Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

29 Mayıs 2026

Hayat

“Ben” Çağının Sonu, “Onlar” Çağının Başlangıcı

Bryan Appleyard

Paylaş

0

0


Tom Wolfe bundan yaklaşık yarım yüz yıl önce “Benlik On Yılı” ifadesini ortaya attı. Günümüz dünyasındaysa “Ben, Biz ve Sen” çok fazla anlam taşımıyor. Artık “Onlar”, yani yaşamımızı şekillendirmeye başlayan makineler ve sistemler söz konusu. 

 

New York dergisinin elli yıl önceki kapağında tam olarak şu başlık yer alıyordu: “Benlik On Yılı, Yeni Bir Dönüşüm Hayali” Bu, kendini yeniden yapılandırmak, yani kişiliğini değiştirip şekillendirmek, yüceltmek ve parlatmak için bulunan yeni bir yoldu. Dergide yer alan on bin kelimelik yazı, o zamanların en gösterişli gazetecisi Tom Wolfe tarafından kaleme alınmıştı. Wolfe yazısında göz kamaştırıcı bir ustalıkla fedakârlık, karşılıklılık ve ulus inşasına dayalı Amerikan Çağı’nın bitimini, ego, ayrışma ve kendini inşa etmeye dayalı Benlik On Yılının başlangıcını ilan ediyordu. Sunduğu kanıtlarsa gayet ikna ediciydi. 

Saç boyası reklamlarında insanlar, “Dünyaya bir kez geliyorum ve onu da sarışın olarak yaşamak istiyorum,” diye feryat ediyor, burnu beş karış havada film yıldızları ve sırf ünlü oldukları için ünlü olan sosyopatlar New York sokaklarında dolaşıp “Haydi, hepiniz benden bahsedin,” diye kendini parçalıyordu. 

Ne var ki, bütün bu tiyatro ansızın sona erdi. Wolfe’un on yıl olarak belirlediği süre otuz yıla uzamış ama Apple’ın 2007 yılında ilk iPhone’u piyasaya sürmesiyle birlikte hepsi maziye karışmıştı. Şu an dünya üzerinde sekiz milyar akıllı telefon var. Kimileri birden fazla telefon kullandığı için tahmin edilen gerçek kullanıcı sayısı altı milar civarında. Nüfusun dörtte üçü birbiriyle yalnızca cep telefonları aracılığıyla irtibat kuruyor. Karşıdan bakıldığında bu durum “biz” çağı olarak görünüyor olabilir ama içinde olduğumuz çağı tanımlamak için ne “ben” yeterli ne de “biz.”

Peki bu durumu nasıl tanımlayabiliriz? 2017 yılında yazar Will Storr, bunun “Sen” çağı olabileceğini söylemiş ve eklemişti: “2014 yılına geldiğimizde yalnızca Android telefonlardan bir günde çekilen selfie sayısı doksan üç milyar. 18-24 yaş arası gençlerin çektiği her üç fotoğraftan biri kendi fotoğrafı. İşte, Sen Çağının başlangıcı.”

Haklıydı. Apple, iPhone’u duyurmadan hemen önce Time dergisi yılın en etkili kişisini “Sen” olarak seçmiş ve kapağını, tam ortasında kocaman bir “Sen” yazısının bulunduğu bilgisayar illüstrasyonuna ayırmıştı. Evet, kulağa hoş geliyor olabilir ama huzursuzluk yarattığı da bir gerçek çünkü akıllı telefonlar aracılığıyla kurulan küresel bağlantı, milyonlarca “sen” üzerinde inanılmaz bir baskı yarattı. Storr’a göre, “Farklı ‘sen’lerle dolu bu yeni sosyal medya dünyasına uyum sağlamak ve orada öne çıkmak için etrafını saran bütün ‘sen’lerden daha iyi olman gerekiyor. Daha eğlenceli, daha özgün, daha güzel, daha sosyal, daha esprili ve nihayetinde her zaman ötekilerden daha haklı. Üstelik bütün bu ‘daha’ yükünü ilgi çekici ve şık bir görünümle taşıman senin için olmazsa olmazlardan biri.”

Aradan çok da uzun bir süre geçmedi ama artık “sen” konsepti mevcut ihtiyaca yanıt veremez oldu. Şu an Apple, Alphabet (Google), Microsoft ve Meta gibi küçük bir grup Amerikan teknoloji şirketi her şeye hakim olmak üzere. Bu dört şirketin toplam piyasa değeri 11,6 trilyon dolar ve bu rakam Amerika Birleşik Devletleri’nin gayri safi yurt içi hasılasının yaklaşık üçte birine denk geliyor. Yani artık “Onlar”dan bahsetmemiz gerek.

Bununla birlikte son zamanlarda tökezlemeye başladılar. Bob Dylan’ın da söyledi gibi, paranın konuşmak gibi bir marifeti yoktur, ancak küfreder. Meta, piyasaya sürdüğü Facebook, Instagram gibi uygulamaların gençlerde internet bağımlılığına yol açıp derin depresyon ve intihar eğilimini tetiklediği gerekçesiyle 375 milyon dolarlık para cezasına çarptırıldı. Dava şu an temyiz aşamasında olsa da, bunu bir dönüm noktası olarak kabul etmek mümkün. New York Times’tan Julia Angwin, “Nihayet,” diyor, “nihayet sosyal medya devleri, algoritmik kontrolün toplumda yol açtığı zararlar dolayısıyla sorumlu tutulmaya başladı.”

Bir başka önemli meseleyse on yaş altındaki çocukların algortimalar tarafından pornpgrafik içeriklere yönlendirilmesi. Elbet bunu engellemenin pek çok yolu var, örneğin çocuğunuzun eline tablet ya da telefon vermeyebilirsiniz ama günümüz çocuklarının teknoloji becerisi dikkate alındığında, konan engellerin kolayca aşılamayacağını kim söyleyebilir?

Fakat bunların biri bile “Ben, Sen, Biz, Onlar” gibi belirlemelerin ötesinde yepyeni bir dünyaya girdiğimiz gerçeğini değiştiremez. Bugün bizzat deneyimlediğimiz bu olağanüstü bağlantılılık halini karşılayacak herhangi bir zamir olduğunu düşünmüyorum. Son zamanlardan yapılan bir araştırma diyor ki, cep telefonları artık yalnızca iletişim sağlayan araçlar değil, birbirimizle olan etkileşimimizi, üretkenliğimizi, hatta boş zamanlarımızı nasıl geçireceğimizi şekillendiren vazgeçilmez birer cihaz.

Stanford Üniversitesi’nden sosyal bilimci BJ Fogg, daha ilk iPhone piyasaya sürülmeden dört yıl evvel mevcut durumu öngörmüş ve bu tür cihazların “ikna etmeye yönelik” teknolojiler vasıtasıyla işleyeceğini, tıpkı slot makinelerine para atan kumarbazların belli davranışlara yönlendirilmesi gibi cihaz kullanıcılarının da belli davranışlara yönlendirileceğini,  bunun için de teşvik edici ve ödüllendirici mekanizmaların devreye gireceğini belirtmişti.

Öngörüsünde haklı çıktı ve bunun en önemli sebeplerinden biri de, avucumuza bırakılıveren muazzam olanaklar. Hastalıkların başlangıcını tespit edebilen, bu konuda uyarıda bulunabilen, hatta bir depremi isbetli bir biçimde tahmin edebilen cihazlardan bahsediyoruz. Mesela 2025 yılında Kaliforniya’da meydana gelen 5,1 büyüklüğündeki deprem için yüzlerce kullanıcıya deprem uyarısı gitti ve bu, deprem tahmini açısından önemli bir gelişme olarak kabul edildi. 

Tabii bütün bunlara ek olarak bir anda hayatımıza giren yapay zekâdan da bahsetmeliyiz. Nerdeyse bütün akıllı telefonlarda yapay zekâ özelliği var. Bu telefonlar sesimizi ve yüzümüzü tanıyor, hatta kimi zaman yazdıklarımızı önceden tahmin eden dijital birer küratör vazifesi görüyor. Elbette bu yalnızca başlangıç. Zamanla yapay zekâ öneriler sunmakla yetinmeyip emir vermeye yeltenecek. Benzer türde gelişmeler pek çok bilimkurgu filmine konu oldu, bu sayede toplumlar gelecek olana alıştırıldı bile. 

İnsan kimliğiyse teknolojinin etkisiyle çoktan değişmeye başlayanlar arasında. Kalabalık bir saatte Londro metrosunu kullanılır ve gideceğiniz yere kadar cep telefonunuzu çıkarmazsanız kendiniz yalnız hissedersiniz çünkü Tom Wolfe’un makalesi yayınlandığında hayatta olan orta yaşlılar bile şu an cep telefonuna bakmadan beş dakika bile geçiremez durumda. Kim olduğumuz makinelere aktarılacak ve nihayetinde de makineler bize kim olduğumuzu dayatır hale gelecek. 

Deha olarak gördüğüm büyük bilim insanı James Lovelock bir seferinde bana makinelerin eninde sonunda kontrolü ele geçireceğini ve makine zihninin bizden on bin kat hızlı düşüneceğini söylemişti. Lovelock açısından bu can sıkıcı bir durum değildi çünkü ona göre en azından küresel ısınma gibi problemlere çözüm bulunabilirdi – öncelikli olan her zaman dünyaydı, insan değil. 

Bu arada cep telefonlarımız hepimizi çok kısa süre içinde yeni bir çağa taşımış olacak. Ve burada söz ettiği ne “biz” ne de “ben” ya da “sen”. Onlardan, yani makinelerden söz ediyorum. Kimileri bunu umursamayabilir, hatta hoşlarına bile gidebilir ama ben de dahil çoğu insan bundan hiç mi hiç hoşlanmayacak. Uygarlığımız, insanın entelektüel açıdan baskın tür olduğu varsayımı üzerine kurulu ve kültürel üretimimiz de bütünüyle bu öncüle dayanıyor. Yapay zekâ şiir yazabilir mi? Elbette. Bir defasında ChatGPT’yi benim hakkımda Petrarca tarzı bir sone yazmaya yönlendirdim ve istediğim sone, beş saniye gibi kısa bir süre içinde ekranda beliriverdi. Başarılı mıydı? Hayır. Ama mesele bu değil. Hoşumuza gitsin ya da gitmesin, Tom Wolfe’un “Haydi benden bahsedelim” feryadı bir süre sonra yerini “Haydi onlardan bahsedelim” nidasına bırakacak. Peki bunun karşısında bizim söyleyecek bir şeyimiz olacak mı? Onların olacağı kesin. 

 

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Kitaplardan doğan kitaplarOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Adam Burgess

18 Şubat 2025

İngiliz Edebiyatı Tarihine Kısa Bir Ba..

Her ne kadar tarihçiler İngiliz edebiyatı tarihini farklı şekillerde bölümlendirseler de, kronolojik anlamda ortaklık gösteren dönemler aşağıdaki gibidir. İngiliz edebiyatı, temelinde sözlü geleneğin ve Beowulf gibi erken dönem yazılı eserlerin bulunduğu eski..

Devamı..

Gaziantep’in Otantik Keşif Noktaları

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024