Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

23 Ocak 2025

Öykü

Mama

Esra Türker Özkurt

Paylaş

1

0


Mutfak masasının kapıya en uzak köşesine oturmuştum. Sabah zorla yediğim iki yumurta hala midemde duruyordu. Öğlen yemeği saatiydi. Annem elinde toz bezi ara ara kapının önünden geçiyor, beni yokluyordu. Aklım Merve’deydi, hızlıca halletmişti her şeyi. Çoktan televizyonu açmış, haftalardır beklediğimiz müzik programını izlemeye başlamıştı. Yalnız kalınca daha da sıkılmıştım. Dolap rafında duran kupaları renklerine göre saydım. Duvarlardaki çatlakları, lekeleri, el izlerini inceledim. Bezelye tanelerini de sayabilirdim ama tabağıma bakmak istemiyorum. Taneler yedikçe azalmıyordu, bölüne bölüne çoğalıyordu sanki. Bezelye bölünerek çoğalır mı? Protein ve vitamin dolu tepecik, ne zahmetlerle pişirdi annem seni. “Çocuk büyütmek kolay mı”,  “Aa uçak geliyor, aç bakalım ağzını”.

Ben tabağımı henüz yarılamadan, salonun temizliğini bitiren annem antredeki ayakkabılığı temizlemeye başlamıştı. Dolap kapısını açtığında çıkan kokudan rahatsızdı, uzun boynunu arkaya doğru çevirip bakmadan siliyordu rafları. Parmağının ucuyla tuttuğu ayakkabılardan iğrendiği için arada “püf, ıyyy” gibi sesler çıkartıyordu. Ara ara açık mutfak kapısından bana baktığında göz göze geliyorduk. Yüzündeki bıkkın ifade üstümdeki baskıyı daha da arttırdı. Burnumu elimle tıkadım, ilaç içerken yapardım hep. Açılır kapanır ahşap sandalyenin dengesiz ayakları üstünde popomu bir sağa bir sola kaydırarak cesaretimi toplamaya çalıştım. Önce havuç ve patatesleri yedim, kıymaları kenara topladım, çatalımı bir bezelye tanesine saplayıp ağzıma götürmek istedim; ama zavallı tane yere düştü. Masanın altına eğildim, küçük misket diğer sandalyenin ayağına kadar yuvarlanmıştı. Almaya üşendim. Kafamı masanın altından çıkartınca annemin tombul yüzüyle karşılaştım. Kirli bezi yıkamaya gelmişti. Elini su dolu kovaya daldırırken, “Değnek gibi oldun bak zayıflıktan, üzülüyorum haline,” dedi. Kızgındı aslında, geçen hafta kuzenimin düğününde giydiğim, hevesle diktiği mor elbise pek de istediği gibi durmamıştı üstümde. Bir ara masada yengeme sessizce, “Bizim kızın da memeleri olmasa erkek çocuk sanırsın,” dediğini duymuştum. Komik bir fıkra duymuş gibi gülmüştü yengem. Lokma boğazıma takıldı, öğürmeye başladım yine. Annem şaşırmamıştı, “Numara yapma, sen seversin diye dereotu da koydum içine,” dedi. “ Nimetle oyun olmaz. Yemezsen kızar Allah.”

 

 

Merve arka odadan sesleniyordu. “Abla kaçırıyorsun güzelim konseri.” Sesindeki rahatlığa şaşırdım, keyfi yerindeydi. Cevap vermeden tabağıma baktım, yemek soğudukça üstünde donan salça iştahımı daha da kapatıyordu. Ben yedikçe çoğalıyordu taneler, bezelyeler ıslanan pamuk topları gibi şişip büyüyordu ağzımda. Merve’ye kızdım, tek bırakmıştı beni. İspiyonculuk en kötü şeydi, sustum. Çatalı bırakıp kaşıkla yemeye başladım. Annem tekrar mutfağa girip bir bakış attı tabağıma. “Bütün gün seninle bu masada otururum, haberin olsun” dedi. O meşhur bebeklik fotoğrafımdaki gibi bakıyordu bana. Annemin koltuğunun altındaydım, iyice sıkıştırmıştı beni, ağzım sımsıkı kapalıydı, yüzümün her yeri muhallebi olmuştu. Buzdolabının üstündeki fotoğrafa tekrar bakınca arka arkaya kaşığımı ağzıma tıkmaya başladım. Dudak kenarlarımdan masaya düşen birkaç bezelye tanesini de yanaklarımda boş kalan yerlere ittirdim. Bu fotoğrafa gülmeleri öfkelendiriyordu beni. “Yemeyen çocuk zor. Prematüre gibiydi doğduğunda.” 

Boş tabağa baktı annem, memnundu, “Bittiyse kalkabilirsin sofradan,” dedi. Her gün bize taze yemek yapan anneme yardım etmek için tabaktaki artıkları muslukta akıtıp çıktım mutfaktan. Keyfim kaçmıştı. Kanepeye uzanmış televizyon izleyen kardeşime bakıp odama geçtim. Masalda karnına taş doldurulan kurt gibi olmuştum. Annem dün akşam söylene söylene belini daralttığı yeni eteğimi ve kot pantolonumu yatağımın üstüne top yapıp atmıştı. Denemek gelmedi içimden. Kapının arkasındaki boy aynasının önüne geçtim. Yüzümü türlü türlü şekillere soktum, sonra vücuduma baktım, sevmedim hiç bir şeyi, dil çıkarttım aynaya. Geçen ay kardeşimin çocuk reyonundan getirdiği şortu denediğim gün geldi aklıma. Ne kadar da gülmüştük hep birlikte. “Yan yana gelin bakalım şöyle, boylarınızı görelim. “Abla olan hanginiz?”, “Regl oldu, çok uzamaz artık”.

Annem balkonu yıkamaya başlamıştı. Bağırma sesini duyunca korktum. Merve’yi düşündüm. “Pis kediler, her yeri kaka yaptınız,” diyordu. Annemin Toraman’la konuştuğunu anladım. Bir ay önce yan apartmanın bahçesinde yavrulayan tek gözlü, şişman kedi son zamanlarda bizim kapının önünden ayrılmaz olmuştu. Dört yavrusunun birini ilk hafta boğarak öldürdü; en çelimsiz, en zayıf olandı; zavallıcık ne zaman süt emmek istese anne kedi tıslar, patisi ile ittirirdi. Üzülsem de karışmak istemedim, “Anne kedinin bir bildiği vardır,” dedim. Annem içeri seslenip banyo maşrapasını getirmemi istedi; yine kedileri sulayacaktı, anladım. Koşarak geldim balkona. “Şunlara bak, semirdi hepsi burada ziftlene ziftlene,” dedi. Annem yemek yiyen hayvanları sevmiyordu, bir tek ben yemek yersem memnun olurdu. Kediler dışında herkes annemin bağırmasını duymuştu. Merve telaşla yanımıza gelip, “Yan bloktaki Leyla Abla mama veriyor kedilere,” dedi. Dökülen su ile dört bir yana dağılan kediler yan apartmanın saçaklarının altına girdiler ailece. Toprak zeminle karışmış mamalar kahverengi bir tepe gibi ortada kalmıştı, çatıda yemek artıklarını bekleyen kargaların sesi duyuluyordu şimdi. Merve çoktan mutfaktan kuru yemiş alıp oturma odasına geçmişti bile, ben de daha fazla annemin gözünün önünde olmak istemediğim için, “Maşrapayı yerine götüreyim,” deyip kaçtım. 

Yarım saat sonra ısrarlı bir şekilde kapı çalmaya başladı, annemin söylenerek koridora gidişini duyunca kulağımı kapıya dayadım. Sesinden tanıdım, çok konuşan komşumuz Mukaddes Teyze’ydi gelen. Sesi sinirliydi. Ne dediğini anlamıyordum. Oturma odasından gelen müzik sesi kesilince kardeşimin ismini duydum birkaç kez. Mukaddes Teyze tüm söyleyeceklerini söylemiş, “İyi günler,” deyip gitmişti. Annem sessizce kapıyı kapattı. Ne olduğunu anlamak için kafamı odadan dışarı uzattım. Annemin yüzü kıpkırmızıydı, aceleyle banyodan çıkarken elinde unuttuğu havluyu yere fırlattı. Hiçbir şey söylemeden oturma odasına doğru hızla yürüdü. Mukaddes Teyze her şeyi biliyordu. Kapı önünde durmaksızın miyavlayan kedilerin ve sayısı gittikçe artan uğursuz kargaların sebebinin bizim balkondan dökülen yemekler olduğunu anlamıştı. Merve ne olduğunu anlayamadan annem koridorda yön değiştirip balkona gitmeye karar verdi, arkasından gittim. İkimiz birlikte balkon demirlerinden aşağı doğru sarktık, şaşırmış gibi yaptım. Annem yukarıdan, ziyan olan emeklerine bakıyordu şimdi. Turuncu havuçların seçildiği kahverengi çamur topağının etrafını birkaç kedi eşeliyordu hâlâ. “Sizi nankörler!” diye birkaç kez tekrar etti annem aşağı bakarak. Kedilerle mi, bizimle mi konuşuyordu anlamadım. Sabahtan beri ağrıyan karnım birden iyi olmuştu. Toraman’ı gördüm sonra, yavrularının önüne küçük kıyma topaklarını taşıyordu. “Yemezseniz büyüyemezsiniz. Bakın Merve ne güzel yiyor yemeklerini. Kocaman oldu Merve.”

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Reha Erdem: “Canın acıya acıya gitmek...Çiğdem Öztürk
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Josef Kılçıksız

14 Mayıs 2025

Yürünecek Bir Yol Vardır Her Zaman

Şehrin ve varlığın dağılmış parçalarını bir araya getirerek bir belleğe kaydeden ve bu belleği bir direniş anlatısıyla diri tutan bir hikâye.Doğduğum şehre gittim; her köşe bir duyguyu çağırıyor, her pencere bir utancı. Antakya, 2300’lü yaşlarında oldukça güzel, old..

Devamı..

Sıfırdan Bire, Doğaldan Plastiğe!

Deniz Sessiz

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024