Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

1 Temmuz 2022

Roman

Altı Üstü İstanbul: İstanbul’a ve Doğaya Masalsı Bir Ağıt

Özlem Karahan

Paylaş

1

0


Ercan y Yılmaz’ın sekiz yılda tamamladığı Altı Üstü İstanbul her satırı düşünülmüş işçiliğiyle, dili, kurgusu, atmosferi ve çokça tanıdık hikâyesiyle iyi edebiyat peşindeki okurun ıskalamaması gereken bir eser.

Romanlarıyla, öyküleriyle, şiirleriyle Çağdaş Türk Edebiyatının hem üretken hem özgün hem de başarılı isimlerinden biri Ercan y Yılmaz. Henüz ilk eserleriyle dikkatleri üzerine çekmiş, sıkı bir okur kitlesini de kaleminden çıkan her kitapla büyütürken yazmaya, kurgulamaya, paylaşmaya hiç ara vermemiş bir edebiyatçı. On Üç Sıfır Sıfır ve Son Güzel Günlerimiz adlı öykü kitapları, Yürüyen Siyah adlı şiir kitabı, Sahir ve O Öyle Olmadı adlı romanlarıyla övgüsü de ödülü de bol bir yazar. Gila Kohen Öykü Ödülü, Necati Cumali Öykü Ödülü, Yaşar Nabi Nayır Ödülleri’nde “dikkate değer” bulunması, Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü, Arkadaş Z. Özger Şiir Özel Ödülü, Yılmaz’ın topladığı ödüller arasında.

Yazardan üçüncü roman geldi

Eserleri İtalyanca, Fransızca ve Vietnamcaya çevrilen Ercan y Yılmaz, 2019 yılında yayımlanan Son Güzel Günlerimiz’den sonra arayı çok açmadı ve yeni romanı Altı Üstü İstanbul’la okurlarını bir kez daha selamladı.

“Ekolojik roman” olarak tanımladığı Altı Üstü İstanbul’da Yılmaz, İstanbul’un ormanlarıyla tahrip edilişinin hikâyesini, insanların doğayı, hayvanları yok edişini ve kadınların katledilişini incelikli bir kurgu ve dille anlatıyor.

Merkezinde doğa var

Romanın odağında İstanbul var. Altı ve üstüyle, iki âlemiyle, gerçeğiyle ve gerçeküstüyle İstanbul. Aydos Ormanı’nın Yakacık mevkisinde yakın kısmında yer alan ama haritada görünmeyen, dört yanı gürgen ve çınar ağaçlarıyla kaplı, bugün artık akmayan bir çayın böldüğü İnce Vadi’de yaşayan bir grup doğa tutkunu aileyle tanışıyoruz önce. “Bir semenderden değerli olmadığını anladığında, yoncanın bir yaprağından, kuşun bir tüyünden, yağmurun bir damlasından daha önemli olmadığını öğrenen insanlar” bunlar. Bahçelerinde yetiştirdikleri sebzelerini, kümeslerinden topladıkları yumurtalarını satıp, toprağı işlemenin yanında hamallık yaparak sürdürüyorlar hayatlarını.

İsimlerinin tamamını ancak ölünce kullanıyorlar. Bu, doğaya saygıdan dolayı geliştirdikleri bir kültür. Doğadan kendilerine yeteni kullandıkları gibi, isimlerden de kendilerine yeteni kullanıyor, ancak ölüp toprağa, doğaya karışınca tamamlıyorlar isimlerini.

Dav, Sar, Tun, Şa ve diğerleri bir gün bir inşaat firması tarafından yerlerinden ediliyor. Firma, doğanın içinde süper lüks villalar yapmak için kahramanlarımızın yerleşimlerini, ağaçları, kuşları, hayvanları yok ediyor. Yakarışları haber bültenlerinde birkaç saniye görünüyor ve unutuluyorlar.

İstanbul’un iki farklı âlemi

İnva sakinlerinden Dav, dozerler evlerini yıkmadan bir gece önce annesini de yanına alarak uzun ve masalsı yürüyüşüne çıkıyor. Kulağına gelen seslerin, gözünü kapadığında zihnine yerleşen görüntülerin eşliğinde, iki farklı âlemde süren, İstanbul’un altıyla ve üstüyle kol kola bir hüzünlü yolculuğa çıkıyor.

“İki zamanı ve âlemi beraber yaşamak, ikisine de açılan pencerelere sahip olmak nimet mi, lanet mi?” Buna okur karar verecektir ancak romanın kurgusuna dönecek olursak Dav’ın Gezi Parkı Direnişi’nin yaşandığı günlere denk gelen, Gezi’de olanların bir benzerini evinde yaşadıktan sonra başlayan yolculuğu bugünün gerçekliğini taşıdığı kadar distopik bir geleceği de anlatıyor.

Üç farklı zaman, üç farklı anlatıcı

İnva’da olanlardan bir süre sonra ana karakterlerden Edip, bir roman yazmak üzere kollarını sıvamışken bu hikâyeyle karşılaşınca romanının konusunu da bulmuş oluyor. Dav’ın ortadan kayboluşunun, İnvalıların akıbetinin peşine düşüyor. Bir yandan da yıllar önce ölmüş olan babasıyla ilgili izleri tek tek buluyor.

Ercan y Yılmaz Altı Üstü İstanbul’da üç zamanlı, üç anlatıcılı ve üç bakışlı bir hikâyeyi ustalıkla harmanlıyor. 2013 yılında Dav’ın yolculuğunun başladığı günleri anlatıcının ağzından okuyoruz, 2015’te Edip ve Kev’in tanışmasıyla gelişen hikâyeyi Edip anlatıyor, Dav’ın İstanbul’un öte âleminde geçirdiği günleri ise kahramanımızın kulağına fısıldayan Mukim aracılığıyla öğreniyoruz. Birbirinden tamamen farklı üç karakter için oluşturduğu üç farklı dil ve üslubu üstkurmacayı da kullanarak tek bir romanda birleştirmek yazarın tam anlamıyla ustalık gösterisi olmuş denebilir.

Roman kendi işaret sistemini sunuyor

Yılmaz, Altı Üstü İstanbul’da dilin her olanağını kullanıyor. Üç farklı anlatıcının yanı sıra romanı kendine özgü işaret sitemiyle inşa etmesi okura yepyeni ve interaktif bir okuma deneyimi sunuyor.

“Dil, ölüme giderken güzelleşme ihtimalidir.”

Yazarlığını tek bir edebi türle kısıtlamayan, hemen her türde yazan Yılmaz için “bir dil tutkunu” demek yanlış olmayacaktır. Onun tutkusu kelimeler, sesler belki de. Onlarla oyunlar oynuyor, deneyler yapıyor, keşiflerde bulunuyor. Romandaki şu ifadeleri, yazar için dilin önemine dair ipucu olabilir: “Ölmeyi güzelleştirmek için dil olmak zorunda. Dil olmak zorunda çünkü ölmek bir şekilde güzelleşmeli.... Belki uydurma bir sebepten kan kustuğumuz hayat, ölümle; ölümse dille güzelleşebilir.… Dil, ölüme giderken güzelleşme ihtimalidir.”

Onlarca yazar bu romanda okura göz kırpıyor

Özgün dilini, kurgusunu ve atmosferini başarıyla oluşturan yazar, Altı Üstü İstanbul’da okurlar için adeta bir yazarlar geçidi de sunuyor. Bölümlerin açılışlarından metin içlerine her yerden Yılmaz’ın yazarlığını etkileyen onlarca isim ya da yazar alıntısı okuru selamlayabiliyor. Bu anlamda Yılmaz’ın bu romanında okurlarına bir “yazarlar listesi” hazırladığı da söyleyenebilir. Ercan y Yılmaz’ın sekiz yılda tamamladığı Altı Üstü İstanbul her satırı düşünülmüş işçiliğiyle, dili, kurgusu, atmosferi ve çokça tanıdık hikâyesiyle iyi edebiyat peşindeki okurun ıskalamaması gereken bir eser. Yılmaz Altı Üstü İstanbul’da, “Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir. Ama öylesi pek bulunmuyor,” diyor. İşte bu roman, okura böyle hissettirmeye oldukça yakın.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Anlam ve AnlamakKardelen Ayhan
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Christine Estima

20 Eylül 2025

Kafka’nın İlk Çevirmeni: Milena Jesenská

“Henüz var olmayan bir şeyi, ancak ona tutkuyla inanırsak yaratabiliriz."1920’li yılların Viyana’sı günümüzün kozmopolit Viyana’sı gibi değildi. I. Dünya Savaşı sona ermiş, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu çökmüş,  bu acımasız savaşın yarım bıraktığı işi 191..

Devamı..

Sapanca’da Doğa Yürüyüşü Yapılabilecek..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024