Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

24 Şubat 2021

Öykü

Kuşlar

Gülçin Dinç

Paylaş

2

1


Küreği eline alıp toprak yığınına sapladı. Bir kürek toprak aldı, boşluğa savurdu. Sonra bir daha sapladı küreği, toprağı bir daha savurdu boşluğa. Toprağı boşluğa savurmaya devam ederken bir başkası gelip diğer küreği avuçladı. O da toprağı alıp savurdu yine boşluğa. Bir kürek toprak, bir savurma boşluğa... El birliğiyle boşluğu toprakla dolduruyorlardı. Boşluğa savrulan toprak Hace teyzenin üzerini azar azar kapatıyor, onu bizden ayırıyordu. Kayboluyordu gözümüzün önünde. İncecik bedeni gözden kayboldukça toprağa karışıyordu. Toprak, ellerini, kınalı saçlarını, gözlerini öpüyordu Hace teyzenin.

Hava bugün öyle soğuk ki. Ellerimi cebimden çıkaramıyorum. Yüzümü ısırıyor ayaz. Günlerdir yağan kar bu sabah durunca ayaza kesti ortalık. Öğle vaktiydi, güneş göz kırpıyordu ama yetmiyordu ki... Etraftaki yüzlere bakıyorum. Herkesin yüzünden düşen bin parça, her parça buz tutmuş sanki. Bakışlar donmuş. Ağaçlar donmuş. Toprak donmuş. Hiç sevemedim kışı. Zengin mevsimiydi ne de olsa kış. Üşümekti fakirin bildiği. Hace teyze de hep üşürdü. Yazın bile iki kat giyinir, sonbahar geldi mi kanepede otururken battaniye sarmaya başlardı dizlerine. Bir tek odun sobası ısıtırdı onu. Karlı toprağa bakıyorum da şimdi. Karlı toprak nasıl ısıtır seni Hace teyze?

Toprağa saplanan küreğin sesi bir pus örüyor kulaklarıma. Okunan duayı, ağlayışları, kuş seslerini, pusun ardından duyuyorum artık. Ağırlaşıyor her şey. Pus büyüyor, derinlere indiriyor beni. Hace teyzenin yerine toprağa boylu boyunca uzanan benim sanıyorum. Yüzüme toprak doluyor, nefesim kesiliyor.

Soluksuzlukla irkilip toprağın yüzüne çıkabildim yeniden. Bedenimin içine girebildim. Ben hiç sevdiğimi, bildiğimi yerin altına, toprağın altına koymadım ki. Ben hiç cenaze görmedim ki...

Anneme ilişti gözlerim. Çiçek oyalı siyah yazmasını takmıştı yine. Her cenazede onu takardı; evden çıkarken görürdüm. Güzelliğine baktım annemin. Zarif bedenine, uzun geniş yüzüne, candan bakan gözlerine, gözlerine yollar çizen kırışıklıklarına... Gözlerinden yaşlar süzülüyordu annemin. Pembeleşen, üşüyen yüzünden sıcak yaşlar. Gidenlerine ağlarken komşumuzu da uğurluyordu annem. Ben ise yanı başımda dursa da annemin toprağa girme ihtimaline ağlıyordum. Onun ağlamasına. Sonra da komşumuz Hace teyzeye.

 Ne de çok mezar varmış meğer. Uzaktan bakarken bilemiyor insan. Sağa bakıyorum. Sola bakıyorum. Toprağın altında da bebekler var, genci yaşlısı var toprağın üstündeki gibi. Mezarların bazıları mermerle kaplı, çiçekler ekmişler toprağına; bazı mezarlarsa yere çökmüş toprağa dikili duran ince uzun tahtanın üzerinde yazılı bir numaradan ibaret. İsimler okudum. Numaralar okudum. Okudukça toprağın altının kalabalığını anladım. Kimler kimler sevdiklerini, yakınlarını burada toprağa yatırıp da gitti kim bilir.

Boşluk dolunca toprakla, Hace teyzenin toprağın altında kapladığı yeri gördüm toprağın yüzünde. Ya içimizdeki boşluk... İçimize bıraktığın boşluk mezarının üstündeki tümsek kadar mı sanki Hace teyze?

Duanın bitmesiyle toprağın üstüne, kendi alemimize dönüverdim. Cenazeye katılan konu komşu dağılmaya başlıyordu. Mezarın başında Hace teyzenin ailesinden kimse olmayınca herkes mezarlığın ağaçlı yolundan birer ikişer mahalleye doğru yürümeye başladı. Anneme yönelip biz de yürüyelim diyecektim ki Sultan teyzeyi fark ettim mezarın başında. Mezarı suladığı ibriği elinden bırakıp heybesinden bir kavanoz çıkardı. Bulgur kavanozunu...Kavanozdan avuçlarına bulgur boşaltıp boşaltıp mezarın üzerine serpti. Kavanozdaki bulgurlar bitince kapağını kapatıp heybesine koydu kavanozu. Annem hadi kızım biz de gidelim derken bize doğru seğirtti Sultan teyze. Birbirimize baktık. Dilimizden tek kelime dökülmeden yola koyulduk mahalleye doğru. Ağaçlı yolu geçip mezarlıktan çıktık.

Onu toprağın altında bırakıp dönüyorduk mahalleye.

Yıllardır bizim mahallede oturuyordu Hace teyze. Sultan teyzenin bitişiğinde, bizim de karşımızdaydı evi. Mahallenin hengamesinin ortasında ıssız bir adaydı sanki ev. Kıyılarına dalgalar ufak ufak çarparak ferahlık getiriyordu Hace teyzeye. Bizdik kıyılarına çarpan dalgalar...Onun sınırlarını aşmıyorduk. Hace teyzenin soluğundan taşan, adımlarından, konuşmasından, ruhundan dökülen sakinliğin, dinginliğin kokusu evine de sinmişti yıllar yılı. Yüksek karlı dağların ağırlığı, çetin kayaların sertliği, ağaçsız tepelerin hüznü dağılıyordu mahalleye onun evinden. Gecenin sessizliği gün doğduğunda geçip gitmezdi ki... Evin sessizliğini pencereye konan kumruların hatır soran ötüşü, rüzgârın incecik uğultusu, sabahları radyoda çalan türküler, akşamları televizyonda haberleri sunan spikerin nahif sesi bölüyordu sadece. Hayatın telaşesi, hareketi uğramıyordu onun evine.

Yalnız yaşardı Hace teyze. Eşini yıllar önce kaybetmişti. Geleni gideni de pek olmazdı. Lakin kapısı herkese açık olurdu Hace teyzenin. İşi düşene, zor durumda olana yardım ederdi, elini eteğini kimseden çekmezdi. Kimi evin salçasında, kimi evin turşusunda, kurutmalık domatesinde, patlıcanında, çatıda dizili tütününde katkısı vardı Hace teyzenin. Mahalleli de mümkün mertebe her işine koşturur, kimin neye gücü yeterse yardımını esirgemezdi. Hace teyze ekmek yapmak istediğinde hamurunu yoğuranı, temizlik yaptığında perdesini asanı, halısını yıkamaya yardım edeni olurdu. Konservelik domatesini doğrayanı, bezelyesini ayıklayanı olurdu muhakkak Hace teyzenin. Kimi ona kışlık pekmezinden bir şişe getirir, mahallenin çocukları bakkaldan ihtiyaçlarına fırlar, çarşıda işi olunca çarşıya, hastalanınca onu doktora götürürdü kimi de.

Çarşıda pazarda yahut hastanede bir işi yoksa mahalleden bir yere gittiği de yoktu zaten Hace teyzenin... Evinde, cam kenarındaki divanda oturup yolu, yoldan geleni geçeni, arabaları, oyun oynayan çocukları, kuşları, yağmuru izlerdi. Güneşli günlerde de, evin önündeki meşe ağacının gölgesinde otururdu. Hace teyze kapıda otururken annem sandalyesini alıp yanına giderdi bazen. Ada çayı da yapardı. Hace teyze en çok ada çayını severdi. Rengini, kokusunu... Bizim dağlar gibi sarı derdi ada çayına. Sultan teyze de katılırdı onların çay sefalarına. Kapı komşusuydu ona ne de olsa.

Hace teyzenin seveni çoktu çok olmasına fakat onun paylaşımı yardımlaşmaktan öteye gitmezdi. Gerekmedikçe konuşmaz, içini dökmezdi. Bugüne kadar onu arayıp soran, ona ne bir düğün davetiyesi ne de bir ölüm haberi getiren akrabasını duymamıştım. Hace teyzenin tek başına yeten, ırak, itinalı durgunluğunun sebebini bilmek istiyordum. Bir hikayesi olmalıydı. Eşini kaybettiğinden başka şey bilmiyordum onun hakkında. Bir gün dayanamayıp anneme sordum Hace teyzenin hikayesini.

Eskilerin dediğine göre, gelin gelmiş Sivas’tan, buralı değilmiş Hace teyze. Sivas’ın bir köyünde nenesiyle yaşarmış. Annesini doğumunda, babasını da iş kazasında kaybettiği için nenesi bakmış büyütmüş onu. Kardeşi de yokmuş. Köyündeki okula öğretmen olarak atanıp evlerine komşu olan Hıdır amca ile ilk günden sevmişler birbirlerini. Çok geçmeden şenlikli bir düğünle de evlenmişler. Evlenince Sivas’ta yaşamaya devam etmişler bir süre. Sonra Balıkesir Edremit’e tayin olmuş Hıdır amca. Ordan Adana Kozan’a. En son Hıdır amcanın memleketine gelmişler, Malatya Hekimhan’a.

Çok mutlu evlilikleri varmış, Hıdır amca çok kıymet verirmiş Hace teyzeye. Hace teyze de bir dediğini iki etmezmiş Hıdır amcanın. Mutlu hayatlarında bir de çocukları olsun istemişler; fakat isteseler de çocukları olmamış. Doktorlara gitmişler, bir çözüm bulamamışlar. Hace teyze evlat edinmek istemiş, buna da Hıdır amca yanaşmamış. Bir başkasının çocuğunu evimize alıp içimize alamazsak, yeterince sevemezsek nasıl yaşarız demiş Hace teyzeye. Hace teyze Hıdır amcayı haklı bulsa da evladının olmaması onu çok üzüyormuş. Hıdır amcanın ailesi de çocuklarının olmamasına çok üzülüyormuş. Hatta Hıdır amcanın kardeşi, doğacak üçüncü çocuğunu onların büyütmesi için evlatlık vermek istemiş. Bu kez Hace teyze kabul etmemiş. Hal böyle olunca umutlarını kesip hayatlarına devam etmişler; fakat zaman içinde Hıdır amcanın annesi, oğlunu boşanıp yeniden evlenmesi için zorlamış. Hıdır amcanın buna canı sıkılmış, karşı çıkmış annesine. Olanlar kulağına gidince çok içerlemiş Hace teyze, isterse boşanabileceklerini söylemiş Hıdır amcaya; ama Hıdır amca vazgeçmemiş Hace teyzeden. Çok utanmış olanlardan Hace teyze. Çocukları olmamasının başkalarının diline dolanmasından, insanların bir kabahatli aramasından, o kabahati kendinde bulmasından utanmış. Zaten üzüntüsü kendine yetiyorken insanların onu eksik bulmasından utanmış. Utancından her şeyden herkesten uzaklaşmış. Hıdır amcadan bile. Kendi kabuğuna çekilmiş, içinin sesiyle hasbihal eder olmuş.

Hıdır amca da çok üzülüyormuş evlatlarının olmamasına ama Hace teyze her şeyden önemliymiş onun için, hep destek olmuş ona. Hayatı paylaşmak için evlenmedik mi biz, paylaşmaya da ikimiz yeteriz demiş Hıdır amca Hace teyzeye. Birbirlerine sevgileri, kıymetleri hiç azalmamış; ama Hıdır amcanın ailesi Hace teyzeye eskisi gibi davranmayınca Hıdır amca Hace teyzeyi üzmemek için ailesinin evine ekseriyetle yalnız gitmeye başlamış. Her gittiğinde Hace teyzenin onun için önemli olduğunu, üstüne varmamalarını istemiş ailesinden. Onlar da Hıdır amca ile Hace Teyzeyi kendi hallerine bırakmışlar.

Zaman geçtikçe Hace teyzenin içi pek soğumasa da konu biraz olsun soğumuş. Hıdır amca bir yandan evlat sahibi olamamalarına, bir yandan Hace teyze için üzülürken ailesine de söz anlatma gayretiyle iki arada bir derede kaldığı için çok yıpranmış, kendini iyi hissetmemeye başlamış son zamanlarda. O da her gün okuldan eve yürüyerek zihnini boşaltıp biraz olsun sakinleşmeye, bedenini bir hayli yorarak kendini iyileştirmeye çabalıyormuş. Bir gün okuldan geldikten sonra, aniden evde düşüvermiş Hıdır amca. Kalp krizi geçirmiş. Kurtaramışlar Hıdır amcayı. Hace teyze, ondan ayrıldığına, ölümün onu kendisinden almasına ağlamış, ağlamış, ağıtlar yakmış. Kuşlar da ağlamış onun ağlamasına, dereler çağlamış ona üzüntüsünden. Karanlıklara karışmış Hace teyze. İçinin sesi de susar olmuş. Hayatta kimsesi kalmamış.

 Ölüm ayırmıştı onları, ölüm buluşturuyor yine. Onlar bu gece toprağın karnında birlikte uyuyacaklar. Kavuştular.

Zihnim Hace teyzeyi konuşurken biz de mahalleye varıp Hace teyzenin evine kavuştuk. Şöyle bir baktık evine... Gölgesinde oturduğu meşe ağacına...Ağacın altında oturup Hace teyzenin yaptığı gibi gelen geçeni izlemeye başladık.

Toprağı bol olsun, dedi annem sessizliğin ortasında. Sultan teyze başını eğip ellerini dizlerine koyup başını ağır ağır salladı.

O sırada Hace teyzenin mezarı geldi gözlerimin önüne. Sonra Sultan teyzenin heybesinden çıkardığı kavanozdan mezara serptiği avuç avuç bulgur...Merakla sordum;

 “Hace teyzenin mezarına neden bulgur septin Sultan teyze.”

Sultan teyze başını kaldırıp bana baktı. Saçımı okşayıp, “Kuşlar gelsin diye. Kuşlar gelsin de yalnız kalmasın diye...” dedi.

YORUMLAR

ALİHAN DEMİR

Öyküye dair birkaç görüşümü eklemek istiyorum. Öykü giriş ve dil olarak modern. Gelecekte umut var eden bir dil ve gözlem gücü hakim. '' Kimler kimler sevdikleri, '' kısmı yeniden yüksek sesle okunabilir ve buradaki anlam karışıklı başka sözcüklerin eklenmesiyle düzeltilebilir. Eşini yıllar önce kaybettiği bölümü yerine öldüğünü başka sözcüklerle gözlemlerle anlatılabilirdi. Konu açısından çocuksuzluk her ne kadar derin vve psikolojik gözlemlerle derinlemesine işlenebilen bir konu olsa da burada o hiçlik, boşluk, ve geleneksel yalnızlık psikolojik ifadelerle verilmemiş..Öykünün sonundaki bulgur, kuş simgeleri klasik bir durum öyküsü olan metni hareketlendirmiş ve sıradanlıktan kurtarmış. Bu anlamda nicel eksikliklere ce dilsel yetersizlikliklere rağmen umut var eden insanı okuduğuna pişman ettirmeyen nitel anlamda doyurucu bir öykü. Bu anlamd ayazarımızı kutlar buna benzer öykülerden bizi mahrum etmemesini beklerim. Başarılar...

27 Şubat 2021

Öne Çıkanlar

Ruhun Kuytusunda: Bir DeğiniErhan Sunar
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Elisabeth Braw

31 Ağustos 2025

Rusya Svalbard'a Dönüyor

Svalbard’ı yirmi beş yıl önce terk eden Ruslar, Sovyet Döneminin ihtişamını geri getirebilmek için Norveç takımadalarına döndüler.  Neil Armstrong Ay’a ayak bastığında yaptığı ilk şey Amerikan bayrağını dikmekti. Ülkeler bir arazinin kendilerine ait olduğunu belirtmek için o ..

Devamı..

Yaz Sıcağıyla Baş Edebilmek İçin Orta ..

James Clark

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024