Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

22 Ocak 2025

Edebiyat

Hayattan Notlar

A. Dilek Şimşek

Paylaş

4

0


Petibör

Film boyunca en çok aşkı ve lezzeti sorguladım. Ferzan Özpetek işi biliyor. Cahil Periler‘i belki onuncu izleyişim. Sadece Michele’nin o muhteşem gülüşü için değil. Aldatılmış kadın karakterin doktor olmasından, herkesin her şeyi en rahat yemek masasında dile getirmesinden, içini dökmesinden. Aşkın tartışılabilir bir şey olmamasının önemsiz, yemeğin yenilebilir olmasının öneminden. Yardımlaşma kavramının açık saçık ortada olmasından.

Pandemiye kadar düzenli aralıklarla arkadaşları toplar, haydi akşama Ferzan Özpetek sofrası kuralım, derdim. Can dostlarımdan birinin sofrası meşhurdur, onu bile ağırlamışlığım, geçer not almışlığım vardır. Ne demek Ferzan Özpetek sofrası? İsteyenin istediği zaman geldiği ve gittiği, canının istediğini yiyip içtiği, içindekileri söze döktüğü kalabalık masalar bana göre. Mezeler, salata, makarna yeterli çoğu zaman. Fazlasına hayır denmez. Tabak taşımalar, tuvalete gitmelerle oturanların yerinin sürekli değiştiği, benimkinin ise sabit kaldığı masalar. Her şeye kulak verdiğim, çok şeyi duymazdan geldiğim, arada müdahil olduğum masalar. Pandemiyle birlikte unuttuk, azaldık.

Filmin ortasına doğru acıktım. Mutfağa gittim. Ne ocakta bir yemek ne bankoda bir atıştırmalık vardı. Elektroniklerin metalik grisine karışan siyah granit gözümü aldı. Cansız ve parlak. Buzdolabını açıp süt çıkardım, kocaman bir bardağa doldurdum. Buz gibi sütü içerken ertesi gün petibör almayı unutmamayı diledim. 

Düşlerim arasında bir Ferzan Özpetek filminde yer almak, mümkünse masa figüranlarından biri olmak var.

Cameron Diaz

Drew Berrymore’un instagram sayfasında Cameron Diaz’la bir çekimine denk geldim. Stalkerım ya. O ne tatlılık. Charlie’nin meleklerinden beri dostlarmış, gülmek ve eğlenmek kadar mutfağı da severlermiş, haberimiz olsunmuş Cameron’un şarapları piyasa çıkmışmış. 

Derine dalmaya başladım. Birkaç yıldır şarap fabrikası ortağı olduğunu anladım. Hoşuma gitti, güzellik bir yere kadar, insanın altın bileziği olacak. Hele hele kadınsa. Zor günler için bir kenarda parası mutlaka. Öyle ayaklarının üzerinde tek başına durmak falan kolay değil. Cameron da aslan burcu, akıllıca yatırımını yapmış, bir de ortağı var. riski bölüşmek de anlamlı.

Yıllardır sempatik, eğlenceli ve ultra güzel bulurum. Aynı yıl doğmuşuz. Kırkımız bir olabilir, o da aslan burcu. Benim yükselenim kova, o yüzden film yıldızı değil sanatla bağlantılı hekimliği tercih ettim. Halka hizmet edememenin, doğru iş yapınca sabime şikayet edilip cimer soruşturmalarında ismimin geçmesinin rutin olacağını baştan anlasaydım ben de Cameron gibi mankenlik falan yapar, film endüstrisine sıçrardım. Bilemedim.

Onun da eh iştelik bir durumu olmuş. Geriye dönük İngilizce taramam sonucunda yedi yıldır boynuna kadar dövmeli, kısa boylu, tombul bir adamla birlikte olduğunu ve ondan iki çocuk doğurduğunu öğrendim. Dünyanın en seksi kadınlarından birinin sonu da böyleyse ben yine fena değilim diye sevindim içten içe. Ne de olsa çocuk doğurma takıntım yoktu, bunun için kimseye katlanmadım, aşık olduğumdaysa “bizimki gerçek aşk, sen benim öteki yarımsın,” diye tepinmek zorunda kalmadım şükür. Gerçi o zamanlar facebook, instagram falan yoktu.

Hep öndeydin Cameron Diaz, sanırım artık berabereyiz. Sen California şaraplarının reklamını yap, ben Turasan’la koltuğumda film izleyeyim. Haberin olsun, ne botoks ne dolgu yaptırdım daha.

İroni

İroniyi eşşiz benzersiz olağanüstü zekilikte yapanlar var.

Bu ara Grace Paley’in Yüz Kitap’tan çıkmış İnsana Hiç Rahat Yok Kendinden kitabını evire çevire okuyorum. Yahudiliğinden mi Amerikalılığından mı yoksa sadece yaşadığı yıllarda hem kadın hem yazar olmanın zorluğundan mı öykülerindeki ironi beni mıh gibi çakıyor koltuğuma. Su içiyorsam boğazıma takılıyor. Tam gülecekken kendimi tutup bir daha okuyorum, aptal durumuna düşmemek için. Harika, enfes, benzersiz bir tavrı var.

On iki öykünün tamamı gündelik hayatın içinden konularını almış. Her yaştaki kadınların dilinden yaşama tutunma, var olma mücadelesinin ne çetin ne çetrefilli bir iş olduğunu okuyoruz. Asla pes etmiyor karakterler. Pes etmiş gibi durup yaşama mücadelesine devam ediyorlar, o kadar.

“Hırslıyımdır ama başarı denen şey benim gözümde uzun vadeli bir şeydir. Bir yıldızı gizli gizli gözüme kestiririm kestirmesine ama ona ulaşmak için nasılsa önümde ömrümün geri kalanı vardır. Bu arada gözlerimi açık tutarım ve iyi giyinirim.”

“Sakın benim özellikle dindar biri olduğumu sanmayın. Tanrının ne mene bir şey olduğu hakkında beynime zorla kazınmış en ufak bir fikrim yok. Ne ölçüsünü ne biçimini, ne de ne kadar zeki olduğunu bilirim onun.”

“Her şeyin başlangıcı nemli ve küçüktür – ama efsanelere, söylencelere ve kuşaktan kuşağa aktarılan halk masallarına kulak verilecek olursa – bir başına duran palamutlardan heybetli dalları olan koca meşe ağaçları serpilir.”

Bu üçünü yazarın dili ve kurgusuna güzel örnekler olduğu için seçtim. Akıcılık ve sürükleyicilik etmeni için çevirmene ayrıca teşekkür edilmeli. 

Keldani

Diyarbakır’daki Keldani kilisesinde tanışıp üç dört saat sohbet ettiğim, Vatikan tarafından atanmış olduğunu söyleyen görevli/yönetici eğitimlerini Vatikan’da aldıklarını, Katolik olduklarını, kilise müdavimlerinin altı aile kadar kaldığını ve kesinlikle Süryani olmadıklarını söyledi. Siyah gözlerinin pırıltısı sesinin davudiliğine esrarlı bir hava katıyor, “Bir bardak daha şarap almaz mısınız, Papa Hazretleri de bizim şarabımızı içiyor,” gibi gündelik sözlerini kutsal kitap ayetlerine dönüştürüyordu. İçerdik elbette, Papa Hazretlerinden neyimiz kesikti.

Öyle coşkulu ve adanmış bir inanıştı ki üçüncü kadehten sonra “Ben de inanmak istiyorum, hatta bazen inanmaya çok yaklaştığımı hissediyorum ama olmuyor, “deyiverdim. Neydi olmayan. Devam ettim, “Tam inanacağım aklıma bir şey geliyor.”

“Örnek verebilir misiniz?”

“Örnekler değil aklım devreye giriyor.” Konu kapanmıştı. Siyah gözler az sonra izin isteyip başka bir masaya geçti. Elimde kadehim kaldım.

Bundan tam bir ay sonra Alberto Manguel’in Kelimeler Şehri kitabında şu cümlelere rastlayacaktım, “3 Aralık 1872’de George Smith, tufan üzerine Keldani anlatımının en azından bir bölümünü okuduğunu anlamış ve Kitabı Mukaddes Arkeolojisi Birliği’nin bir toplantısında sundu. Smith, Kitabı Mukaddes’in gerçekliğinin kanıtını (tabii gerekliyse) bulduğuna inanıyordu.”

Sümerler ve Akadlara uzanan dil ve anlatımla ilgili yazı devam ederken parantez içine yeniden döndüm. “Tabii gerekliyse.” Manguel kısacık ve şahane bir yorum yapmış ki buzdağının görünen kısmı. Gerekliyse. Gülerek okumaya devam ettim. İnanmama yolunda sağlam bir adım daha atmış olduğumu düşünüyordum.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

J.L. Borges'in en sevdiği öykülerOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

A. Dilek Şimşek

16 Şubat 2025

Hayattan Notlar

HaikularSardunyalarınÜstü çiğ kaplı                         Yavru kuşlar uçuyor Bir çocuk içindekiTomurcuklarlaKaplanmış mezar Pire ne yiyorsun yeZıplayıp durmaUykum kaçıyor Pardon, birine benzettimDireksiyonu kavramıyor, kollarını ona teslim etmiş. Başı, omuzları, gövdesi arzın merke..

Devamı..

Sağlıklı Yaşam Endüstrisinin Tatsız Ta..

Andrzej Tokarski

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024