerini pencereden yana çevirmişti. 

İlk göz göze gelişleri o esnada olmuştu. Kadında gıpta, genç adamda özgüven bakışları vardı.

Kadın artan sırt ağrısıyla birlikte ayaktaki fanilerden olduğunu hatırladı.

Bu temiz yüzlü delikanlı, küçük oğlundan beş, altı yaş büyük olmalıydı. Her an bir kibarlık edecekmiş gibi inceliği vardı, temiz, tıraşlı, elmacık kemikleri belirgin bu yüzün. 

Her kıpırdanışta bir anne şefkatiyle umutlanıyordu kadın. 

Genç adamsa biraz gevşemiş, koltuğa kaykılmıştı şimdi. Yüzünde nedensiz bir tebessüm beliriverdi. Bu huzur kadını rahatsız etti. Dalga mı geçiyor bu?

İnsanlar burada can çekişirken, gevşek, gevşek…

Sonra adam hareketlendi. Kucağındaki sırt çantasının ön bölümündeki fermuarı açtı. Elini dibe kadar soktu, kâğıt mendil paketini çıkardı, açtı, içinden bir adet çekti. Görüş alanına giren camın buharını temizledi.

Kadını ise ter bastı, giydiği şık mantonun buralara uygun olmadığını çoktan anlamıştı. 

Adam kirli mendili cebinden çıkardığı poşete koydu. Bak sen şuna dedi kadın içinden, bir de titiz ha!

Sonra hoşuna gitti, kaç erkek şu hareketi yapar. Kendi çevresindekileri düşünürken durak anonsuyla irkildi. Açılan kapıdan, içerideki nemli montların yarattığı boğucu havayı biraz dağıtmasını umdu. 

Genç adamın kıyafetleri çok iyi sayılmazdı, ama bir özeni vardı, belliydi. O kadar rahattı ki, ayna karşısındaymış gibi, paltosunun yakasını yuları kaldırdı, düzeltti. Atkısını ağır, ağır katladı. Seyredildiğini anlayınca yüzüne büyük gelen gözlüklerini, çıkardı ve üstten üsten etrafa şöyle bir bakış attıktan sonra tekrar taktı. 

Aynı çatı altında, kendisi nefes almakta zorlanırken, karşısındaki bu rahatlık kadını iyice daralttı. Bir yandan sevimli de gelmişti bu hareket.

Otobüsün ikili koltukları arasında, ayaktakiler, birbirine geçmiş üçlü bir sıra oluşturuyordu. Orta aks kapıya gitmek isteyenler için hareketli bir koridordu. Bu koridoru kullanan şişmanca bir adam ilerlerken kadını o kadar sıkıştırdı ki, Nadire Hanım’a götürdüğü, içinde altılı pasta tabağı olan hediye paketi, koltuk demiriyle karnı arasında kaldı, neredeyse midesine battı. İstemeden de olsa bir “ah” çıktı büzüşmüş ağzından. Gözü hemen genç adama kaydı. O da O’na bakmıştı. Belki bu sefer, dedi içinden kadın. 

Oysa genç adam ellerini kucağındaki çantanın üzerinde birleştirip, başını hafifçe sol omzuna pencereye doğru eğdi ve gözlerini kapadı.

Vay utanmaz bir de uyuyacak ha…

Bu rahatlığına bakılırsa son durağa kadar gidecek galiba. Belki de çok çalışıyor. Zaten de çok zayıf baksana. Uzaklarda oturduğu için yollarda uyukluyor zavallı, dedi. 

Kısa bir tünele girip çıktılar. Kadın karanlıktan çıkınca gözü alışana kadar emin olamadı, genç adamın dudaklarında aynı tebessümü ve elindeki su şişesini görünce askıdaki kasılmış, uyuşmuş elini serbest bıraktı. 

Yeter ya, buna hiç mi terbiye vermemişler, ayıptır ayıp…

YORUMLAR

cengiz tahsin

SERSERİ MUZO Babası yorgun argın eve geldi Babası emekliydi annesi ise ev hanımıydı Evleri ankarada seyranbağlarındaydı Babası oğlunu evde oturduğunu görünce Muzaffer sana iş buldum Hemen yarın git ise başla der Muzaffer ne işi bu baba diye sorar Matbaacıda çalışacaksın oğlum der Muzo ”ben ne anlarım matbaacılıktan” baba diye çıkışır Babası ”sana şimdiye kadar hep ben iş buldum hiçbirinde sebat edip durmadın Şimdi de bulduğum işi beğenmiyorsun Sen serseri mi olacağın oğlum Ev bark kurup çoluk çocuğun olmayacak mı? ”Tamam baba dediğini yapacağım der Matbaa rüzgarlı sokaktadır Muzaffer sabah erkenden gider matbaaya Kemal usta güleç yüzle kapıda karşılar müzoyu Hoşgeldin muzo der Önce hal hatır sorar çay içerler Sonra usta,müzoya matbaa makinalarını tanıtmaya başlar Bak bu ofset baskı makinası der Bu kurşun levhalar bu boyalar diye tanıtır her nesneyi Ancak bu nesneler bu ortam müzoya çok yabancı gelir yadırgar herşeyi Babasının zoruyla gelmişti buraya Hiçbir işte güçte bir merakı yoktu Gündüzleri kahve köşelerinde kumar oynamak akşam birahanede demlenmek hayatının anlamıydı Genç yakışıklı sayılırdı Karı kız peşindeydi Muzo matbada iki saat zor durur Kemal ustaya ben bu işi yapamayacağım kusura bakma der Usta kızgın bir sesle oğlum senin hayata atılmak gibi bir derdin yok Babanın hatırına seni ise alacaktım ancak senin geçinmede gönlün yok şıktır git şimdi der Muzo eve biraz üzgün mahçup gelir Babasına kovuldum der Babası öyle sinirlenir öfkelenir çıldırır ağzına gelen tüm küfürleri söyler Ancak müzodan adam olur mu hiç? PARAYLA SAADET OLMAZ Adam kederlidir işten çıkar meyhaneye gitmeye karar verir Rakı getir biraz da çerez der Meyhaneci taze ciğerim var verim mi abi der O da ver hadi der Adamın derdi problemi karısından kaynaklanmaktadır Çünkü karısı daha iyi şartlarda yaşamak istemektedir Başkalarından örnekler vermektedir Zenginlik yoksulluk arasında kıyaslamalar yapmaktadır Oysa adam asgari ücretle bir kargo firmasında çalışmaktadır Dürüst ve namusludur Karısına zengin bir hayat sunma imkanı ve gücü yoktur O sırada meyhanede Parayla saadet olmaz şarkısı çalar Adam bu şarkıyla daha da kederlenir Adamın bu kederli hali meyhanecinin dikkatinden kaçmaz Yanına gelir adamın ”Arkadaş çok düşünceli ve efkarlısın bugün benimle derdini paylaşmak istersen ben iyi bir dinlayıcıyımdır Dinlerim ve sana aklım yeterse akıl da veririm der Adam meyhanecinin bu davranışından etkilenir insanlık ölmemiş diye geçirir içinden Durumunu anlatır Derdini problemini meyhaneciyle paylaşır Meyhaneci adama arkadaş önünde iki yol var Ya karına bu ya bu şartlarda yaşamaya devam edersin ya da boşanırız diye fikrini sormasını öğütler Eğer seni seviyorsa seninle ölene dek bu hayat yolunda yürür Yok seni sevmiyor parayı seviyorsa yollarınızı ayırırsınız”der Adam o gece eve geç gider Karısı meraklanmıştır Kapıyı açar Niye geç geldin böyle der O da kusura bakma biraz kederliydim alkol aldım der Karısı anlayışla karşılar Ertesi gün pazar tatili günü olduğu için adam öğleye doğru yataktan kalkar Bakar ki karısı güzel bir kahvaltı hazırlamıştır Adam şaşırır Kahvaltı sofrasına otururlar Havadan sudan konuşurlar Adam birden meyhanecinin tavsiyesini hatırlar. Söyleyip söylememe arasında kısa bir tedirginlik yaşar Sonra söylemeye karar verir Karısının tepkisi hiç de öyle beklediği gibi olmaz Karısı adama benim öyle zenginlikte parada gözüm yok sana şaka yaptım Öyle birisi olsaydım gider zengin birisiyle evlenirdim der Adam karısının bu yanıtıyla rahat bir nefes alır Tüm sıkıntısı esen rüzgarla uzaklaşır evlerinden İşler tatlıya bağlanmışken karısı adama bir de müjde verir Yakında ben de iş arayacağım evin bütçesine katkıda bulunacağım der Adam karısındaki bu değişim karşısında ne diyeceğini bilemez. Cengiz T.

26 Ocak 2025

Öne Çıkanlar

Reha Erdem: “Canın acıya acıya gitmek...Çiğdem Öztürk
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Josef Kılçıksız

14 Mayıs 2025

Yürünecek Bir Yol Vardır Her Zaman

Şehrin ve varlığın dağılmış parçalarını bir araya getirerek bir belleğe kaydeden ve bu belleği bir direniş anlatısıyla diri tutan bir hikâye.Doğduğum şehre gittim; her köşe bir duyguyu çağırıyor, her pencere bir utancı. Antakya, 2300’lü yaşlarında oldukça güzel, old..

Devamı..

Sıfırdan Bire, Doğaldan Plastiğe!

Deniz Sessiz

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024