Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

29 Mayıs 2026

Sinema

François Ozon, Albert Camus ile Buluştuğunda

Debra Kelly

Paylaş

0

0


Fransız yönetmen François Ozon, Albert Camus’nun ünlü romanı Yabancı’yı beyaz perdeye aktarırken pek çok güçlükle karşılaştı. Yine de Camus’nun kendine özgü çıkmazlarını ve belirsizliklerini içinde barındıran bu olağanüstü romanı ustalıkla perdeye yansıtmayı başardı. 

Yabancı oldukça kısa ve yoğun bir roman. Bu yüzden çoğu okur metni bir kez değil, iki kez okur ve ancak o zaman romandaki derinliği keşfedebildiğini belirtir. Camus’nun yalın üslubu insan varoluşu, ahlak ve toplum konularında köklü soru ve sorgulamaları beraberinde getirir. Yazıldığı günden bu yana yetmiş beş dile çevrilen ve milyonlarca kopya satan Yabancı’nın sinemadan tiyatroya, çizgi romandan manga uyarlamalarına kadar onlarca farklı uyarlaması var. Uzun süredir okulların, üniversitelerin zorunlu okuma listelerinde yer alıyor ve her yıl -tıpkı gençliğinde Ozon’u şaşkına çevirdiği gibi- yüzlerce genç okuru şaşkına çevirmeye devam ediyor. Ozon’un yeni uyarlamasıysa roman üzerinde bir kez daha düşünmeye çağıran ilgi çekici bir davet. 

Hikâye Cezayir’de, Fransız kökenli memur Meursault’nun etrafında gelişiyor: Meursault’nun annesinin ölümü, cenazedeki umursamazlığı, eski iş arkadaşı Marie’yle (Rebecca Marder) yakınlaşması ve problemli komşusu Raymond (Pierre Lottin) ile kurduğu ilişki. Gökyüzünün  ışıl ışıl parladığı güneşli bir günde, kumsaldayken Arap gençlerden birini vurur ve bütün yaşamı değişir. Eylemi Meursault’nun derhal tutuklanmasına sebep olurken hikâyenin ikinci kısmı tutukluluğa ve mahkeme sürecine odaklanır. Bütün bu olup biten karşısında Meursault’nun takındığı kayıtsız tavır okura, toplum tarafından dayatılan ahlak anlayışına ve varoluşun anlamsızlığına dışarıdan bakmanın nasıl bir deneyim olduğunu gösterir. 

Ozon’un uyarlaması, romandaki anlatıya büyük ölçüde sadık kalırken bazı yerlerde bakış açısını genişletiyor ve filme, yönetmenin kendi yorumuna özgü bir canlılık ve zenginlik katıyor. 

Camus Romanlarını Uyarlamanın Güçlüğü 

Geçtiğimiz günlerde Curzon’da düzenlenen bir söyleşide François Ozon, katılımcılardan gelen soruları yanıtladı ve Yabancı’nın aslında, herkesin kendi zihninde alternatif bir filmini yarattığı, istisnai bir roman olduğunu belirtti. Bu da demek oluyor ki, bir yönetmen olarak önünde yalnızca okurun kişisel beklentileri değil, aynı zamanda Albert Camus gibi dev bir ismin gölgesi de vardı. 

Nitekim Cezayir’de, yoksul bir Fransız yerleşimci ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Albert Camus oldukça ilginç bir karakter. Genç yaşta tüberküloza yakalandı, yaşamı boyunca pek çok hastalıkla boğuştu ama buna rağmen tiyatrodan felsefeye, gazetecilikten direniş hareketlerine kadar çok boyutlu bir yaşam sürerek dünya edebiyatının en parlak isimlerinden biri haline geldi. Nobel ödülünü aldığı 1957 yılından kısa bir süre geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmesi ve cebinden Paris’e tek yön bir tren biletinin çıkması, yaşam öyküsünü neredeyse bir efsaneye dönüştürdü.

François Ozon’un siyah-beyazın etkileyici estetiğini tercih ettiği uyarlaması, 1930’ların Cezayir’ine ait arşiv görüntüleriyle açılıyor ve kamera, yeniden yaratılan sokaklarda, ışık-gölge oyunlarının olağanüstü çekici bir atmosfer olarak perdeye yansıttığı doğal mekânlarda geziniyor. Yakıcı güneş, denizin göz kamaştıran parıltısı ve kumların neredeyse tende hissedilen dokusu hikâyenin merkezinde yer alırken bunlar aynı zamanda Albert Camus’nun Cezayir’in doğal zenginliklerine duyduğu sevgiyi de yansıtıyor. 

Romanda soyut olduğu ölçüde yoğun bir hikâye var ve François Ozon’un yeni uyarlaması, düşünceyle duyum arasındaki o ince çizgiyi başarıyla yakalıyor. Oysa tek başına romanın adı bile başlı başına bir zorluk: Eserin Birleşik Krallık’ta The Outsider, Amerika Birleşik Devletleri’nde The Stranger adıyla yayımlanması.* Bu açıdan bakıldığında tercih edilen bu iki farklı isim, Meursault’nun kimliğini iki anlamdan birine indirgemek istermiş gibi görünüyor. Yabancı kelimesinin Fransızcadaki karşılığı olan étranger ise aynı anda hem yabancılığı hem de dışlanmışlığı ifade ettiğinden François Ozon, kendi uyarlamasında bu çoğulluğu korumayı tercih ediyor. Zira Meursault’nun dinginliğini ve suskunluğunu perdede ete kemiğe büründüren Benjamin Voisin, bu iki farklı kavram, iki farklı kimlik arasında gidip geliyor. 

Nihayetinde  Meursault, Fransız kökenli yerleşimcilerin oturduğu dar bir çevrede yaşıyor ve kendi komşuları açısından tanıdığı kafeler ve dükkânlar arasında sıradan bir adam. Ama yolu nadiren de olsa o civara düşen Cezayirliler onun bakış açısından yalnızca birer yabancı, çoğu zaman düşman olarak görülen ve dışlanan öteki. Fakat suç işledikten sonra kendini bir anda cezavinde bulmasıyla birlikte yüzlerce Cezayirli mahkum arasında o bir yabancı, öteki haline geliyor. Kameraysa onun bu dönüşümünü, kayıtsız bir gözlemciden hüküm giymiş bir yabancıya, dışlanmış bir karaktere evrilmesini adım adım takip ediyor. Romanın en can alıcı noktalarından biri olan papazla karşılaşma sahnesiyse Ozon’un yorumuyla bambaşka bir noktaya yerleşiyor ve Meursault burada geleneksel tesellli yöntemlerinden uzaklaşarak adeta bir isyancı haline geliyor. 

Camus’nun Belirsizliklerini ve Romanın Çok Anlamlılığını Yakalamak

Yabancı, sömürge ilişkilerine bakışı dolayısıyla da çokça tartışılan bir roman. Albert Camus’nun hayatını kaybettiği kaza yerine bulunan yarım kalmış otobiyografik romanı İlk Adam ise yazarın Cezayir’deki kendi konumuna bakışını gayet net bir biçimde yansıtıyor ve tutumu, eleştirmenlerin teori düzeyinde kalan politik hükümleriyle çerçevelenemeyecek kadar gerçek. 

Albert Camus’nun Cezayir’deki milliyetçi hareketlere olan mesafesi ve metinlerinde Arap karakterlere isim vermemesi, hatta çoğu zaman onları anlatının dışında bırakması, 1950’li ve 1960’lı yıllarda epey eleştiriye konu oldu. Camus’nun kimilerince ütopik olarak adlandırılan kimilerince de ırkçı olarak nitelenen bu çok kültürlü Cezayir tasavvuru, hâlâ sorgulanmaya devam etse de, metinlerinin bu yönden taşıdığı muğlaklıkları yazarın kendi deneyimlerinden ve hem edebi hem de ahlaki tahayyüllerinden ayrıştırmak mümkün değil. 

Bu açıdan bakıldığında François Ozon güçlü bir uyarlama ortaya koyuyor çünkü bahsettiğimiz muğlaklıkları ete kemiğe büründürerek anlatıyı sağlam bir zemin üzerine oturtuyor. Filmde Marie karakterine daha fazla yer veren Ozon, tam da Camus’nun, romanın 1955 tarihli ABD baskısına yazdığı ön sözde belirttiği gibi, “oyunun kurallarına uymadığı  ve yalan söylemeyi reddettiği için cezalandırılan” Meursault’ya dair incelikli bir bakış geliştiriyor. Öte yandan öldürülen Arap gencin kız kardeşine de (filmde adı Cemile ancak romanda bir adı yok) ayrı bir alan açıyor ve bu iki kadın karakterin sergilediği performans, filmin duygusal iskeletini oluşturuyor. 

Filmin hem tarihsel hem de çağdaş Cezayir’e olan bakışının, Yabancı’yı sadece bir birey trajedisi olmaktan çıkarıp toplumsal bir hikâye olarak yeniden konumlandırdığını söylemek mümkün. Cezayir’de 1990’lı yıllarda binlerce insanın ölümüne yol açan iç savaş esnasında köktenciliğin yükselişine karşı direnen muhalif kesim, Albert Camus’yu hiç olmadığı kadar sahiplendi ve ardından gelen genç kuşak Cezayirli yazarlar tarafından farklı biçimlerde okunmaya başladı.  Filmin final sahnesinde Meursault’nun öldürdüğü Arap gence Musa isminin verilmesiyse adeta bir iade-i itibar ve böylece François Ozon, Albert Camus’nun anlatısını bütün muğlaklıklarıyla yeniden sahiplenen yorumcular arasındaki yerini alıyor. 

*Stranger kelimesi İngilizcede tanınmayan bir kişiyi, yabancı birini ya da yabancı ülkeden gelen birini ifade eder. Bu yönüyle hem belirsiz ve varoluşsal hem de ilişkisel bir anlamı var – zira kişi hem başkalarına hem de kendine yabancı olabilir. Outsider ise daha ziyade belli bir grubun dışında kalan, kabul görmeyen, sisteme ait olmayan kişiler için kullanılır. Romanın orijinal ismi olan Fransızcadaki étranger sözcüğüyse kendi içinde aynı anda üç anlam birden taşır ve hem her tür yabancılığı hem dışlanmışlığı hem de sömürge bağlamında yerleşik olmayanı ifade eder. 

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Kitaplardan doğan kitaplarOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Adam Burgess

18 Şubat 2025

İngiliz Edebiyatı Tarihine Kısa Bir Ba..

Her ne kadar tarihçiler İngiliz edebiyatı tarihini farklı şekillerde bölümlendirseler de, kronolojik anlamda ortaklık gösteren dönemler aşağıdaki gibidir. İngiliz edebiyatı, temelinde sözlü geleneğin ve Beowulf gibi erken dönem yazılı eserlerin bulunduğu eski..

Devamı..

Gaziantep’in Otantik Keşif Noktaları

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024