Dilbilimcilere göre İngilizce kelime dağarcığının üçte biri Fransızca kökenlidir ve buna katkıda bulunan da Fatih William olarak bilinen I. William’dır.
İngiliz sarayının resmi dilinin birkaç yüzyıl boyunca Fransızca olduğunu biliyor muydunuz? Ya da içinde hiç “e” harfi bulunmayan Fransızca bir kitap bulunduğunu? Cinsiyet değiştiren kelimeler, çelişkili anlamlara sahip terimler, sesletilen ya da sesletilmeyen “h” harfleri. Kısacası Molière’in dili, akıl almaz tuhaflıklarla dolu…
İçinde hiç “e” harfi geçmeyen Fransızca roman
İçinde “a” ya da “i” gibi sesli harflerin olmadığı bir metin yazmayı hiç denediniz mi? Zor, öyle değil mi? Ama Fransız yazar George Perec, 1969 yılında yayımladığı Kayboluş isimli romanıyla bu zorluğun üstesinden geldi. Perec’in 300 sayfalık romanının Fransızca versiyonu tek bir “e” harfi bile içermiyor.
Fransızcada kız ya da erkek arkadaş anlamına gelen “copain” kelimesinin kökeni
Copain ya da compagnon (yoldaş) kelimelerinin aynı Latince kökten türediğini biliyor muydunuz? Her iki kelime de Latincede kelimeye birliktelik manası katan “cum” ön ekinden ve yine Latincede ekmek anlamına gelen ama Fransızcaya “pain” olarak geçen “panis” kelimelerinden oluşur. Başka bir deyişle “le copain” ekmeğinizi paylaştığınız kişi demek. Zira Copain, eskiden compain ya da copaign olarak yazılırdı. Fakat bu kelime, Latince amare (sevmek) kelimesinden türemesine rağmen Fransızcaya “arkadaş” olarak geçen l’ami kelimesinden anlam olarak farklı ve günümüzde daha ziyade çok yakın erkek ya da kız arkadaş, birlikte zaman geçirdiğiniz ve deneyimlerinizi paylaştığınız kişi anlamına geliyor.

14 Şubat 842: Fransızcanın doğum tarihi
Fransızca en eski resmi belge 14 Şubat 842 tarihli. Strazburg Yeminleri olarak adlandırılan bu metin Kel Charles ile Alman Louis arasında, I. Lothair’ye karşı yapılan ittifakın belgesidir. Romanca ve Cermence olmak üzere iki dilde hazırlanan ve daha sonra tarihçi Nithard tarafından yazıya geçirilen Yeminler, hem Almancanın hem de Fransızcanın en eski yazılı metinleridir.
Fransa tarihi açısından önem arz eder çünkü Latince değil de Roman dilinde hazırlanan ilk resmi belgedir ve Fransızcanın doğum belgesi olarak nitelendirilir.
Roman dilleri arasında Cermenceye en yakın dil Fransızcadır
Tıpkı İtalyanca, İspanyolca, Rumence ve Portekizce gibi Fransızca da Roman dillerine mensuptur ve dolayısıyla Latinceden türemiştir. Bununla birlikte Cermen dillerinin tarih boyunca üzerinde bırakmış olduğu etki dolayısıyla bahsi geçen dillerden ayrılır.
Cermen dillerini konuşan halklar 3. yüzyılda Galya’yı istila eder ancak Merovenj Frankların kralı Clovis, iktidara geldiğinde Franklarca hâlihazırda konuşulmakta olan dili terk etmeyi seçer ve bölgede yaşayan herkes kısa süre içinde Vulgar Latincesini ana dili olarak konuşmaya başlar. Peki Clovis niçin böyle bir tercih yapmıştır? Elbette ele geçirdiği topraklarda yaşayan halkı çok daha kolay bir biçimde idare etmek için.
Fransızcadaki bu Cermen izleri günümüzde hâlâ belirgindir ve özellikle de şu kelimelerde göze çarpar:
Mutfak terimleri olan escalope (ince dilimlenmiş et), gaufre (yassı çörek), soupe (çorba). Savaş ve yapım işleri söz konusu olduğunda kullanılan bourg (köy, kasaba), espion (casus), flèche (ok), guerre (savaş), hangar (hangar). Ve son olarak denizle ilgili bazı kelimeler: grappin (kanca), houle (yelkenin rüzgârla şişmesi), hareng (ringa balığı).
Fakat söz konusu Cermen etkisi yalnızca kelimelerde değil, söz diziminde de göze çarpar. Mesela Fransızcada niteleme sıfatları genellikle isimden sonra gelir. Cermen dillerindeyse tam aksine, sıfat her zaman ismin önündedir ve bu etki Fransızcadaki kimi yer isimlerinde kendini belli eder. Örneğin Neufchâteau, Rougemont, Francheville gibi kelimelerde sıfat ve isim arasındaki söz dizimi tersine dönmüştür.
Cermen dillerinin Fransızca üzerindeki bir diğer etkisi de kendini “h” harfi üzerinde gösterir. Bugün Fransızcada sesletilen “h” ve sesletilmeyen “h” şeklinde iki farklı telaffuz biçimi varsa bunun tek sorumlusu Cermenler.
Cicero döneminde Latincede “h” harfi artık sesletilmiyordu. Latince homo kelimesinden gelen homme (erkek, insan, kişi) kelimesini okurken ulama yapılmasının sebebi bu. Buna karşılık Cermen kökenli hameau (küçük köy) kelimesindeki ünsüz “h” Fransızcada işitilebilir. Aynı durum hutte (kulübe), haie (çit), ya da halle (meyve sebze hali) kelimeleri için de geçerlidir. Dolayısıyla Fransızcada “h” harfiyle başlayan ancak Cermen kökenli olan kelimelerde ulama ya da eksiltme yapılmaz.
İngilizce kelime dağarcığının üçte biri Fransızca kökenlidir
Dilbilimcilere göre İngilizce kelime dağarcığının üçte biri Fransızca kökenlidir ve buna katkıda bulunan da Fatih William olarak bilinen I. William’dır. Normandiya dükü, 1066 yılındaki Hastings Savaşı’nda Anglosaksonların kralı Harold’ı mağlup etmiş ve İngiliz sarayına yalnızca kendi geleneklerini ve din adamlarını değil, dilini de dayatmıştır.
Bu da Fransızcayı uzun süre boyunca iktidarın ve soyluların dili haline getirdi. Bu yüzden zengin İngiliz mutfaklarında domuz etine pork (Fr. porc), dana etine beef (Fr. bœuf), koyun etine mutton (Fr. mouton) deniyor ancak çiftlikteki domuz, öküz ve koyun için pig, ox ve sheep kelimeleri kullanılıyordu.
Son zamanlarda İngilizceden Fransızcaya (ve hatta diğer dillere) geçtiği düşünülen çoğu kelimeyse aslında eski Fransızcadan gelir. Örneğin flört etmek kelimesi (İngilizcede to flirt) Eski Fransızca fleureter (kur yapmak) kelimesinden gelir ve içerisinde “iltifat etme” anlamını da barındıran bu kelime, bir kişinin karşısındakini baştan çıkarmak için sarf ettiği nazik ve kibar sözleri ifade eder.

18. ve 19. Yüzyılların diplomasi dili Fransızcaydı
18. yüzyıldan itibaren uluslararası antlaşmalarda Fransızca, Latincenin yerini almaya başlamıştır. Yalnızca Fransızca hazırlanan ilk uluslararası antlaşma 1714 tarihli Rastatt Antlaşmasıdır. Söz konusu belge İspanya Veraset Savaşı’na son vermiş ve Fransızcanın o dönemde yarattığı büyük ilginin kanıtı olmuştur.
18. ve 19. yüzyıllarda Avrupa’nın neredeyse bütün saraylarında Fransızca konuşuluyordu. Çariçe II. Katerina Fransızcayı Rus akademisinin dili olarak kabul etmiş, Prusya Kralı II. Frederick ise Almancadan üstün olduğunu belirtmiştir. Bu dönemlerde Fransızcanın etkisi o kadar büyüktü ki, yalnızca Avrupalı diplomatların değil, Osmanlı diplomatların bile aktif olarak kullandığı diplomasi diliydi.
Fransızcanın tuhaflıkları
Fransızca, içerdiği absürt ve anlaşılmaz kurallarla zaman zaman şaşırtıcı bir dil olabilir. Mesela kelimelerin cinsiyeti söz konusu olduğunda bazı kurallar gerçekten anlaşılmazdır. Ufak bir örnek; amour (sevgi, aşk), délice (büyük mutluluk) ve orgue (org) kelimelerinin tekil formu eril, çoğul formuysa dişildir.
Bıkkınlık veren başka bir bulmaca daha ister misiniz? O halde gens (kişi, insan, kimse, insanlar) kelimesine bakalım. Sıfattan sonra geldiğinde erildir ama sıfattan önce geliyorsa ve o sıfattan sonra virgül yoksa dişildir. İnsanın aklını allak bullak etmeye yeter.
Fransızcayla ilgili şaşırtıcı bir olgu daha: çelişkili anlamlara sahip kelimeler içerir. Mesela hôte kelimesi hem misafir hem de ev sahibi anlamına gelir. Apprendre kelimesiyse hem öğrenmek hem de öğretmek demektir. Büyüleyici, öyle değil mi?
Fransızcanın konuşulmadığı kıta yoktur
İnsanlar niçin ikinci ya da üçüncü dil olarak Fransızca öğrenir? Çünkü Fransızca dünyanın her yerinde konuşulur. İngilizceyle birlikte bütün kıtalarda konuşulan tek dildir ve bu da onu İngilizce, Çince, Hintçe ve İspanyolca gibi dünyada en çok konuşulan dillerden biri haline getirir.
Uluslararası Frankofoni Örgütü’ne göre Afrika’daki nüfus artışı sebebiyle Fransızca 2050 yılına kadar dünyanın en çok konuşulan dili haline gelebilir.
Fransızcanın 70, 80 ve 90 rakamlarıyla savaşı
Fransızcada 70 demek için niçin kısaca septante (yetmiş) kelimesi kullanılmaz da soixante-dix (altmış-on) kullanılır? Fransızlar hayatı zorlaştırmaktan hoşlandığı için mi? Aslında bu kullanımın bir açıklaması var. Anlamak için tarihte geriye gitmemiz gerek.
Orta Çağ’da yirmilik sayı tabanı kullanılıyordu ve dolayısıyla sayarken şöyle bir sistem söz konusuydu: yirmi-on (30), iki yirmili (40), iki-yirmili-on (50), üç-yirmili (60), üç yirmili-on (70), dört-yirmili (80), dört-yirmili-on (90).
Orta Çağ’ın sonlarına doğru Fransızcada onluk sayı tabanına dayalı yeni kelimeler belirmeye başladı: trente (otuz), quarante (kırk), cinquante (elli), soixante (altmış), septante (yetmiş), octante (seksen), nonante (doksan).
17. yüzyılda ilk sözlüklerin kullanılmaya başlamasıyla birlikte kurumlar sayıların nasıl kullanılacağı üzerinde fikir birliğine vardı. Seksen ve doksan için quatre-vingts (dört-yirmili) ve quatre-vingt-dix (dört-yirmili-on) şeklindeki eski sistem kullanılacak ama geri kalan sayılar için onluk taban tercih edilecekti. Yetmiş sayısını soixante-dix (altmış-on) olarak söyleme tuhaflığı da tam olarak bu sıralar çıktı.
Peki sorun ne? Sorun, Fransızca konuşulan öteki ülkelerin kendi sayma sistemlerini geliştirmeleri ve Fransa’da hâlâ eski usul geçerliyken mesela Belçika’da ya da İsviçre’de yetmişin septante, doksanınsa nonante olarak söylenmesidir.
Balenin dili Fransızcadır
Klasik bale İtalyan Rönesansında ortaya çıkmış ancak günümüzdeki hâlini Fransa’da, 14. Louis döneminde almıştır. O zamandan beri balede adımlar ve pozisyonlar için Fransızca kullanılır: plié, grand jeté, entrechat, glissade, arabesque... Dünyanın neresine giderseniz gidinin balenin dili evrenseldir ve o dil de Fransızcadır.
Fransızca farklı kökene sahip kelimelerden oluşur
Fransızca söz varlığının yaklaşık dörtte üçü Greko-Latin kökenli kelimelerden oluşur. Peki kalan dörtte bir? Dünyanın dört bir yanından gelen kelimelerin oluşturduğu bir mozaik. Her ne kadar şu an Fransızcanın İngilizce tarafından istila edildiği söylense de, diller arası kelime alışverişinin yeni bir olgu olmadığı unutulmamalıdır.
Çevirden: Fulya Kılınçarslan






