Çember tamamlandı. Cilası atıldı. Korku çemberinin tamamlanışı diyebiliriz buna çünkü, içinde bulunduğumuz yüzyılın başından itibaren 2020 yılında yaşamaya başladığımız küresel pandeminin ayak sesleri duyulmaya başlanmıştı aslında.
Frank Furedi kitabı Korku Kültürü’nü 2 Ocak 2021 günü kitaplığımdan çıkarıp tekrar okumaya başladığımda 2020 yılının ve yaşamaya başlayacağımız 2021’nin, uyandığımız şeyin (hayat, yaşamımız, seçimlerimizin getirileri, götürüleri; nasıl da doğru seçimler yapamadığımız gerçeği vb.) netleşmesi adına bir tür cilaya tekabül ettiğini ve edeceğini iyice anladım. Çember tamamlandı. Cilası atıldı. Korku çemberinin tamamlanışı diyebiliriz buna çünkü, içinde bulunduğumuz yüzyılın başından itibaren 2020 yılında yaşamaya başladığımız küresel pandeminin ayak sesleri duyulmaya başlanmıştı aslında. Yerküre oluştu oluşalı her yeni yüzyılla beraber, -o yüzyıla özgü olarak- korkular, felaketler, travmalar yaşanmıyor muydu, yaşanıyordu elbet. Yerkürenin yaşadığı ilk korkuya örnek vermek gerekirse, mesela Adem ile Havva’nın yeryüzüne sürülmeleri, yeryüzünün ilk korkusu, felaketi, insanın varlığının fiziki olarak ortaya çıkmasından dolayı yeryüzünde yaşanacak olan travmaların başlangıcına tekabül eder dersek abartmış olur muyuz, tabii ki hayır. Yerkürenin kendi doğal akışı içerisine insan aklının ve zihninin giriyor oluşu tüm yüzyılları kendi oluşum ve gelişim sürecinde etkiledi. Bu yüzyılın farkı neydi peki? Korku kültürünün oluşumu ve küresel pandemiye zemin hazırlayıp, patlak verdirmesi neden bu denli travmatik oldu?
İlk olarak 1997 yılında basılan Korku Kültürü kitabı içerisinde yazılan her bir satır, her bir bölüm oldukça şaşırtıcı. 2001 yılında tekrar yayınlanan kitabın Yeni Basıma Önsöz kısmı bile 2020 yılında patlak veren küresel pandemi döneminin önsözü niteliğinde. Ki kitabın bir de asla atlanmaması gereken, kitabın yazılma sebebi de olan bir alt başlığı var: Risk Almanın Riskleri. İnsan sağlığının, yaşam standartlarının, dijital dönemin yaratacağı yeni öğrenme süreçlerinin, adaptosyonunun eşliğinde gelen ciddi ekonomik tsunamiyi hatta tsunamileri de göz önünde bulunduracak olursak 23 yıl önce basılan bir kitabın 23 yıl sonraya tüm girintilerinden, çıkıntılarından, köşelerinden tam olarak oturması 2021 yılının başlangıcında ve bundan sonrası için neleri göz önünde bulundurmamız ve dikkat kesilmemiz konusunda bizlere önemli ipuçları vermekte.
Frank Furedi’nin konu ve tespitleri 2020’li yıllar süresince daha da derinleşecek.
El Sıkışmak Risk Haline Gelirse
El sıkışmak, temas, mesafesizlik ölümcül bir risk artık. Halbuki Korku Kültürü, Risk Almanın Riskleri alt başlığından da anlaşılacağı üzere risk almanın son derece yapıcı ve üretken bir süreç olduğunu bizlere hatırlatmak amacıyla yazılmış. Küresel pandemi, değişen toplumsal yapılar ve ekonomik dengesizliklerden kaynaklı belirsizliklerden mütevelli risk almak daha da riskli hale geldi artık. Akla gelen soru şu: Risksiz dünya, sıfır riskle yeni bir düzen kurma, çalışma ortamı yaratma ne zaman mümkün olabildi ki? 23 yıl önce yazdığı kitabın 2001 tarihli ikinci baskısına önsözde şunları yazıyordu Frank Furedi: “Korku, beklenmedik ve öngörülemeyen bir durumla karşılaşan insanın, zihnini yoğunlaştırmasını sağlayan bir mekanizmadır. Korkmakta haklı olduğumuz birçok olay vardır. (…) Batı toplumları bir korku kültürünün etkisine giriyor. Bu kültürün temelinde, insanın gündelik yaşamını tehdit eden yok edici güçlerle kuşatılmış olduğu inancı var. Gerçeği bilimkurgudan ayıran çizgi giderek belirsizleşiyor. Son yıllarda hükümet yetkilileri “katil” meteorların insanoğlu için yarattığı tehdidi hesaplamaya çalışıyor. Kimi bilim adamları bir küresel grip salgınının başlamasının an meselesi olduğunu belirtiyor. Küresel ısınma sorunu çözülmediği takdirde insanlığın sonunun geldiği uyarısını her gün duyuyoruz.”
Adım adım geldiğimiz bu noktada, 2021 yılında, halen korku kültürünün en rahatsız edici sonuçlarından biri, insan ilişkilerinin risk çerçevesine oturtulması. Çünkü insanın aklı ve bilinci sonuçları son derece belirsiz olan, özellikle günlük hayat akışında gitgide de belirsizleşen noktalardan ilerlerken, yine de, her şeye rağmen yeni olanı yaratmaya çalışmakta. Bu yüzden Covid-19 salgınıyla beraber milyonlarca kişi ölmüş olmasına ve virüsün öldürücü gücü tüm dünyayı tehdit etmeye devam etmesine rağmen 2021’in mottosunun veya mottolarının başında artık yeni bir düzene ihtiyaç olduğu ve yaratılması gerektiği gerçeğinin gelmesi tesadüf değil.
Risk altında mıyız? Evet, her zaman. Pek risk konusunda bilinçli miyiz? Riskin yaşamımızdaki ilk karşılığı ne oluyor? Güvenlik? Tabii ki. Her yer, her bir köşe başı ve evlerimizin önü, salonlarımız ve odalarımızın içi kameralarla dolu. Bununla şöyle bir şey yaratılmış oluyor diyor Frank Furedi: “Risk altında bulunmak adeta, herhangi bir spesifik sorundan bağımsız, kalıcı bir durum olarak görülüyor” Dıştan bizi saran bir korkuyla, öğrenilmiş olan çaresizlikle hatta, riskten kaçınma duygusuyla yaşıyoruz. Kaçabiliyor muyuz, hayır. Her defasında dozajı daha da artan risk faktörlerinin içine çekiliyoruz. Çok çarpıcı bir örnek veriyor Furedi: “Günümüzde, risk alma korkusu kahramanı değil kurbanı alkışlayan bir toplum yarattı. Herkesten, adeta bir televizyon programındaki bir yarışmacı gibi, en garip ve sıra dışı insan olduğunu ve uzman yardımını en fazla hak eden kişi olduğunu ispatlaması isteniyor. Aktif olmanın değil pasif olmanın, cesaretin değil güvenliğin en önemli erdemler olduğu düşünülüyor. Sonuçta ortaya çıkan çaresiz bireyi avutmak için kendisine, krizler ve felaketlerle dolu bu dünyada hayatta kalmakla bile büyük bir iş başardığı söyleniyor.”
2020 ve devamında gelen 2021’de de gözlemliyeceğimiz şekliyle tam da anlatıldığı gibi kurban kontenjanı tüm dünya için ful hale getirilecek. Aynı şekilde risk de sadece bir takım insanlar için değil herkes için eşit parçalar halinde dağıtılacak. Risk patlaması asıl şimdi yaşanacak. Şu aşamada riskin tanımını güncellemeliyiz acaba? Ya da asıl sorulması gereken soru olarak; herkesin şartlarına göre değişiklik gösteren risk teriminin en azından genel tanımını biliyor muyuz ki? Risk nedir?

Risk ve Tehlike Enflasyonu
Belirli bir tehlikeyle bağlantılı olarak hasar, yaralanma, hastalanma, ölüm gibi maddeler risk teriminin önemli maddelerini oluşturuyor. Risk insanların karşı karşıya olduğu tehlikelerin bütününün tanımını oluşturuyor aslında. Halbuki yerkürenin içinde bulunduğu tehlikeler, mesela iklim krizi, tehlikenin dolayısıyla da riskin ana kaynağı olarak görülmeli. Artık görülmeli çünkü insan eliyle yaratılan iklim krizi sonucunda karşı karşıya kaldığımız virüs gerçeği risk tanımlarının yeniden güncellenmesine sebebiyet verdi. Riskin tehlikeleri korkudan daha büyük hale geldi. Furedi, son 10 yıl boyunca insanoğlunun varlığına yönelik o kadar çok tehdit bildirildi ki, insan gökten bir kurtarıcının inmesini bekler hale geldi, dedikten sonra hayal gücümüzün olayları hep olumsuz tarafından yorumlayıp çeşitli risklerle bağlantılı şekilde oluşturduğumuz muazzam felaket senaryolarının üretilmesiyle, AIDS, ebola, deli dana salgının da yardımıyla korkularımız pekiştiriliyor diyor. Bunların yanına bir de Covid-19’u ekleyelim ve bu virüsün yaratacağı tehlikeleri. Risk değerlendirmesi enflasyonu denilen bu durumların risk enflasyonu ibresini nasıl hareketlendirebileceğini düşünebiliyor musunuz? Korku kültürünün üretilmesine katkı sağlayan ve yaygın bir şekilde kabulünü de sağlayan riskin yüksek enflasyona rağmen ayakta kalması, aynı zamanda riskin bitimsiz bir güç olduğu gerçeğini bizlere gösteriyor olsa gerek.
Gizli, görünmez, giderek kötüleşen tehlikelerin içinde miyiz? Evet. Gelecekle ilgili kaygılar, bilmenin imkansızlığı, insanlığın çaresizliği, kontrol duygusunun azalması, sınırları kabul etmenin derinliği ulaşamayacağımız yerlere gidiyor artık. Hatta tacizin normalleşmesi, taciz döngüsü, insanın yetersizliği ve bu anlamda mağdur ya da kurban kimliğinin güçlenmesi kokularımızı kontrol edip, yeni alanlar yaratabilmemizi güçleştiriyor. Tehlike enflasyonunun giderek arttığı, çepeçevre yabancılarla kuşatıldığımız böylesine bir dünyada kime güvenebiliriz?
Artık netleştirelim. Netleştirmeliyiz. Furedi yaklaşmakta olan 2020’li yılları anlatırcasına; giderek insanları kendi yaşamlarını belirleyen kişiler olarak değil de, koşulların kurbanı olarak görmek bizi daha fazla rahatlatmaya başladı, diyor. Haklı mı, evet. Böylelikle güzel bir yaşamı, kendini sınırlama ve riskten kaçınma ilkeleriyle eşitleyen bir dünya görüşü ortaya çıktı, diyen Furedi; risk bilinci olgusunun gelişimini teknolojik ilerlemeye ya da çevre sorunlarının büyümesine bağlayan yaklaşımı sorguluyorum, diyor çünkü; risk bilinci, geleneksel değerlerin gerilemesiyle doğru orantılı olarak artar, bilgisini paylaşıyor bizlerle. Bu değerlerin zayıflamasının kaynağında, insanların karşılaştığı temel sorunlarla ilgili güçlü bir konsensüs yatar. Toplumun yaşanan en temel sorunlarla ilgili olarak bile bir uzlaşma geliştiremediğini dolayısıyla uygun bir aile yaşamının nasıl olması gerektiği ya da hangi davranışların suç kabul edilip hangilerinin edilmeyeceği sürekli tartışma konusu iken risk bilinci olgusunun kafalarımızın içine tam olarak yerleşemeyeceğinden kesin ifadelerle bahsediyor. Özneden ciddi şekilde uzaklaşıp, özneye verilen önemin azalması Furedi’nin altını çizmek istediği tek şey aslında. Özneye verilen önemin azalması, insan müdahalesinin etkisiz olduğu görüşünü ve buna istinaden insan eyleminin yıkıcı sonuçlarını abartma eğilimini ve şüpheciliğini daha da perçinler. Öznenin yaşadığı erozyon karşısında toplum, insan yaratısı olan şeylere saygı göstermemeye başlar. Toplumun risk takıntısı yüzünden oluşan kaygının taşıdığı mesaj, “başka seçenek yok” mesajıdır. Buna karşılık önlem alma ilkesi insan iradesinin rolünü en aza indirger: “Dikkatli ol yoksa başına geleceklere katlanırsın.”
Frank Furedi’nin kitap boyunca ele aldığı konu ve tespitler 2020’li yıllar süresince daha da derinleşecek. İnsanın temel duygusu olan korku riskler karşında kendini daha da derinleştirmenin ve köpürtmenin yollarını bulacak hep. 2020’li yılların risk alma modelleri yeni bir tanımla karşımıza oturup bizlerle pazarlığa girişecek elbet fakat Frank Furedi’nin altını çizdiği temel insan yapısının geleneksel öznesine bir daha eski ölçeklerde hiçbir zaman dönülmeyecek. Bakalım 2020’li yıllar boyunca bizleri daha neler bekliyor olacak?(!) Korkmadan bekliyor olmak mümkün mü sizce?






