Öküz
18 Aralık 2018 Öykü

Öküz


Twitter'da Paylaş
0

Bana öyle bir güldü ki gülüşünün yarısı boşa gitti.  Toparlanmam birkaç günümü aldı. Kendime gelir gelmez yine karşısındaydım.

Karşısındaydım ama bu defa da boğazımdan birtakım hırıltılar dışında ses çıkmıyordu. Nutkum tutulmuştu. Cesaretimi yanıma almadığımı fark ettiğimde artık çok geçti. Ben çaresizlik içinde umutsuzca hırıldarken, dudaklarının kenarları yavaşça yanaklarına doğru yaklaştı. Bir çift gamze doğdu gözlerimin önünde. Sadece susup seyrettim, gamzeler bir anafor oluşturdu ve içinde kayboldum yine.

Ayıldığımda evimdeydim. Neler olduğunu hatırlamıyordum. Kendime geldiğimde:

Anafor beni buraya savurmuş demek, diye düşündüm. Hemen kendimi toparlayıp nutkuma bir çekidüzen verdikten sonra, evin içinde oraya buraya dağıttığım cesaretimi de yanıma alarak karşısına çıktım yine.

Ona aşkımı itiraf ettim. Mavi mavi baktı gözlerime. Sanki gözlerimden içeri ellerini sokmuş, aşka sarhoşu ruhumun yakasına yapışmış gibi hissettim. Pembe dudakları yavaşça aralandı ve arasından, "Sebep?" diye bir kelime çıktı.

"Aşkta sebep olur mu arkadaş? Sebep olsa onun adı aşk olur mu ya da? Sebepmiş. Ne bileyim ben sebep ne? Çok merak ediyorsan, al gözlerimi, git benim gözlerimle bak aynaya. İşte sebep karşında gördün mü?"

Diyemedim tabii. Bunca kelimeyi yan yana dizebilseydim yazar olurdum.

Ben bunları düşünürken, o çoktan ayrılmıştı bile. Götüm götüm eve gittim. Annemle babam bendelerdi o gece. Annem, üzerimde bir hal olduğunu anlamış, aile hiyerarşisine göre durumu babama aktarmış olmalı ki babam açık oturum izlemek yerine beni çağırdı yanına. Gerçi bu da bir açık oturum sayılırdı. Nitekim evin balkonuna çıktığımızda ve babam davudi sesiyle gürlemeye başladığında, mahallemin tüm akşamcıları balkonlarından rakıyla karışık akıl yağmuruna tuttular beni. Utanç, utanç olalı böyle kızarmamıştır bir suratta. Gecenin sonunda, babamın bana zorla içirdiği bir ufağın ardından sarhoş yüzsüzlüğüyle, "Size ne laaaynn,"  gibi bir şey haykırdığımı hatırlıyorum. Yanılmış olamam, nitekim yanağıma iki gün boyu yerleşen babamın beş parmak izi şahitti buna.

Babam ve annem ertesi günü memlekete döndü. Bense kaderime. Eve döndüğümde, yalnızlığım kapıda karşıladı beni. Babamın bana söylediği bir sözü hatırlattı ardından: "Oğlum sende çüke sürülecek akıl yok yeminle. Anangilin tarafa çekmişin sen kesin."

Ceketimi alıp, sokağa fırlarken, yalnızlığım arkamdan seslendi:

"Nereye böyle?"

Acil yanıtladım:

"Nöbetçi eczane arayacağım, aktar da olsa olur sanırım. Gidip çüke sürülecek akıl alacağım!"

Koşa koşa girdiğim eczaneden ve ardından kaça kaça gittiğim aktardan güzel bir sopa yedim. En son hatırladığım ya da hayallediğim, mahalle esnafının arasındayken, aktargilin suya gönderdiği eşeğin, ağır aksak adımlarla yanımıza gelmesiydi.

Ayıldığımda evimdeydim yine. Bu defa yumuşak ve sıcak bir çift bacağın üzerindeydi başım. Şişmiş kapaklarını aralamaya çalıştığımda, gözlerim bir deryaya dalıp gidiverdi. Kendimi zorlayıp doğrulmaya çalıştım. Narin elleriyle başımı bacaklarına yatırdı tekrar o deryanın sahibesi. Ben de yediğim bir araba dolusu sopayı, aklımdaki kömürlüğe bırakıp geri döndüm ve öylece ona baktım. Gerçekti. Mavi mavi bakıyordu yine. Elim ayağım birbirine karışmadı bu sefer. Cesaretim, nutkum, aklım kısaca her şey yerli yerindeydi. Derya, usulca dalgalanıp dile geldi ardından:

"Geçen gün için üzgünüm. Bilmiyorum beni affeder misin? Biraz karışıktım…" gibi bir şeyler çıktı ağzından. Sesi geldi, yanaklarımı okşadı. Kulaklarımda mola verdi ve sonunda olduğu yerde kaldı.

Bahar öğleden sonralarında, güneş odama yüksekten, penceremin üzerinden girip tüllerin arasından sızardı. Çok romantik gelirdi bana. İstesem öyle bir an yaratamazdım ve şimdi tam da o ânın içinde, dizlerindeydim. Narin birer beyaz güvercini andıran elleriyle saçımı okşuyor ve yüzüme dökülen uzun sarı saçının arasından sızan güneş, yüzünün arkasında bir hale oluşturuyordu. Hayatım boyunca bu kadar yakından görüp görebileceğim belki tek güzel kızdı.

Bu arada bir yandan da kulaklarımda kalan son sözlerini beynime ittiriyordum ama ya sözleri inat ediyor ya da ben, yeterince kuvvetli ittiremiyordum. Bildiğim tek şey, o an için beynimin zamanı dondurmasıydı. Beynimdeki devrelerden biri, onunla hiç durmadanselfie çekiyor ve o ânı sonsuzlaştırmaya çabalıyordu.

Bir ara, "Nasıl girdin sen buraya?" gibi, olan için son derece anlamsız bir soru cümlesi döküldü dudaklarımdan.

"Evin kapısı açıktı,” dedi gülümseyerek. Gamzeleri dudaklarının hemen kenarına kaymaya çalıştı. Güzellik bir gamzenin hareketinde kendini buldu ilk defa. Ardından dudakları dudaklarıma yaklaşmaya başladı. Mavi gözleri ve pembe dudakları giderek daha da yaklaşıyordu. Ilık nefesini hissedebiliyordum artık. Tanrım! Bu kız, koskoca bir çölün kumlarını sadece bu nefesle oradan oraya savurabilirdi. Başım döner gibi oldu, sonra durdu. Dudakları dudaklarıma temas etmek üzereyken, gözlerimi usulca kapatıp, başımı diğer yana çevirdim ve, "Olmaz!" dedim.

Doğal bir kavisle uzayan kaşlarından biri yukarı kalktı. Çıplak bacaklarındaki tüylerin diken diken olduğunu hissettim yanağımda. "N-na,  nasıl yani?" dedi sonunda kekeleyerek.

Elimle kapıyı gösterdim. "Geç oldu, git artık. İlgilendiğin için teşekkür ederim." Akşamüzeri dört ya da beş olmalıydı saat. Gitmesi için başka bir bahane bulamamıştım.

Hızla kalktı, mükemmel fiziği attığı her adımda salınımına hayran olduğum saçları ve kalçalarıyla kapıdan çıkarken son bir kez baktı bana. Kapıyı çarparken, havada asılıp kalan sesini bıraktı geride son bir kelimeyle: "Öküz!"

Geride bıraktığı o "Öküz"le göz göze geldik: "Neden reddettiğinin mantıklı bir açıklaması vardır umarım?" dedi. Sesinde meraktan çok kuşku vardı.

Sessiz kaldım. Belki de o an aradığım şeydi bu demli sessizlik. Huzurlu ve dingin… Hissettiğimse aşktı ve aşk mutlaka biterdi. Ne yaparsan yap. Hayat gibi, tutkular gibi. İlahi bir hükümdü bu, kaçınılmaz. Ne zaman biteceğine karar verebildiğimce güçlü ve özgürdüm. Bu yüzden önemli olan, başlamak değil, bitirebilmeyi becerebilmekti.

Öküz,odanın boşluğunda bir sigara dumanı gibi kaybolurken derin bir nefes alıp öbür yanıma döndüm. Gözlerim, yorgunluk ve yediğim dayaktan olsa gerek, kendiliğinden kapandı. Uyumak güzeldi. Her şeye rağmen…


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR