Halk, hükümetin sunduğu bu ufak önerilerle yatıştırılamayacak kadar öfkeli ve eylemcilerle kolluk güçleri arasındaki çatışmalar hâlâ devam ediyor.
Bolivyalı bağımsız gazeteci María Silvia Trigo’nun Al Jazeera için yapmış olduğu habere göre, Bolivya’daki olaylar bundan yaklaşık bir ay önce, farklı sektörlerden gelen taleplerin hükümet nezdinde herhangi bir karşılık bulamamasıyla zirveye tırmandı. Bazı örgütler ücret artışı için çağrıda bulunurken bazıları motorlu araçlara zarar veren katkılı yakıtlardan şikâyetçiydi. Öte yandan tarım arazilerinin büyük işletme sahiplerinin elinde toplanmasına neden olacağı belirtilen yeni arazi tasnifi yasası da protesto edilen meseleler arasındaydı.
Hükümet bu talepleri kısmen de olsa kabul ederek bahse konu arazi yasasını yürürlükten kaldırmak, öğretmenlere ikramiye vermek ve hasar gören araçlardaki tazminat sürecini hızlandırmak gibi bazı önerilerde bulunsa da, Bolivya’nın Altiplano bölgesinde yaşayan, başta Aymara halkı olmak üzere (ki, genelde protestolardaki sert eylemleriyle tanınırlar) And kökenli yerli toplulukları ve Altiplano’daki küçük toprak sahibi köylüleri temsil eden Köylü Federasyonları Devlet Başkanı Hıristiyan Demokrat Partili (PDC) Rodrigo Paz Pereira'yı istifaya zorlamak amacıyla yolları bloke etti.
6 Mayıs’ta yüzlerce eylemci, La Paz kentinin etrafını çevreleyen barikatlar kurdu. O günden bu yana eylemciler sürekli nöbette. Ayrıca Bolivya İşçi Sendikası da dahil olmak üzere hükümetin karar alma süreçlerinde etkili olan pek çok örgütün de desteğini aldı.
Bolivya Merkez İşçi Sendikası başkanı Mario Argollo, gazetecilere yaptığı açıklamada, Devlet Başkanının ülkenin yapısal sorunlarını çözmekte yetersiz kaldığını ve istifa etmesi gerektiğini belirterek ekledi: “Ülkeyi adeta ipotek altına aldı ve bizi bataklığa sürüklüyor. Çocuklarımıza ve torunlarımıza nasıl bir gelecek bırakacağız?”
Cumartesi günü hükümeti kuşatma altında tutan barikatları kaldırmak için polis ve askeri birlikler tarafından yapılan ortak operasyonda 24 yaşında bir protestocu hayatını kaybederken El Pais gazetesinin haberine göre, hükümet protestolarla başa çıkma konusunda manevra alanının her geçen gün daraldığının farkında.

Son yirmi yıldır yönetimde yer alan bu gruplara göre mevcut hükümet halka değil, iş dünyasının elitlerine hizmet ediyor ve servet sahiplerinin üzerindeki vergi yükünü hafifletmekten gocunmazken bütün yükü halkın sırtına bindiriyor.
Yaşanan olayların en büyük tetikleyicisi elbette ekonomik durum. Bolivya’daki sağ kanat partilerden biri olan Hristiyan Demokrat Parti’nin Ağustos 2025’teki seçimleri kazanmasıyla Kasım ayında göreve gelen Cumhurbaşkanı Rodrigo Paz ve kabinesinin ekonomi politikası, yaklaşık yirmi yıldır iktidarda olan Evo Morales liderliğindeki Sosyalist Hareket’in aksine “herkes için kapitalizm” olarak adlandırılan neoliberal model üzerine kurulu.
Paz, seleflerinin uzun yıllardır izlediği sosyalist çizgiyi terk ederek ekonomide köklü bir değişim ve refah devleti vaat etti. Ne var ki, serbest piyasa reformlarını öngören ve devletin kamusal alandaki etkinliğini azaltarak yabancı sermayeyi ülkeye davet eden neoliberal yaklaşım ağır bir ekonomik krize yol açarken kabinede işçi örgütlerinden ve köylü federasyonlarından temsilcilere yer verilmemesi, toplumun hemen hemen bütün kesimlerinde rahatsızlığa yol açtı.
Çünkü son yirmi yıldır yönetimde yer alan bu gruplara göre mevcut hükümet halka değil, iş dünyasının elitlerine hizmet ediyor ve servet sahiplerinin üzerindeki vergi yükünü hafifletmekten gocunmazken bütün yükü halkın sırtına bindiriyor.
Siyasi analist Luciana Jauregui’ye göre, Rodrigo Paz ılımlı ve birleştirici bir söylemle iktidara geldi ancak yolun henüz yarısına bile gelmemişken hem siyasi hem de stratejik bir değişime gitti. Bu nedenle halk, kendisini ihanete uğramış gibi hissediyor. Nitekim Paz’ın Ağustos 2025 seçimlerini %55 gibi yüksek bir oy oranıyla kazanmasını sağlayan tek şey, işçilerin ve kırsalda yaşayan toplulukların desteğiydi.

Evo Morales protestocularla birlikte.
Bolivya’nın yerli nüfustan gelen ilk cumhurbaşkanı olan ve ülkeyi 2006-2019 yılları arasında üç dönem üst üste yöneten Juan Evo Morales, protestoculara desteğini açıklayarak La Paz’a 190 kilometrelik bir yürüyüş başlattı ve hükümet üzerindeki baskıyı artırdı. Rodrigo Paz yönetimiyse eski devlet başkanını hükümeti istikrarsızlaştırmaya ve yeniden iktidar olmaya yönelik bir dizi “şeytani planla” suçluyor. Üstelik yetkililerin iddiasına göre protestolar için gerekli olan finansman uyuşturucu ticaretinden elde edilen gelirden sağlanıyor. Tabii bu suçlamaları destekler mahiyette tek bir kanıt bile sunulmuş değil.
Rodrigo Paz ve çevresindeki bürokratları tartışmalı kılan bir başka mesele de Bolivya’nın on yedi yıl aradan sonra ABD ile diplomatik düzeyde yeniden ilişki kurması. Dışişleri Bakanı Fernando Aramayo, ABD ile “demokrasiye ve ortak değerlere dayalı uzun vadeli bir ilişki” hedeflediklerini belirtirken ABD’li yetkililerin yatırım projeleri kapsamında sıklıkla Bolivya’da bulunması halkta ciddi bir rahatsızlığa sebep oluyor. Çünkü bu ilişkilerin odağında küresel enerji dönüşümü için hayati öneme sahip lityum madeni var. Bolivya, Arjantin ve Şili ile birlikte “lityum üçgeni” olarak adlandırılan bölgenin en önemli halkası. Sahip olduğu yaklaşık 23 milyon ton lityum rezerviyle dünyada birinci sırada.

Bolivya, yalnızca lityum rezerviyle değil, Amazon ormanlarının kalbinde yer alan devasa su kaynaklarıyla da teknoloji oligarklarının sömürü iştahını artırıyor.
Ayrıca Devlet Başkanı Rodrigo Paz, Ocak 2026’da bir açıklama yaptı ve Amazon, Tesla, Oracle gibi büyük teknoloji firmalarının Bolivya’da veri merkezleri kurmayı planladığını söyledi. Veri merkezlerinin ekosisteme ve insan sağlığına verdiği zararlar ilgili Amerika Birleşik Devletleri’nin birçok eyaletinde davalar devam ederken teknoloji firmalarının doğal kaynakları sömürmek için başka ülkeler araması boşuna değil. Nitekim Bolivya, yalnızca lityum rezerviyle değil, Amazon ormanlarının kalbinde yer alan devasa su kaynaklarıyla da teknoloji oligarklarının sömürü iştahını artırıyor.
Hükümet bütün bu hususların farkında ve tek gayesi ülkede istikrarı sağlayabilmek. Öyle ki, pazartesi günü sırf protestoları bastırabilmek amacıyla iki farklı popülist önlem açıkladı. Bunlardan biri, bürokratların maaşında yapılacak %50 indirim, ötekiyse küçük işletme sahiplerine yönelik vergi istisnaları ve indirimler.
Fakat halk, hükümetin sunduğu bu ufak önerilerle yatıştırılamayacak kadar öfkeli ve eylemcilerle kolluk güçleri arasındaki çatışmalar hâlâ devam ediyor. El Pais gazetesinin haberine göre, buna karşılık hükümetin son icraatıysa olağanüstü hal ilanını engelleyen yasal kısıtlamaları ortadan kaldıracak yeni bir yasa tasarısı hazırlamak. Böylece protestolara karşılık askeri birlikleri konuşlandırabilecek ve silahlı olmanın verdiği üstünlükle kendi halkının canını hiçe sayarken ülkenin topraklarını, doğal kaynaklarını ve emeğini ABD’li firmalara pazarlayabilecek. Gelgelelim, Başkent La Paz'a ulaşmış halka karşı ordunun da çaresiz kaldığı bildiriliyor.






