Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

1 Kasım 2023

Öykü

Menteşe

Süreyya Deniz

Paylaş

1

2


Rüyamdan sızan karmaşık sesler ve birkaç damla göz yaşı, uyanıyorum. Yalınayak evi dolaşıyorum. Sabah ayazı ayaklarımda, iyi geliyor içimdeki yangına. Sağ baştan sayıyorum, bir. Tekrar sayıyorum, yine bir. Çarpıyorum, bölüyorum bir. Etkisiz elaman. Her türlü bir oluyorum, iki edemiyorum. Evin her yerini arıyorum ikiyi bulmak için. Mutfağa yönelecek oluyorum, salona, yok diyorum olsa olsa çalışma odası. Çalışma odasına giriyorum. Kitap okuduğu tekli koltuğun arkasına bakıyorum, sonra altına. Ayraç olmak istemiştir belki diye her kitabı tek tek aralıyorum. Halının altını, süpürdüklerimizi kontrol ediyorum, yok. Usulca çalışma masasına yaklaşıyorum, ürkütmek istemiyorum. Masanın üzerinde yarım kalmış bir fincan kahve. Kahvenin üzerinde küften bir çift göz. Yosun rengi. Katılaşmış.

Güm! Sertçe bir kapı kapanıyor üstüme. Birkaç el kilit sesi. Koşumlarından kurtuluyor at. Dört nala kaçıyor. Koşup yetişmek istiyorum. Gözlerimi zorluyorum açılması için. Tavanda bir çift örümcek. Ağları üzerimi örtüyor. Bu örtü içinde uyanıyorum. Az sonra bir alarm çalıyor. İlaç saati. Yanı başımda hazır asker, yeşil renkli minik yuvarlak draje. Vur diyorum, bir bardak su, hop mideye. Birazdan dalacağım yine uykuya, biraz sabır. Acımı uykuya çektiriyorum, rüyalarıma. Uzun dalış başladı işte, ayaklarımda karıncalanma. Birazdan ne kapı sesi kalacak ne kilit ne at. Daldığım denizin ahtapotuyum. Bir kayanın dibinde kendime bulduğum oyunlar. Tek başıma mutluyum. Uzaklardan bir ses duyuyorum. Ses gittikçe yaklaşıyor, yaklaşıyor. Zınk uyanıyorum. 

Kapının zili durmadan üst üste çalıyor. Ahtapotluktan kurtulamamış halde kapıyı açıyorum. Karşımda kıvırcık saçlı bir kadın. Yüzü çok tanıdık. Kim, çıkaramıyorum bir türlü.  Telaşla ayakkabılarını çıkarıyor ve içeriye dalıyor. “Neredesin kızım, az daha polisi arayacaktım.” Sesindeki korku tüm rüyalardan soyunmama yardım ediyor. Berraklaşıyor aklım. Beynimde flaşlar patlıyor. Kare kare anılar saldırıyor. Bağrışmalar, tartışmalar en son bir kapının şiddetle kapanışı. “İyiyim, merak etme. İlacın etkisi.” “Böyle olmaz canım. Bu kadar eziyet etme artık kendine. Hadi hazırlan, dışarı çıkarıyoruz.” Ciddiye almıyorum onu, salona geçiyor, günlerce uyuduğum koltuğun üzerine tünüyorum yine. Yatak odası evin yasaklı yerlerinden biri. Çekiyorum üzerime battaniyemi. Kızıl bu, hayatta ikna edemem biliyorum. Öyle inatçı. Yanıma oturuyor. Battaniyeyi üzerimden sıyırıp katlamaya başlıyor. Bir yandan da emirler yağdırıyor.  “Hadi sen duşa gir. Sana yiyecek bir şeyler hazırlayayım. Sonra da çıkarız.” Kızıl’la savaşacak takatim yok. Emirlerine uyuyorum. Ilık bir duş. Üzerimdeki rüyaların kırıntılarını alıp götürüyor. Hepten gerçek dünya. Çırılçıplak hissediyorum. Üstüne rüyalarımı bastığım yaralarım zonklamaya başlıyor.

Günlerdir yuvarlak yeşil drajeden ve sudan başka bir şey görmeyen midem sıcak çorbadan bulanıyor.  Mutfak tezgâhında Nuh Nebi’den kalma bulaşıkları yıkıyor Kızıl. Elleri köpüğe bulanmış bana dönüyor: “Hadi kızım zorla kendini, birkaç kaşık daha.” Hatırına zorluyorum. Omuzundaki lekeli bezi alıp köpükten arınmış ellerini kuruluyor. Ağır hareketlerle sandalyeyi çekiyor. Karşıma oturuyor. Bitmek tükenmek bilmeyen soruları başlayacak birazdan biliyorum. Bakışlarını bezden çekip yüzüme bakıyor. Benim için endişelenen gözleriyle karşılaşıyorum. “Seanslarını aksatmıyorsun değil mi? Kaşığı çorba kasesinin içinde bırakıyorum. “Yok,” diyorum.  “İyi gidiyordu, ne oldu birdenbire? Hilmi de geliyor muydu seninle?”  Ağzıma dolan safrayı zorlukla yutuyorum. “Yok, diyorum, gelmiyordu.” İçimdeki suların yükseldiğini hissediyorum. Göz pınarlarıma kadar dayandığını, beni zorladığını. Başımı indiriyorum, çorba kasesi. Mercimek kesilmiş. Sarı su yüzeyde. Dayanamıyor, çözülüyorum. “Bir olmak benim tercihimmiş Elif,” diyor ağlamaya başlıyorum. Tek bacaklıymışım, iki etmek için çaba harcamıyormuşum, lanet bacaklarımı açamıyormuşum, hem açsam ne olacakmış? Arkadaşları çoktan çoluk çocuğa karışmış, vakit kaybetmiş benimle. Susmuyorum artık. Gayya kuyusu açılmıştı bir kere. Hızla kalkıyor yerinden Kızıl. “Şşşş, tamam, tamam canım geçti,” diyor bana sarılırken. Gözyaşlarımın önüne kızıl bir set çekiliyor, sakinleştiriyor beni.

Salona geçiyoruz. Salon tertemiz. İki arada bir derede temizlemiş salonu. Ayaktayız, şaşkın şaşkın bakıyorum salona. Ne ara temizlemiş salonu. Dönüp sımsıkı sarılıyorum Kızıla. “Hadi ama bırak artık melankoliyi,” deyip sıyırıyor kollarımı boynundan. Hole seğirip portmantodan çantasını alıyor. Bir sihirbazın çantası. Elimden tutup salonun orta yerine oturtuyor beni. Üniversitede yaptığımız gibi. “Bak, savaş boyalarımızı da getirdim.” Eski bir oyunu canlandırmak niyeti biliyorum. Savaş boyaları yetmiyor, derin göğüs dekoltesi olan cüretkâr bir elbise çıkarıyor çantadan. Bumburuşuk. “Bu da bugün giyeceğin elbise.  Birazdan ütülerim.” Her şeyi düşünmüş, planlamış.  Eve çakılı bir çivi olduğumu düşünüyor, başka bir çivinin sökeceği. Kabul diyorum içimden kabul. Eskiden bozduğum oyunlarına ortak olacağım bu defa. Bir ayine hazırlanır gibi itinayla hazırlanıyoruz. Savaş boyalarımızı sürdük. Elbiselerimizi giyip, ilahi kokularımızla sarmalandık.  Küçük çantalarımızı alıp evden çıkmak üzereyken yeşil draje geliyor aklıma. “Bugün içmesen,” diyor Kızıl.  Alkolle nasıl etki edeceğini bilmiyoruz.” Dinlemiyorum. Evden çıkmadan atıyorum ağzıma bir tane. Ne olacaksa olsun.

Neredeyiz? Yasaklı odalardan biri, yatak odası. Kızılın sesi geliyor salondan. Neşeli sesine karışmış yabancı bir adamın sesi. Yanı başımda bir başka yabancı ses! İrkiliyorum. Kim bu? Haaa, diyorum. Birden sonraki sayı, iki bu. Yatakta yan yanayız. Saçlarımı okşuyor, yanaklarımı. Gözbebekleri şehvetten akacak sanki. Abandıkça abanıyor bedeni. Etrafımda garip sesler, gıcırtılar. İki kıskacına alıp beni hareketsiz bırakma peşinde. Doğrulup yataktan atlıyorum. Aralık olan yatak odasının kapısını kapatıyorum. Bir süre ayakta, yüzüm kapıya dönük bekliyorum. Bir karar verip yatağa dönüyorum. İkinin şehvetine ortak olmak istiyorum. Sonunda başarıp üzerime çıkıyor. Birbirine kenetli bacaklarımı aralamaya çalışıyor. Gıcırtı sesleri yükseliyor. Bu defa sesler çığlık çığlığa. Benden tek bir ses çıkmıyor. Karşımdaki kapının menteşeleri sökülüyor yerinden tek tek, bacaklarım dayanamıyor, aralanıyor yavaş yavaş. Çivileri düşüyor yere. Kanatırcasına koparıyor kendini, kanadından ayaklanıp gidiyor. Kurtuluyorum tüm kapılardan. Deviriyorum ikiyi üstümden. Üzerine çıkıyorum. Tutup ellerini bastırıyorum yatağa. Şehvetten ıslanan gözlerimle dudaklarımı dudaklarına dayıyorum. 

YORUMLAR

Munise Bayer

İç sıkıntısını, bunalımı çok güzel vermiş. Öykü bir yerde beni rahatsız ediyorsa o öykü ayrıca sevdiriyorum. Menteşe de rahatsız ediyor. Dili güzel, akıyor. Eline sağlık Süreyya Deniz Hanım, devamını dilerim.

1 Kasım 2023

Kader Menteş Bolat

Kalemine sağlık,çok etkileyici...

1 Kasım 2023

Öne Çıkanlar

Ruhun Kuytusunda: Bir DeğiniErhan Sunar
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Elisabeth Braw

31 Ağustos 2025

Rusya Svalbard'a Dönüyor

Svalbard’ı yirmi beş yıl önce terk eden Ruslar, Sovyet Döneminin ihtişamını geri getirebilmek için Norveç takımadalarına döndüler.  Neil Armstrong Ay’a ayak bastığında yaptığı ilk şey Amerikan bayrağını dikmekti. Ülkeler bir arazinin kendilerine ait olduğunu belirtmek için o ..

Devamı..

Yaz Sıcağıyla Baş Edebilmek İçin Orta ..

James Clark

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024