Bugün Avrupa’daki yüzlerce müzede sergilenen pek çok eser Rose Valland’ın kararlılığı sayesinde varlığını sürdürüyor.
1937’de yapılan Entartete Kunst (Yozlaşmış Sanat Sergisi) Nazilerin modern sanata karşı yürüttüğü kültürel savaşın en çarpıcı örneklerinden biriydi. Bu serginin temel amacı modern sanat akımlarını sergileyerek toplum gözünde küçültmek, onları “dejenere”, “ahlaksız” veya “Alman kültürüne yabancı” göstermek, böylece Nazi ideolojisini yüceltmekti. Serginin odağında Vasili Kandinski’nin soyut kompozisyonları, Pablo Picasso’nun kübist tabloları, Paul Klee’nin fantastik çizimleri, Otto Dix’in savaş eleştirileri, Max Ernst’in sürrealist çalışmaları ve Ernst Ludwig Kirchner’in ekspresyonist portreleri gibi dönemin önde gelen sanatçılarının eserleri vardı. Rejim ise klasik Yunan-Roma sanatını örnek alan klasik sanatı yüceltiyordu; buna karşın kübizm, ekspresyonizm, dadaizm gibi akımları Yahudi-Bolşevik etkileri taşıdığı iddiasıyla yasakladı. Aynı dönemde Almanya’daki kamu kurumlarından binlerce modern sanat eseri daha sonra satılmak veya yok edilmek üzere müsadere edildi.
Rose Valland aynı şeylerin kendi ülkesinde tekrarlanmasına izin vermeyecekti. Fransa 1939 Eylül’ünde ulusal çapta savaş önlemleri alınacağını ilan ettiğinde Rose, Jeu de Paume’da müze küratörüydü. O dönemde savaşta yaşanabilecek her türlü zaiyata karşı eserlerin daha güvenli yerlere taşınması, taşınamayanların kum dolu çuvallarla korunması gibi önlemler alınmaya başladığında Rose bütün bu telaşenin başındaydı. Yıllardır çalıştığı müzenin kontrolü ona bırakılmıştı, çünkü müdürü orduya çağırılmıştı. Rose ve ekibi eserleri kayda geçirip hangilerinin şehir dışındaki güvenli bölgelere taşınacağını belirlerken akıllarındaki tek tehlike silahlar ve bombalardı. Nazilerin Fransa’da bulabildikleri bütün eserleri kaçırma niyetinde olduklarını düşünmemişlerdi.

Nazilerin yozlaşmış kabul ettiği eserlerin toplandığı oda, Jeu de Paume, Paris, 1940 civarı
Naziler tarafından Paris’e düzenlenen ilk hava saldırıları sırasında Rose Valland müzede kalıyordu. Fakat Rose’a bir an önce ekibiyle birlikte müzeyi terk etmeleri söylendi. Naziler Paris’e bir günlük mesafedeydi. Şehirde neredeyse kimse kalmamıştı. Rose müze çalışanları ve aileleriyle birlikte Seine Nehri üzerinden bir tekneyle Paris’i terk etti. Şehrin dışına ilerlediklerinde nehirde yüzlerce teknenin yarattığı büyük bir yoğunlukla karşılaştılar. Her teknenin tek tek geçmesi gereken eşiğe ancak bir gün sonra ulaşabilecekleri söylendi. Rose bir arkadaşıyla birlikte Alman uçaklarının tehlikesi altında öylece beklemek yerine Paris’e geri dönmeyi, oradan bir kamyon getirerek nehirdeki sıkışıklığı atlatmayı planladı. Dönmek için birkaç saatleri ya vardı ya yoktu. Louvre’dan bir kamyonun getirilmesi için anlaştılar. Ancak döndüklerinde geride bıraktıkları tekne yerinde yoktu, herkes gitmişti. Şimdi bu iki arkadaş bir şekilde Paris’in dışına çıkmak zorundaydı. Neyse ki ölümün kıyısından ilerleyerek de olsa bunu başarabildiler.
Yaklaşık bir sene sonra Rose yeniden Jeu de Paume’a çağrıldı. Ancak bu sefer şartlar farklıydı: Naziler Paris’i ele geçirmişti. Gelir gelmez topladıkları sanat eserlerini Alman elçiliğindeki odalarda biriktirdiler. O kadar sanat eseri toplamışlardı ki yeni bir yere ihtiyaç duydular. Bu amaç için Louvre Müzesi’nin üç odası tahsis edildi. Ardından gizli çalışmalarını daha bağımsız yürütebilmek için yeni bir mekân tahsis edilmesi istendi. Bunun üzerine Rose’un patronu Jeu de Paume’u teklif etti, çünkü orada casusluk yapabilecek birinin olduğunu biliyordu. Süreç ilerlerken Naziler müzeyi “dejenere” eserlerle doldurmaya devam etti. Amaçları Fransa’daki koleksiyonları yağmalayarak klasik ustalara ait değerli eserleri kendilerine ayırmak, ötekileriyse hızla elden çıkarmak için birer takas malzemesine dönüştürmekti. Nitekim 1940’ta Jeu de Paume’a yapılan ziyarette Rose, Nazi önderlerinden Göring’in şahsen seçtiği eserleri gizlice kaydetti ve bu kayıtlar savaş sonrasında yağmayı belgelendiren kanıtlardan biri oldu.

Kurtarılan eserlerden: Composition, Fédor Löwenstein
Bu aşamada Rose’un gizli görevi yavaş yavaş şekillenmeye başladı. İlk başlarda konuşulanları fonetik olarak dinleyip notlar alıyordu. Hayat arkadaşı yarı Alman olduğu için not ettiklerini kendisine göstererek müzedeki askerlerin rollerini öğrenmeye çalışıyordu. Sonrasında daha fazla risk alarak müzedeki kasaların anahtarlarını kopyalayıp sanat eserlerinin fotoğraflarının negatiflerini ve müzenin çöp kutularından çeşitli belgeleri çaldı. Bu fotoğrafları geceleyin banyo ettirip ertesi gün dikkatlice dosyalara geri koyuyordu. Böylece sanat eserlerinin hangi ailelerden geldiğini, türünü, sanatçıların kim olduğunu ve nereye gönderildiklerini anlamaya çalışıyordu.
1944’ün Ağustos ayına gelindiğinde müzenin odaları hâlâ modern sanat eserleriyle doluydu. Rose müzeden büyük bir nakliye hazırlığı olduğunu anladığında eserlerin akıbeti için endişelenmeye başladı. İşin başındaki Baron von Behr sanat eserlerini trene yüklemekle meşgulken Rose treni durdurabilmek için her yolu denedi. O dönemlerde en önemli ulaşım ağı olmasından ötürü tren ağında yoğunlaşmış olan direniş örgütleriyle iletişime geçti, patronu Jacques Jaujard’la iletişime geçerek tren numarası ve detaylarını onun bağlantılı olduğu Londra merkezli direniş örgütüne bildirmesini sağladı. Direniş ajanları motoru sendeleyen trenin bakımını kasten sabote etmeye başladı. Tren sürekli arızalanıyordu. Kurtuluşa birkaç gün kala direnişçiler trenin tamir edilemeyeceğini, yeni bir lokomotifin beklenmesi gerektiğini belirterek trenin gecikmesini sağladı. Kurtuluş gününden sonra tren birkaç Nazi askeri dışında terk edilmiş halde bulundu. İçeride Picasso, Monet ve Van Gogh’a ait birçok eserle dolu sandıklar bulundu. Rose bu sevindirici haberi aldıktan sonra eserlerin Jeu de Paume’a taşınmasına yardımcı oldu ve iade edilmeden önce onlarla son kez ilgilendi.

Ağustos 1944'te Aulnay treninden kurtarılan eserlerden: Picasso'nun Femme assise'si (1939)
Savaş sonrasında Rose sekiz yıl boyunca sanat eserlerinin asıl sahiplerine iade edilmesi üzerine çalıştı ve gizli tutulmuş on binlerce eserin yerini belirledi. 1960’ların başında anılarını yayımladıktan sonra bu anılar 1964 yapımı The Train filmi için ilham kaynağı oldu. Böylece 1960’lardan 1970’lere kadar büyük bir şöhrete kavuştu, pek çok madalya aldı. Ancak 1980’de öldüğünde cenazesinde neredeyse kimse yoktu. Adeta kayıtlardan silinmiş gibiydi. Bunun nedeni suçlarının cezalandırılması gerektiğini düşündüğü işbirlikçileri için rahatsız edici bir figür haline gelmesiydi. İnsanlara hâlâ yağmalanmış ve iadesi gereken sanat eserleri olduğunu hatırlatıyordu. Ancak Soğuk Savaş dönemindeyken ve Nürnberg Yargılamaları da gerçekleştikten sonra kimsenin “eski defterleri” açmaya niyeti yoktu. Yine de unutmamak gerekir ki Rose Valland Nazilerin gölgesinde yaşadığı yıllar boyunca mücadelesinden hiç vazgeçmedi. Bugün Avrupa’daki yüzlerce müzede sergilenen pek çok eser onun kararlılığı sayesinde varlığını sürdürüyor.
– Başlıktaki resim: Rose Valland, André Dezarrior ve Jeu de Paume'da çalışan bir görevli, Paris, 1935






