Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

24 Temmuz 2024

Kültür Sanat

Yazar Olmanın Dayanılmaz Maliyeti

Nicole Chung

Paylaş

0

0


Yıllarca devam eden sıkı çalışma ve düşük ücretten sonra nihayet onca riskin karşılığın alıyorum almasına ama ailemin ödediği bedelin aşırı olup olmadığını da merak ediyorum.

Ailem ne iş yaptığımı anlamıyordu. En azından bütünüyle. Soran olunca muhtemelen kızlarının yazar olduğunu söylüyorlardı. İkisi de hevesli birer okurdu neticede; ilk kitabımı ve öykülerimin çoğunu okumuşlardı. Hatta onları ziyaret ettiğim bir seferinde, buzdolabının üstüne yapıştırılmış bir makale görmüştüm. Ara sıra beni çalışırken gördükleri olurdu – bilgisayar ekranına bakarken, az biraz yazarken sonra uzun süreler yine ekrana bakarken, saatlerce ya da günlerce bir taslakla boğuşurken. Yazdığım öykü ya da başkaca yazılar ilgilerini çekiyordu elbet ama yaptığım şeyi başlı başına bir iş olarak kabul etmeleri zordu. Bunu daha ziyade tıpkı çocukken yazdığımı bildikleri yüzlerce öyküde olduğu gibi gönüllü bir uğraş, yalnızca oyalanmak için yaptığım bir hobi olarak görüyorlardı. Sonra editörlük kariyerim başladı – onlar için bir kez daha belirsiz, hatta çoğu zaman görünmez bir emek. Ne zaman eve kendi yazdığım ve yayımlanmış bir kitabı gönderdim ancak o zaman elle tutulur bir şeyler yaptığıma inandılar.

Yazarlıktan ya da editörlükten elde ettiğim kazanç öylesine düşüktü ki, ailemin yaptığım bunca işi hobi olarak görmesi gayet olağandı ve bu yüzden onlara kızamazdım. Elimdeki işi gözden geçirmek için niçin bu kadar zaman harcadığımı ya da aniden aklıma geliveren bir fikir, bir proje için niçin aylarca uğraştığımı merak ederlerdi. Niçin bunca emek verdiğimi kendime bile açıklayamazken onlara nasıl anlatayım? Üstelik ailem asla bu tarz riskler almaz, yapılması gereken neyse onu yapardı. Çocukluğumun büyük bir bölümünde babam restoranlarda çalıştı, annemse ofis işleri yaptı. İşten çıkarıldıklarında ya da çalıştıkları işyeri kapandığında geçimlerini sağlamak için hemen başka yollar buldular. Mesela babamın bir seferinde bir gıda şirketinde depo sorumlusu olarak çalıştığını, başka bir seferindeyse bahçıvanlık yaptığını hatırlıyorum. Annemse sürekli geçici işlerde çalışıyordu ki, bunlardan biri de benim devam ettiğim ortaokulun kantininde çalışmaktı. Kısacası çoğunlukla iki yakalarını zor bir araya getirdiler.

Bu tarz zorluklarla büyümek beni temkinli bir insan mı yaptı, yoksa ele geçen fırsatları hemen değerlendirmek adına gelen tekliflere daha açık olmaya mı itti bilmiyorum. Para durumu konusunda sürekli endişe yaşayan bir ailede büyümüş biri olarak mali istikrarımı riske atacak herhangi bir durum vuku bulduğunda hâlâ aşırı kaygılanıyorum. Öte yandan risk almadan yaratıcı hedefler peşinde koşup istediğini elde etmenin imkânsız olduğunu da öğrendim. Şu an aldığım çoğu riskin karşılığını misliyle elde etmiş olsam da hâlâ düşünmeden edemiyorum, acaba aileme çok yüksek bir bedel mi ödettim?

Editörlüğe kâr amacı gütmeyen ve dolayısıyla gönüllülük esasıyla çalışan bir Asya-Amerikan dergisinde başladım. Edinmek istediğim deneyim karşılığında haftada on ile on beş saat kadar ücretsiz çalışmak benim için kabul edilebilir bir fedakârlıktı – o sıralar ne iş yaparsam yapayım, neredeyse hiçbirinden ücret almıyordum. Gündüzleri kendi çocuklarımla ilgileniyor, akşam saatlerindeyse yazarlık eğitimlerine katılıyordum. Sahip olduğum bütün boşlukları yazarak ve ilk kitap teklifim üzerinde çalışarak geçirdim.

Sonra çok sevdiğim bağımsız web sayfalarından biri bana yarı zamanlı editör olarak iş teklifinde bulundu. Haftada yirmi saat çalışıyor, saat başı on üç dolar alıyordum. Birkaç ay sonra tam zamanlı çalışmaya başladım ve saatlik ücretim otuz dolara yükseldi. Çalıştığım yeri ve etrafımdaki küçük topluluğu çok seviyordum. Sorumluluklarım gün içinde iki ya da üç serbest yazıyı düzenlemek ve yayımlamak, haftalık olarak gelen yüzlerce başvuruyu okuyup bunlara yanıt vermek ve sosyal medyayla ilgilenmekti. İki yıl sonra web sayfası kapandığında maaşım saatlik kırk dolar civarındaydı ve menajerimle birlikte ilk kitabımı küçük bir avans karşılığı satmayı başarmıştık. Kitabımı satın alan bağımsız yayıncı daha sonra bana dijital yayınlarının yönetici editörü olarak iş teklifinde bulundu ve önceki işime kıyasla birkaç bin dolar daha fazla kazanmayı başarabildim.  Her gün yazarlarla birlikte olduğum ve onlarla çalıştığım için kendimi şanslı hissediyordum; adeta rüyalarımdaki işi bulmuştum.

Ama bir de yüzleşmem gereken gerçekler vardı: aileme yardım etmek zorundaydım. Babam diyabetti, durumu giderek kötüye gidiyordu ve ailem tedavi masraflarını karşılamakta güçlük çekiyordu. Kocamla birlikte gelirimiz öylesine sınırlıydı ki, geçtim kendi ailemi, çocuklarımızın bakım giderlerine bile yetişmekte güçlük çekiyorduk. Yine de elimden geldiğince onlara yardım ettim. Elbette bu ufak yardımlar pek işlerine yaramıyor ve babamın hastalığı ilerledikçe yaşadığım suçluluk duygusu katlanarak artıyordu.

Duygu durumumun epey kötü olduğu anlardan birinde bütün okları kendime yönelttim: yazmaktan ve yayıncılık alanında çalışmaktan istediğim kadar keyif alayım, aileme yardımcı olamadıktan sonra bütün bunların ne anlamı vardı? Bu elbette ailemden gelen bir talep değildi. Onlar sadece iyi olmamı, kendi ayaklarım üstünde durmamı ve hayatımı idame ettirebilmemi istemişlerdi. Oysa benim beklentim sadece kendime değil, hepimize bakabilmekti.

2019 yılının sonbaharında anneme kanser teşhisi kondu. O zamana kadar kitap telifleri, bir sonraki kitabım için aldığım avans ve iş yerinden aldığım düzenli maaş bana aşina olmadığım bir güvenlik hissi vermişti. Mevcut durumum annem için bir acil durum hesabı açmaya, onu sık sık ziyaret edip gerektiğinde faturalarını ödememe yetiyordu ama bunlarda sadece soğuk birer teselliydi. Üstelik babamı çoktan kaybetmiştik. Bir yıl önce ölmüş, hem annemi hem de beni yas tutmaya ve onun için daha fazlasını yapabilir miydik diye kara kara düşünmeye bırakmıştı.

İnsanın bu şekilde sadece kendisine yüklenip bireysel sorumluluklara odaklanmasının bozuk bir sistemin gerçekliğini perdelediğinin farkındayım. Bütün bu yaşadıklarımızdan ötürü ne ben ne de ailem, tek sorumlu yükümlülüklerini yerine getirmeyen devlet ve olmayan sosyal sigorta sistemiydi. Tıbbi gerekliliklerin bunca fazla ama maliyetlerin de bunca yüksek olduğu bir ülkede ne kadar çalışırsam çalışayım, sağlık sigortası olmayan ailemin bakım ve tedavi giderlerini karşılamak her zaman kapasitemin üzerinde olacaktı. Yine de onların tek çocuğuydum, daha fazla yardım etmeyi sadece istemiyor aynı zamanda kendimden bekliyordum.

Annemin ölümünden bir yıl sonra mevcut işimi bıraktım.  Sebebi, en azından tek sebebi hâlâ yas sürecinden çıkamamış olmam değildi. Benim için önemli olan pek çok şeyden ödün vermeksizin kitap yazamayacağımı, serbest işler alamayacağımı ve yayıncılık gibi çok fazla emek gerektiren bir alanda çalışmayacağımı anlamıştım. Şu an freelance çalışıyorum ve yıllardır kazandığımın çok daha azını kazanıyorum. İşlerini aldığım yayıncı yakın bir zamanda mevcut işgücünün yüzde kırkını işten çıkardı ve editörlüğünü üstlendiğim yayın dizisine son verdi. Olduğum yerde kalsaydım muhtemelen bir şeyler bu kadar belirsiz olmazdı ama kendimi kandırmaya da devam edemezdim.

Bunun yerine yayıncılık sektörünün istikrarsızlığıyla ve önümüzdeki yıllarda karşıma ne tür fırsatların çıkacağı gibi sorulara ek olarak editoryal çalışmalarıma değer verilip verilmediği gibi sorularla boğuşmaya devam ediyor ve düşünüyorum. Özellikle de ailemin ihtiyaçları göz önüne alındığında buna eğip değmeyeceğini. Kimin yazar ya da editör olabileceğini, kimin kayda değer bir maaş ya da daha yüksek bir avans için beklemeyi göze alabileceğini. Kaç kişi finansal istikrar garantisi olmaksızın yaratıcı hedeflere yönelmeyi seçerek en değerli yıllarını bu işe yatırabilir? Peki kendisi ya da aileleri bu zorluklarla mücadele etmek istemediği için kaç kişinin eserlerini kaybediyor, kimlerin öykülerini okuyamıyoruz?

Peş peşe gelen tesadüfler sayesinde edindiğim yazarlık ve yayıncılık deneyimimin kimi zaman mahcubiyet verici bir zenginlik olduğunu hissediyorum. Evet kazandım; kitap yazarak, köşe yazılarının peşinde koşarak, yazarlık ve editörlük rollerinin her ikisini birden üstlenerek. Ama aynı zamanda derin ve telafisi mümkün görünmeyen kayıplarım da oldu. Ailemin yaşadığı güçlüklerin yalnızca farkında olmakla yetinmeyip onlara daha fazla faydası dokunabilecek işleri daha erken yapabilseydim diye düşünmemek gerçekten çok zor.

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Kısa Öyküyü Kısa Öykü Yapan Şey Nedir?..Francine Prose
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Bora Ercan

8 Ocak 2026

Limos’un Laneti Üstünüzde

Demeter de Limos da Dryad da yok olmadılar ve sizi görüyorlar. Yunan mitolojisinde ilk tanrılar kuşağından Nyx’in (Gece) çocuklarından biri olan çekişme, uyumsuzluk, haset tanrıçası Eris’in başka bir çocuğu da açlık, yokluk ve kıtlık tanrıçası Limos’tur. Limos, Hesiodos’ta d..

Devamı..

Banyoda Estetik Ve Konforu Yeniden Tan..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024