Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

19 Şubat 2025

Söyleşi

Çiğdem Sezer: "Hayat, düz bir çizgide ilerlemiyor. Farklı yaşamlar, farklı davranış biçimleri…"

Ayşe Yazar

Paylaş

0

0


Şiir, dünyayı algılayıp anlamlandırabilmenin en harika yollarından biri.

 

Ayşe Yazar: “Çiğdem Sezer Sözlüğü” diyebileceğimiz şekilde yaşadığı dünyayı biricikleştiren demlenmiş kelimeleriniz ve deyimleriniz var: “Fırfır Ali’nin değirmen taşı gibi,”,  “gözlerini cam misketler gibi devire devire bakmak...”  Günlük yaşamda dikkatiniz nasıl çalışıp böylesi söyleyişlere dönüşüyor?

Çiğdem Sezer: Yazarın, şairin “kendine has sözlüğü” olması, yazım serüveni adına sevindirici bir durum. Bu nedenle teşekkür ederim. Şiire, yazıya, kelimelere yani bir ömür emek verince onlar da size kendilerini en zengin halleriyle açıyorlar. Dünyaya açılan pencerenizi genişlettiğinizde gördükleriniz de çeşitlenip zenginleşiyor. Benim kelimelerle yapmaya çalıştığım da bu. Hem kendi içime hem de dışarıya imgesel, çağrışımsal bir bakışla yaklaşabilmek… Yani sizin “yaşadığı dünyayı biricikleştiren,” dediğiniz durum. Ki bu tespit de çok önemli benim için. Sanat, edebiyat yoluyla bunu başaramazsak başka hiçbir şekilde başarmak mümkün olmaz. Sıradan olanı, kelimelerle sıra dışı kılmak ve okurun imgeleminde de bunu canlandırabilmek… Bir yandan kelimeler sizi başkalaştırırken öte yandan siz de kelimelere daha zengin çağrışımlar yükleyebiliyorsunuz. Çift taraflı bir etkileşim yani. 

AY: Kitaplarınızı okuyunca hatıra şenliği başlıyor içimde. Karakterlerinizin çağrışımlarına okurun da kendi yaşamlarındaki detaylarla eşlik ettiğini görüyoruz. Yazdıklarınızla yaşamınız arasında nasıl bir döngü var?

ÇS: Yazdıklarımı yaşadıklarımdan süzüyorum çoğu zaman. Ama yazı öyle zengin bir araç ki onunla minicik bir yaşantı koskocaman bir deneyime dönüşebiliyor. Edebiyatın büyüsü bu. Hayatın içinden karakterler seçince okur da onunla özdeşleşebiliyor. Yine kelimelere ve onların kullanım biçimine geliyor konu; hayatın içinden seçtiğiniz karakterleri kelimelerle canlı kanlı okurun imgeleminde yaratabilmek. Sizin “hatıra şenliği” dediğiniz şey bu; benim yazdıklarımın sizin imgeleminizdeki yaşantıları harekete geçirmesi. Bu, metnin okurda karşılık bulması anlamındadır ki iyi bir metnin yapması gereken de budur gerçekte. Aksi halde metin dayanaksız kalır. Hele de çocuk okur için yazıyorsanız…

AY: Şahika Hanım ile Nurgül sohbet ederken Nurgül, “Bazen kalbimin Şahika Teyze’nin guguklu saatindeki kuş gibi, kafesinden çıkıp çıkıp öttüğünü düşünüyorum,” diyor. İç ses kavramını somutlaştırıp okurlarınıza işaret ettiğiniz şey çok kıymetli. Çocuklar için yazarken önemsediğiniz hususlar neler?

ÇS: Sayısız husus var elbette ama öne çıkanları söylemem gerekirse, bir önceki soruya verdiğim yanıt ilk sırada yer alır: Metnin okurda karşılık bulması. Aksi halde zaten çocuk, okumayı içselleştiremeyecektir. Ders veren değil, okuma şenliği oluşturan bir metin olsun istiyorum. Okur zaten payına düşen çıkarımlarda bulunacaktır. Ve Nurgül’ün guguklu saatin kuşuyla kendi iç sesini örtüştürmesi… Bu köprüyü kurunca iç sorgulama da başlatmış oluyorsunuz. Okur kendi içine bakmaya, iç sesini duymaya önem veriyor. En azından siz ona bunun olabilirliğini işaret ediyorsunuz. Oluşturulan atmosferin çocuğun dünyasına denk düşmesi de çok önemli. Orada karşılığı yoksa bir anlamı kalmıyor yazılanların. 

AY: İthaf sayfasındaki bir cümle, sonradan roman kurgusu içinde Şahika Hanım’ın defterinde yerini alıyor. O cümle ithaf sayfasından oraya nasıl geçti?

ÇS: Romanın konusunu kapsayan bir alıntı o; insanın kendi hikâyesini yazması, en azından bunun için yollar araması. Bunu fark ettiğinde, kişi kendi içsel yolcuğunu da sorguluyor. Bu fark edişin küçük yaşlarda olması çok önemli: Bencilliği değil ama “ben” kavramını önemsemesi. Bunu olması gerektiği gibi yaptığımızda zaten çocuk “ben”in “biz” den büsbütün bağımsız olmadığını da fark edecek. Ama o “biz”in içindeki “ben”i oluşturan dinamikleri hep önemseyecek. Bazen sadece ithaftaki cümleden yola çıkıp bölümü kurgulamak mümkün olabileceği gibi bazen de bölümü yazdıktan sonra, hatta kitabı, en kapsayıcı cümleyi ithafa koymak okurun dikkatinin orada yoğunlaşmasını sağlayabiliyor. Çocuklar kendi hayatları hakkında fikir, söz sahibi olabilsinler istiyorum.

AY: Karacaoğlan’ın dizeleriyle babaannesinin türküsüyle tanışan Nurgül, Şahika Hanım’ın defterinden Oktay Rifat’ın dizelerini okuyor. Kamyon Kafe kitabınızda da okurlarınızı şiirimizin usta kalemleriyle tanıştırıyordunuz. Bu tercihiniz üzerine konuşmak isterim.

ÇS: Şiir, dünyayı algılayıp anlamlandırabilmenin en harika yollarından biri. Edebiyat tarihimiz olağanüstü şiirlerle, şairlerle dolu. Neden çocuklar bundan yoksun bırakılsın ki? Sadece bu iki kitapta değil, senin de bildiğin gibi diğer kitaplarımda da okurun yolu hep şaire, şiire ve hatta müziğe düşüyor bir yerde. Figâni’den Edip Cansever’e, Karacaoğlan’dan, Turgut Uyar’a kadar… Dünyaya bakışı farklılaştırıp zenginleştirmenin en olağanüstü yollarından birini, şiiri yani, çocuğun dünyasına sokmamak, onlara yapılabilecek en büyük haksızlıklardan… Bu konuda sayfalarca yazabilirim ama bu söyleşi sınırları içinde kısaca şunu söyleyeyim; “başka bir dünya mümkün” düşünü kurmak/ kurdurmak istiyorsak, şiiri cebimizden eksik etmemeliyiz. O cep, bir kitabın sayfaları, bir romanın satırları olabilir. 

AY: İnsanlığın ilk zamanlarından beri yaşandığını bildiğimiz zorbalıktan nasibini alan Bedir’in yaşamındaki zorlukları yenmesinde ve kendisine bir alan yaratmasında Nurgül’ün desteği yadsınamaz. Nurgül’ün meslek seçimindeki tavrını ailesine aktarırken Bedir’den ilham aldığını düşündüm. Bedir gibi birinin değişiminin tek yönlü olmaması ve Nurgül-Bedir arkadaşlığı üzerine neler söylersiniz?

ÇS: Tam da yapmak istediğim şeyi söylüyorsunuz, derim ilkin. Arkadaşlık, tek taraflı değil karşılıklı etkileşimle olgunlaşıp güzelleşir çünkü. Nurgül, Bedir’in zorbalarla baş etmesine yardımcı olurken Bedir de Nurgül’ün içindeki gücü dürtüyor. Baştan beri beslenip büyütülen bir güç o ama bazen insan fark etmeden geçip gidebiliyor. Nurgül geçip gitmediyse, ailesinin ona çizdiği yoldan değil de gerçekten yapmak istediği şekilde yürümeyi seçtiyse, Bedir’in de bunda rolü var. 

AY: Şahika Hanım ve Nurgül’ün babaannesi karşıtlıkları ve birbirlerinden farklı yönleriyle zaman zaman çatışmayı belirginleştiren ve okuru karşıt duygular arasında gelgitler yaptıracak şekilde olay kurgusunda yerini alıyor. Nurgül’ün deyişiyle “Dünya gezegeninin iki yarıküresi gibi bir yanı karanlık bir yanı aydınlık bir yanı güneş bir yanı yağmur,” misali savrulan okurlarınıza büyüme sancısının simülasyonunu yaşatıyorsunuz sanki. Anneler, babalar ve genç okurlarınız İçli Bir Çubuk Kraker’i okuduktan sonra romanınızdan, büyüme serüvenlerine neleri eklesin istersiniz?

ÇS: Onlar kendi seçimlerini yapacaktır kuşkusuz. Her okuma ayrı bir serüven çünkü. Karşıtlıklara özellikle yer verdim; böylece çocuk okur o karşıtlıklar arasında gidip gelirken kendi seçimlerini oluşturabilir. Hayat, düz bir çizgide ilerlemiyor. Farklı yaşamlar, farklı davranış biçimleri… Biz hangisine yakın duruyoruz? Hangi yol benim için daha zenginleştirici? Bütün bunları sorgulamak için o karşıtlıkları görmek zorundayız. Böylece kendimiz için bir yol oluşturabiliriz. O yol, farklı yaşamlardan toplanmış minik taşlarla örülüyor çoğu zaman. İstedim ki okur, kendi yol taşlarını kendi doldursun ceplerine. Ve o taşlarla örsün kendi yolunu. Şimdi karar okurun; ceplerine hangi taşları koyacak? Hangilerini alıp dağın ardına atacak? Ki attığımız o taşlar da verdiğimiz emek ölçüsünde yerini alacak yaşam serüvenimizde. İçli Bir Çubuk Kraker de o yolun bir yerinde alıp cebine koyduğu minik taşlardan olur umarım.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Basılı kitap dijital okumaya karşıOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Hülya Duman

15 Ocak 2025

Per Petterson ve Kitapları Üzerine 2

Evet, kafamızdaki şüphelerle üçlemenin ilk kitabında kalmıştık.Kahramanımız Arvid, boşanmanın eşiğindedir. Gençliğindeyse okulu bırakıp, fabrika işçisi olarak, zaten mesafeli olan annesinin tepkisini üzerine çekmişliği vardır. Bu arada anne altı yıl önce bir oğlun..

Devamı..

Başroldeki Ortam

Nihat Kopuz

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024