Tolkien, aslında Hobbit’e ait olan yüzüğün bulunuş hikâyesini Yüzüklerin Efendisi’nin farklı kısımlarında, farklı şekillerde aktarır.
Tolkien’in yarattığı Orta Dünya’da neler yok ki – kıyafetler, silahlar, yiyecek ve içecekler, anıt taşlar, abidevi heykeller ve bunların yanı sıra harikulâde mücevherler, sihirli yüzükler, efsanevi kılıçlar ve kadim tılsımlar. Üstelik bunların çoğundan öylesine doğaüstü bir aura yayılır ki, tek bir obje birbirinden farklı pek çok şeyi temsil eder: taşlar (dikilitaşlar, Gören Taşlar, harabeler), ağaçlar (uyanan, yürüyen, uyaran ağaçlar), yollar (kadim adımların izlerini ve hatırlarını belleğinde barındıran duyarlı ve canlı patikalar). Ama bazı şeyler olabildiğince sıradandır, tıpkı askerlerin istihkakı ya da teçhizatı gibi. Bazı şeylerse olabildiğince kapsamlı – topyekûn patlak veren savaş, seferberlik halinde Orta Dünya’yı bir uçtan öteki uca kat eden ordular, farklı saiklerle ve itkilerle harekete geçen halklar.
Bütün bu olayları düşündüğümüzde Orta Dünya sakinlerinin oldukça materyalist, hatta zaman zaman aşırı hırslı olduklarını söyleyebiliriz. Elfler yüz yıllardır Silmaril adı verilen eşsiz mücevherler için mücadele eder, tamahkârlıklarıyla her gün daha derini kazan Cüceler elde ettikleri hazineler karşısında ejderha hastalığına tutulur, Hobbitler ise aile ya da arkadaşlarından araklamaya yeltenecek kadar kıskanç ve paragözdür. Orta Dünya’nın kurgusal zenginliği somut nesnelere, mallara ve menkullere, hazinelere ve zenginliklere verilen bu önem sayesinde elle tutulur bir gerçeklik kazanır.

Yine de bütün bunlar hâlâ çok tuhaf. Zira Tolkien’in kurgusal Orta Dünya’sı, günümüzde “folklorik korku” olarak adlandırılan ürkütücü İngiliz anlatılarının temelinde yükselir. Aşina olduğumuz pek çok nesne ya da şey, kaynağını bu anlatılardan alır: perili harabeler, taş çemberler, ölümsüzler, bilmecelere ve tekerlemelere saklanmış gizemler, batıl inançlar, şifalı bitkiler, büyüler, eski yazıtlar, şifreli el yazmaları, saklı metinler, doğa ruhları, kendine özgü bir bilince sahip görünümler, okült ayinler, uyarıcı maddeler, farklı zihin durumları, kriptobotanik, kriptozooloji, sular altın kalan ve bulunmayı bekleyen araziler, zamansal bozulmalar – kısacası hemen hemen her yerde karşımıza “Tekinsiz” bir şeyler çıkar.
Zaman içerisinde tiyatro sahnelerinden önce perdeye ardından da ekranlara aktarılan bu zengin miras, yapımcılar ya da yazarlar tarafından oldukça farklı biçimlerde yorumlanıp geliştirilir. Dolayısıyla Tolkien’in çalışmaları bize hem aşinadır hem yabancı. Ve bu ikilem sadece nesnelerle sınırlı kalmaz. Örneğin farklı yorumlarını gördüğümüz eve dönüş teması: Bilbo, Frodo ve Sam sık sık eski yaşamlarını anımsar ve evin özlemini duyarlar. Aynı tema Aragorn için henüz bulunamayan bir yere dönüşürken Thorin’in bölüğü için kaybedilen bir yerdir ve acı verir.

Tek bir nesnenin yol açtığı farklı gerçeklik algıları son zamanlarda felsefe tarafından sıklıkla ele alınan bir konu. “Nesne Yönelimli Ontoloji” ya da “Spekülatif Realizm” adı verilen bu düşünce ekolü nesnelerle ilgili düşüncelere ve İnsanın varsayımlarının bu düşüncelerin perspektifine bağlı olarak nasıl değişim gösterdiğine odaklanır. Filozof Graham Harman’a göre “Bu nesnelerin insan-merkezli olmadıkları aşikârken ne oldukları belirsizdir.” Yani bu, şu demek mi: gerçeklik insanların değil de, nesnelerin bakış açısından algılanıyorsa şeylerin merkezinde insan değil ama nesneler mi var? Peki hangi nesneler? Graham Harman, doğrudan “nesne” kelimesini kullanmak yerine “obje” kelimesini kullanıyor ve onları belli maddelerle sınırlandırmıyor. Örneğin ağaçlardan atomlara, şarkılardan ordulara, bankalardan spor müsabakalarının alım-satım haklarına ve kurmaca karakterlere kadar her şey birer “obje” olabilir ve her şeye bu “objelerin” perspektifinden bakılabilir. Öyleyse etrafımız bize sürekli bakış açımızın ve idrak ettiklerimizin sınırlarını gösteren nesnelerle doludur. Spekülatif Realizm ise bize bu dünyanın, yani bizler tarafından anlamlandırılamayacak ve tanımlanamayacak bir şekilde nesnelerce yönetilen bir dünyanın varlığını haber verir. Hiç kimse bir çekiç olmanın ne demek olduğunu bilemez. Yarasa olmanın neye benzediğini az çok tasavvur edebiliriz belki ama örneğin Oxford Üniversitesi İngilizce Fakültesi olmanın ne anlama geldiğini hiçbir surette idrak edemeyiz. Radikal felsefeci Eugene Thacker bunlara “kör nokta” adını verir. Thacker’a göre “kör noktalar” ilelebet bir endişe kaynağı olmayı sürdürürler çünkü bilfiil dünya, insan kavrayışının çok ötesindedir.

Fakat bu duygu, yani dünyanın insan idrakinin ötesinde bir yerlerde oluşu hissi, – çalışmaları “Nesne Yönelimli Ontoloji” bakımından çok fazla örneğe sahip – Tolkien için düşüncenin beyhudeliğini gösteren kozmik bir kötümserlik sebebi olmaktan ziyade mucizevi şeylerin kaynağıdır. Mesela istediği takdirde genişleyip daralabilen ya da onu taşıyanı kendi iradesiyle terk edebilen “Tek Yüzük” hem kendi kendine karar alabilir hem de aşina olmadığımız türde, farklı bir bilince sahiptir.
Graham Harman plütonyumu “tuhaf ve yapay bir materyal” olarak niteler çünkü ‘hâlihazırda ilişkili olduğu bağlar ve bileşimler tarafından hiçbir surette tüketilemeyen farklı gerçekliklere sahiptir ve bunlar henüz belirlenememiştir.’ Öyleyse, pekâlâ Tek Yüzük de farklı gerçekliklere sahiptir. Ateşe maruz bırakıldığında ısınmaz ama yabancı dildeki bir cümleyi açığa çıkarır, parmağa takıldığı takdirde kişiye görünmezlik sağlar, kimilerinin karşı koyamadığı kimilerininse umursamadığı garip bir delilik aurası yayar. Bu açıdan bakıldığında Tokien’in çalışmaları “Nesne Yönelimli Ontoloji” ekolü için yeterince donanımlıdır. Zira tıpkı Yüzük gibi Palantίr de kendine özgü, hatta radyoaktif bir gerçekliğe sahiptir: bu gören küre Gandalf’ı etkileyemediği için Pippin’i kendisini Gandalf’tan çalmaya ikna eder, Denethor kadar Sauron’un da aklını karıştırır ama bu sayede Aragorn tarafından Sauron’a karşı silah olarak kullanılır. Üstelik gerçeklik algısında yaşanan değişimler sadece nesnelerle ya da temalarla sınırlı kalmaz. En basitinden Tolkien, aslında Hobbit’e ait olan yüzüğün bulunuş hikâyesini Yüzüklerin Efendisi’nin farklı kısımlarında, farklı şekillerde aktarır. Çünkü kilit öneme sahip olan bu sahne, merkezinde yüzüğün bulunduğu farklı bakış açılarına göre çok fazla gizli anlam ve gerçeklik içerir. Bu da bize nesnelerin – şeylerin – tanımını, görünenden ya da bilinenden çok daha ötesine genişletebileceğimizi gösterir. Misafirperverlik, uyku, şarkılar, türler ya da karanlık; kelimeler her zaman çok daha fazlasıdır.






