Müjde Van Gorp • Üç Vakte Kadar
21 Nisan 2018 Öykü

Müjde Van Gorp • Üç Vakte Kadar


Twitter'da Paylaş
0

Hande daha çocukken kendi için bir şey istemekten vazgeçmişti. Aslında zaten hiç olur olmadık şeyler istememişti. Bir oyuncak bebek, plastik çay takımı ya da en fazla oyuncak bir dikiş makinesi… Onun istediği her şey yersiz, gereksiz ve en çok da imkânsızdı. Bir an önce büyümeli, evlendirilip evden gitmeli de bir boğaz eksilmeliydi. O eve fazla olan bir tek Hande’ydi. “Kafanı kenara çek, televizyonu göremiyorum Hande. Çekil ayağımın altından, çık şu tuvaletten Hande. Yine ne düşürdün, beceriksiz seni. Işığı söndür, uyu artık geberecise”ydi. Annesi hastalanınca, abisinden de çabuk büyüyüverdi Hande. Eksilerek yarım kalan annesini tamamladı. Çarşafları yıkadı, ipe astı. Yerleri sildi, halıları çırptı. Bulaşıkları yıkamak için suya deterjan ekleyip suyu köpürttü. Köpükleri üfleyip güldü. “Kıkırdama Hande, bak işine. Kahkahasını boğazına dizdi, az önce parlatılmış lavabolara kustu. Bir koşu pazara gitti. Elinde, kendinden de ağır torbalarla yokuş indi, çıktı. Fasulye ayıkladı, soğan doğradı, elini kesti ama acı duymadı. Babası ve abisine akşamları yorgunluk kahvesi yaptı. İçinin köpüğünü kahvelere ekledi. Üç vakte kurulmuş müjdeli haberlere bel bağladı. Koltuğun ucuna kıvrılıp annesi seslenene dek iğreti uykulara daldı. Hande olmak buydu ve o bundan başkasını hayal etmeye cesaret edemedi. On dokuzunda Cemil ile evlendirildi Hande. Komşu kadın Sibel’in dikiş makinesinde, müstakbel kayınvalidesinin getirip önüne koyduğu modelin aynısı olan gelinliğini kendi dikti. Hande’ye kalsa şöyle uzun kuyruklu bir gelinlik dikerdi. Ama Hande’ye kalmadı. Düğün gecesi büyüklerin elini öptü, kreması en ucuzundan bolca sürülmüş pastadan yerken bulanan midesinin öğürtüsünü içine yutkundu. Fotoğraf kameralarına ellerinde kınası, boynunda altınları, belinde kırmızı kuşağıyla gülümsedi ama hiç gülmedi. Bir ara sırtına kına yakılmış, boynunda kırmızı eşarpla duran kuzuyla göz göze geldiğinde, “Ne kadar da bana benziyor,” deyip kıkırdadı ama Cemil’in meraklı bakışlarıyla göz göze gelince ağzını kınalı elleriyle kapattı. Düğün bitip de Hande artık başka bir eve giderken, yalancıktan ağlayan annesine gerçekten sarıldı. Cemil ile “kendi” evine gidip, babasının bağladığı kırmızı kuşak çözüldüğünde, bütün kırmızıları, bütün bağları, kurdelaları, Cemil’leri ve babaları bir çözülmeye bağladı... Sabah uyandığında kırmızı olan ne varsa çamaşır suyuna yatırdı. İyi adamdı Cemil. Evine bağlıydı. İçkisi, kumarı yoktu. Zaten daha ne olsundu. Sadece ayakları çok kokuyordu. Ama Hande o kokuya da, baba evinden başka bir evde aynı şeyleri yapmaya da çarçabuk alıştı. Bir yandan ikinci el, eski model dikiş makinesiyle, mahallede ona buna terzilik yapıp eve üç beş kuruş katkıda bulunuyor, diğer yandan da kızını büyütüyordu. Kocası daha sormadan onun kahvesini yapıyor, sırtının altına yastık yerleştiriyor, yarına hiç düş kurmadan uyanıyordu. Kızını okuldan almaya gittiği bir gün, bir ağaca yapıştırılmış bir afişe ilişti gözü. Profesyonel terzilik kursu. Fabrika dikiş makineleri eğitimi, eğitimden sonra iş garantisi. Altı aylık kurs. Türk Lirası. Hayatında ilk defa bir hayale daldı Hande. İçine kelebekler kaçıran, ona neşeli şarkılar söyleten bir hayale… Birkaç gün kafasında bu hayali kesti, biçti, yırtık hayatına teyelledi. İlk defa “neden olmasın!” dedi. “Olmasın” dedi, sonra “neden?” Sabah Cemil tam işe gitmek için kapıdan çıkacakken, “Cemil,” dedi. Duymazdan geldi kocası. Boğazını temizledi, titreyen sesini yokladı ve, “Cemil, bir şey isteyeceğim,” dedi kısık bir sesle. Cemil başını bile kaldırmadan ayakkabılarının bağcıklarını bağladı ve evden çıktı. Arkasından yetişti Hande. “Ben terzilik kursuna gitmek istiyorum,” dedi daha gür bir sesle. “Çıkarma böyle şeyler başımıza,” dedi kocası. Cemil’in koluna yapıştı, gözlerinin içine dimdik baktı ve, “Çok istiyorum. Sigortalı iş garantisi de var. Eve daha çok katkım olur, kızımızın istediklerini duymamış gibi yapmak zorunda kalmayız. Lütfen, hayır demeden önce bir düşün,” dedi. Cemil yürüyüp gitse de Hande’nin daha önce hiç karşılaşmadığı kararlı bakışları kaldı üzerinde. Akşam eve döndüğünde, “Kaç paraymış bu kurs,” dedi Cemil. Hande, içinde para biriktirdiği kavanozu mutfaktan kaptı getirdi, ikisinin arasındaki sehpaya döktü. “Kurs parasının yarısı burada. Diğer yarısını da kurs başladıktan birkaç ay sonra ödeyebiliriz,” dedi. “Çok mu istiyorsun Hande? Tamam be kadın madem bu kadar heveslisin.” Terzilik kursunu bitirip işe başladığı fabrikadan kazandığı aylığını aldığı o gün, önce kızını aldı okuldan. Cemil’i arayıp onu evlerinin sokağındaki pideciye çağırdı. “Ben ödeyeceğim,” dedi. Yolda bir topçuk çikolatalı dondurma isteyen kızına iki top dondurma aldı. Eve geldiklerinde kızı oyuncak bebeğiyle oynarken, Hande o oyuncak bebeğe, aslında çocukluğunda oynayamadığı tüm oyuncak bebeklere elbiseler dikti ve bir gün fabrikada usta başı olduğunu hayal etti. Televizyonun karşısında uyuyakalmış kocasına gülümseyerek bakarken, “Neden olmasın!” dedi. Kalkıp kendine bol köpüklü bir kahve yaptı. Fincanı ters çevirip fal kapattı. Falında üç vakte kadar gelecek bir kuş çıktı.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR