Önemli Değil
3 Ocak 2020 Öykü

Önemli Değil


Twitter'da Paylaş
0

Her pazar öğlene kadar yataktan çıkmaz, karısının kahvaltıya çağırmasını beklerdi. Bu sabah karısından önce kalktı.Yüzünü bile yıkamadan, sigara paketini alıp balkona çıktı. Eylülün serinliği pazarın sessizliğine karışmıştı. Uzaktan gelen tanıdığı bir ezgi sessizliği bozuyordu. Sisin içinde gizlenen dağa baktı, “Ne tuhaf, bu ikimizin de en çok sevdiği şarkı," diye mırıldandı. Mesleğini konuşarak kazanmasına rağmen karısıyla son günlerde konuşamadığını düşündü. Söylemek istedikleri derinliğinde gizlenmişti. Her gün konuşmayı deniyor, başaramıyordu. Kolay mıydı sanki! Tabii ki değil. Ona, senin çocuğun olmuyor, seni boşayacağım demek. Bu kararı vermek çok zor olmuştu. Her iş dönüşü parkın yanından geçerken çocukların sesini duymamamak için adımlarını sıklaştırırdı. Yine de gölge gibi takip eden baba olma isteği peşini bırakmıyordu. Bunu ona anlatsa kendisini anlar mıydı? Ayrılmak istediğini hangi dille anlatabilirdi? Hiçbir dil ağzından çıkacak sözcüklerin sertliğini yumuşatamazdı. Bencilleştiğini, sevgisine ihanet ettiğini biliyordu. Zamanı saymamıştı. Bildiği tek şey, hayallerinin eprimiş olmasıydı, umut onlardan çok uzaktaydı. Ya sorun bende olsaydı. Beni bırakır mıydı, diye düşündü. Cevabı biliyordu. Asla... Vicdan azabıyla karışık bir hüzün yayıldı içine.

Arkasına döndüğünde elinde çay tepsisiyle gülümseyerek bakan karısının gözleriyle karşılaştı. Duş almış, ıslak saçlarını arkada toplamıştı. Üzerinde uzun kırmızı elbisesi vardı. Karısının kahvaltı ister misin dediğini duymamıştı bile. Ellerinin titrediğini farketmemesi için çay bardağını masaya koymasını istedi. Bardağı sımsıkı tuttu. Çayın sıcaklığı elini yakmıştı. Karısına bakarak, “Seninle konuşmalıyım,” dedi. Sesi karanlık bir kuyunun dibinden geliyordu.

“Hayırdır. Önemli mi? Benim de sana söylemek istediğim bir şey var,” dedi karısı.

“İstersen sen önce söyle.”

“Tamam önce bir çay alıp geleyim, sonra konuşuruz.''

Ona bakarak başını salladı. Beklerken, bir sigara daha yakıp her an batacak bir kâğıt gemiye benzeyen evliliğini düşündü. O da bunu hissediyor mu yoksa görmezden mi geliyordu? Sislerin arasından görülmeye başlayan dağa baktı. Gökyüzü maviye kavuşmak üzereydi.

“Geldim, canım,” diye seslenen karısına döndü. “Hiçbir şey yemedin, kek ister misin?”

“Yok, istemem.” Elindeki çayı masaya bırakarak yanına oturan karısına baktı. Ok yaydan fırlamıştı bir kere. Bugün her şey bitecekti. Uzun bir süre sessizce oturdular. Susuşunda gizlediği taşları dökmenin zamanı çoktan gelmişti. Kendini zorlayarak, “Bana ne söyleyecektin?” dedi. Yüzünü aydınlatan bir gülümsemeyle, “Sana bir sorum var, hayatta en çok istediğin nedir?” dedi. 

“Hiç düşünmedim,” derken yüzü kızarmıştı.

“Haydi söyle!”

“Önce sen söyle...”

“Canım! Bir bebeğimiz olacak,” derken sesinin yumuşak tını kalbini delip geçti.

Utanmıştı. İstemsizce avucunu sıktı. Gözleri yerde bir noktaya çivilenmiş. Günlerdir düşündüğü ayrılık kararının altında kalmış, nefes alamıyordu. Toparlanmalı, utanç toprağını üzerinden atmalıydı. Başını kaldırdı, sevgi dolu sözler söylemek istiyordu, konuşmak istedi, dili ağzında kenetlenmişti. Endişeli gözlerle, “Mutlu olmadın mı?” diyen karısına sımsıkı sarıldı. “Çok mutlu oldum, yıllardır bu ânı bekliyordum.”

“Peki sen bana ne söyleyecektin?” Kısık bir sesle, “Önemli değil,” dedi. Sesini kendi bile duymamıştı. Gözleri dolmuştu. Bunun pişmanlıktan mı, mutluluktan mı olduğunu anlayamadı.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR