Ercan y Yılmaz: Bu köye barış ne zaman gelir?

Ercan y Yılmaz: Bu köye barış ne zaman gelir?


Twitter'da Paylaş
0

Ercan y Yılmaz’la yeni kitabı O Öyle Olmadı'yı konuştuk. Hem de ne konuşma. Buyurunuz efendim artık sizindir.
Serap Çakır
Serap Çakır: Ercan, ben Anadolu insanında ama özellikle doğuda büyümüşlerde masal geleneğinin, hikâye anlatıcılığının çok fazla gelişmiş olduğunu fark ettim. Yanlış bir saptama olabilir ama dikkat çekici boyutta anlatıcı yönleri var. Senin hikâyen de o topraklardan beslenmiş. Kimler hangi masalları anlatırdı sana? Ercan y Yılmaz: Bence doğru bir saptama. Bilindiği gibi her şey gibi televizyon da geç gelir Doğu’ya. Böyle olunca masalın devri Doğu’da biraz daha uzun sürer. Dengbej geleneği de vardır, yani hikâye anlatıcıları yani ses ve söz ustaları. O kilamları tekrar tekrar dinliyorum hâlâ. Az da olsa babaannemin de anlattıkları vardı ama ben daha çok akranlarımdan masallar dinledim. Sonra bunların birçoğunu Binbir Gece Masalları’nda okudum. Gün boyunca ekmek pişirilen ve akşamları henüz ısısını yitirmeyen tandırlarda buluşur, birbirimize masallar anlatırdık. Masalın korkunç öğelerinden dolayı eve yalnız gitmeye korkardık. Anlatıcının başarısı titreyen dizlerimizdeydi. Cinler, periler, bir dudağı yerde diğeri gökte devler, parmakları üst üste binmiş ifritler, gece sahipsiz çocukları kaçıran canavarlar, kadınlara musallat olan gölgeler... Ben anlatmayı beceremezdim, genelde dinlerdim. Hep masal değil tabii. Ne de olsa aşk diye bir şey vardı. Onu da konuşurduk. Devlet vardı, onu da konuşurduk. Ben bunları da anlatmayı beceremezdim, dinlerdim. : O Öyle Olmadı, Batman’da Bünyamin’in eğlenceli çocukluk günleriyle başlıyor. Sonra Bünyamin büyüyor ve bir şeyi fark ediyor. 1980 darbesi onun yetiştiği köyde bir kırılma noktası olmuş. Ne oldu 1981’de Aydınkonak köyünde? EyY: Bünyamin gibi ben de o köyde doğdum. 1981’de Kenan Evren, Tahsin Şahinkaya ve diğer kuvvet komutanları tatbikat için Aydınkonak (Eski adı iade edildi: Korike) köyüne gelir. O gün onun “şeref”ine köyün beyaza boyanması gerekmektedir. Beyaz rengini sevdiğinden olduğu düşünülüyor, hem de ülkeye “barış” getirmiş olduğuna kendini inandırmasından… Neyse işte, beyaza karar verildi ve köy boyandı. Zatın köyümüze geldiği günü birçok kişiden dinledim. Beni en çok etkileyen kısmıysa en az yer verdiğimdi. Makbule Teyze küçük oğluna bir mektup yazdırıp Kenan Evren’e verir. Sekiz aydır kayıp olan iki oğlunun cesedini ister, öldürüldüklerinden emindir çünkü. Bir hafta sonra muradına erer. Oğullarının cenazesi Evren’in emriyle bulunur. Çok geçmeden Makbule Teyze de ölür. Tekrar romanı anlatmaya başladım. Bunlar aynen öyle oldu. Hiçbir şey çocukluktaki gibi eğlenceli ve güzel kalamıyor maalesef. Bünyamin’in 1981’deki tatbikatı öğrenmesiyle beraber romanda ve karakterde bir kırılma yaşanıyor.
Öyle cüret ve cesaret örneği kişiler var ki o uzak köylerde, onları hafifleterek bile anlatsak yarı-tanrı oldukları düşünülür.
SÇ: Romanın, hikâye derinleştikçe politikleşiyor ve yakın tarihe de tanıklık etmeye başlıyor okuyucu. Meçhul karakteri, asker köye gelince evini beyaza boyamak yerine yıkıyor. Bu ne cüret dedirtecek bir davranış, ne dersin? EyY: Ne cüret mi! Emin ol Serap, öyle cüret ve cesaret örneği kişiler var ki o uzak köylerde, onları hafifleterek bile anlatsak yarı-tanrı oldukları düşünülür. Ki Meçhul Dayı o zamana kadar kaybedeceklerini kaybetmiştir, korkacak çekinecek bir durumu da söz konusu değildir. Emir de bu mukabildeydi, “beyaza boyanmayan evler yıkılacak.”

Barış ne zaman gelir?

SÇ: Meçhul’e soruyor Bünyamin: “Evini neden beyaza boyamadın da yıktın?” O da şöyle diyor: “Barış yoktu.” Barış bu topraklara ne zaman gelir? EyY: İnsanlar tekrardan güzel şiirler, mutlu masallar okumaya başladıklarında barışın yolu açılır. Ve aşk bulaşıcı olduğu zaman da barış artık kalıcılaşır. Yoksa hırsla yönetilen bu gezegende barış sadece bir rüya olarak kalır. Hatta rüyası bile görülemez. Bir ülkenin iç huzuruyla okuma oranı doğru orantılıdır. Bu kesin. SÇ: Doksanlı yıllar, insanların devlet eliyle katledildiği, yok edildiği yıllar. Romanın karakterlerinden Asaf Duman da failin devlet olduğu bir olaya şahit oluyor. Yine bir yakın tarih kurgusu. Kurgu açısından riskli bulmadın mı bu hikâyeleri? EyY: Kurgu bakımından riskli bulmadım. Tabii ki güzel şeyler anlatmak isterdim Bünyamin’in çocukluğu, Meçhul Dayı’nın hikâyeleri gibi ama olmuşu ve olanı da görmem gereken bölümler de olmalıydı romanda. Neticesinde Asaf Duman gazeteciydi, holding gazetelerinde yazsa da özgür basın geleneğinden yürüyen bir gazeteci. Onu anlatırken dönemin ve gazeteciliğin hakkını vermem gerekirdi. Yandaş bir gazeteciye dönüşseydi o zaman tabii ki romanın sözünü ettiğin bölümleri daha eğlenceli olurdu.

“Mutsuzluğa da var mısın?”

SÇ: 21 Kasım 2004’te devlet tarafından katledilen Uğur Kaymaz’a da selam var romanında. Yani bazen diyorum ki, aslında yazar bunları isim olarak vermeyebilirdi, farazi isimler olabilirdi, ama yapmamış. Neden yapmadın? İstesen, ki kurgu öyle başlıyor, okuru başından sonuna kadar güldürebilirdin. EyY: Bağımsız bir gazetecinin bu ülkede gerçekleri yazması ve savunması oldukça güçtür hem de tehlikeli. İşinden edilir, taciz edilir, tutuklanır, katledilir. Buna çok fazla örnek verebiliriz maalesef. Hal böyleyken ve ben bağımsız bir gazeteciyi yazıyorsam üç maymunun toplamına dönüştüremezdim. Bu özellikle o güzel gazetecilere hakaret olurdu. Bir de haklısın Serap, isteseydim okuru romanın sonuna kadar güldürebilirdim, bu çok kolay ve benim için de eğlenceli olurdu. Ama Bünyamin büyümüş devleti tanımış, Meçhul bulut dikmeyi bırakmış aşkını hatırlamış, Ercan kafasını kitaptan kaldırmış arayışa çıkmış, Asaf cinayetleri görmüş annesizliğini hatırlamışken gülmeye/güldürmeye ara verebiliyor insan. Cemal Süreya’nın şiiriyle yanıtımı tamamlayayım, “Kim istemez mutlu olmayı / Ama mutsuzluğa da var mısın?” SÇ: Yalnızca siyasi figürler değil, o yıllarda yazarlar da devlettin hışmına uğruyor. İşte Asaf Duman da böyle bir gazeteci-yazar. Devletin hışmından kendini korumaya çalışıyor. Hiç mi devran dönmez yahu? EyY: O yıllarda, bu yıllarda… İşte görüyoruz, devran dönmedi daha. SÇ: Fernando Pessoa, O Öyle Olmadı’nın yer yer içine sızıyor. En sevdiğin yazar o mu? EyY: Pessoa sevdiğim bir yazar, en sevdiklerimden. Ama sevdiğim için orada değildir, metinleri Meçhul Dayı’nın ruhuna çok yakındı. Öyle sızdı metne. Ahmet Oktay en sevdiğim şairlerden, onun da şiirleri Asaf Duman’ın ruhuna değiyordu.

“İnsanoğlunun en masum düşü tekerlekti, kanattı. Onlar da tanklara, uçaklara dönüştü.”

SÇ: Bir sürü kötü şey oluyor ve sanki giderek insanların verdiği tepkiler azalıyor. Neye alıştık, gerçeğe alışılır mı mesela? EyY: Tepkiler azalmadı da şekil değiştirdi. Bence özellikle en kötüsü bu: Sanal paylaşım sitelerinde tepki göstermenin yeterli olduğu fikrine alıştık. Bilmiyorum, aslında zor soru. SÇ: İnsanoğlunun en masum düşü neydi ve neye dönüştü sence? EyY: Bana göre tekerlekti, kanattı. O da sonra tanklara ve bombardıman uçaklarına dönüştü. Belki de kendisiydi, yaratılışıydı, sırrıydı; o da yaratanlara, sıkıntılara dönüştü. Sesli düşündüm, bir süre sonra yanıtımı değiştirebilirim.

“Sadece devlet değil, aşk da insanı heder eder.”

SÇ: Romanın bir yerinde insan masalından kaçamaz, bir de topraktan, diyor. Doğduğumuz toprakların kaderini yaşamak zorunda mıyız? O masalı bozup yenisini yapamaz mıyız? EyY: Bir masalından kaçarsan öteki masalındasın, yine senindir o masal. Bundan kaçışın yok ama o masalları güzelleştirmenin yolları da çok. SÇ: Aşk da var romanda. Öyle bir aşk ki kaç kişiyi heder etmiş. Etmiş mi? EyY: Demek sadece devlet değil aşk da heder ediyormuş insanları.

Kısa kısa… Ercan y Yılmaz…

SÇ: Ercan bir iki tane de kişisel soru sorabilir miyim sana? EyY: Ben öncekilerini de kişisel soru olarak gördüm. Hadi bakalım… SÇ: Sürprizlerden hoşlanır mısın? Romanında epeyce sürpriz var çünkü. EyY: Planlı biriyim ama sürprizler için her zaman esnek bir pay bırakırım hayatımda. Ucunda kimse zarar görmeyecekse sürprizlerden hoşlanırım. Romanın başlarında, hatta birçok yerinde, romanın sonunu sezdirdim. Sürprizli bir metnin kurucusu asla olmadım. Anlatıcının sadık kalması gereken verilmiş bir sözü vardı, sadece onu yerine getirmek durumunda kaldım. Oyunsa belki tek oyun, bu. SÇ: 2017 yılı itibariyle okuyup hangi kitaplardan etkilendin? EyY: István Örkény - Bir Dakikalık Öyküler William Butler Yeats – Kelt Şafağı Boris Vian – Karıncalar Spencer Holst – Zebraların Hikâyecisi SÇ: Bugünlerde en çok kullandığın bir iki kelimeyi paylaşmak ister misin bizimle? EyY: Çocuk, hayır, kitap. SÇ: Yeni keşfettiğin ya da diline yeni yerleşen bir kelime var mı? EyY: Üç kelime birden: Ieri, oggi, domani (İtalyanca dün, bugün, yarın) Sophia Loren ile Marcello Mastroianni'nin başrollerini paylaştığı filmin adı. SÇ: Çocukluk mu, gençlik mi, yoksa orta yaş mı güzel? Ne olur hepsi de zamanında güzel deme bana. EyY: Herkes çocuk kalacaksa tüm yaşlar iyi. SÇ: Ercan mantıklı bir adam mıdır, yoksa duygusal mıdır? EyY: Evet, mantıklıyım. Hayır değilmişim. Kararsızım, bilmiyorum. Aileme sorsan kesinlikle hem mantıksız hem de zırdeli olduğumu söyler. Yüzüme karşı da söylediler. (gülüyor) Evet, duygusalım. Hayır değilmişim. Bunu da sorman gereken kişilere sorsan duygusuzun teki, hatta kalpsiz derler. Bunu da ara sıra işittim tabii. SÇ: Çok teşekkür ederim sana. EyY: İlk günden beri takibe aldığım Oggito.com ailesine ve sana, Ayrıca bu romanda eleştirileri ve emekleri bulunan arkadaşlarım Keziban Doğan ve Bilge Sancı’ya teşekkür ederim.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR