İlk Sürrealist manifesto bundan yüz yıl evvel yayımlandı ama sürrealist harekette sinemanın rolü hâlâ tartışılmaya devam ediyor.
Fransız yazar ve şair Andre Breton, Ekim 1924’te İlk Sürrealist Manifestoyu yayımlandığında bir asır sonra bile canlılığını koruyan bir hareketin fitilini ateşlemiş oldu. Belçikalı sürrealist sanatçı René Magritte’in Kasım ayında yapılan müzayedede 121 milyon dolara alıcı bulan ve Magritte’i Pablo Picasso ile Vincent Van Gogh gibi isimlerin yer aldığı yüz milyon dolarlık özel kategoriye dahil eden Empire of Light isimli eseri, bu durumun en belirgin kanıtlarından biri.
Sürrealist sinema, daha ilk andan itibaren onu diğer film türlerinden ayıracak nitelikleriyle kendini belli etse ve sürrealizmin görsel sanatlar üzerinde önemli bir etkisinin olduğu bilinse de, sinema üzerindeki etkileri uzun süre göz ardı edilmiştir. Sürrealizmle sinema arasındaki ilişkiyi akademik anlamda ele alan ilk kişiyse daha sonra bu konuda bir çok kitap da yazan Fransız dilbilim ve sanat uzmanı J. H. Matthews olmuş, konuyla ilgili ilk makale de 1962 yılında Criticism dergisinde yayımlanmıştır.
Matthews makalesine, sinema ve sürrealizm kelimelerinin çelişkili olduğunu belirten eleştirmen Marc Soriano’dan yaptığı bir alıntıyla başlar. Aksini kanıtlamaya kararlı olan Matthews, Breton gibi sürrealistlerin “insanı kendi dışına çıkarmak kapasitesi” sebebiyle sinemaya her zaman ilgi duyduğu iddiasını vurgular. Matthews’a göre filmler, izleyicinin dahil olduğu ancak buna rağmen gerçeklikten uzak olduğu rüyalara olan içsel benzerliği sebebiyle sürrealist türe oldukça uygundur.
“Sürrealistin sinemaya duyduğu ilginin merkezinde, gündelik gerçekliği aşmaya karşı duyduğu kaçınılmaz arzu ve ona, bunu yapabilme fırsatı sunan her tür araçtan faydalanma isteği bulunur.”
Matthews, 1928 yapımı La Coquille et le Clergyman (Deniz Kabuğu ve Rahip) örneğini verir ve bu filmin psikolojik sinemanın temsilcisi olduğunu dile getirir. Salt görselliğe dayanan filmin düzenli sekanslardan ve belirgin bir anlatıdan yoksun oluşu, Breton’un da belirttiği gibi izleyicide mesafe algısına, oryantasyon bozukluğuna benzer bir duyguya yol açar.

Luis Buñuel ve Salvador Dalí’nin Un Chien Andalou (Bir Endülüs Köpeği) ise, “sanatsal duyarlılığa ve seyirci aklına” yönelen “reddediş ve ikonoklazm” sebebiyle sürrealist sinemanın önemli örneklerinden biridir. Buñuel’in deyişiyle “kasten sanat karşıtı olarak tasarlanan bir çalışmadır” ve bu yönüyle seyirciyi hem cezbetmiş hem de aşağılamıştır.
Bu değerlendirmeye dayanan Matthews, sinemanın “zihni özgürleştirmeye hizmet eden bir araç” haline geldiğini belirtir ve sürrealist sinemanın sunulma biçiminin zamanla değiştiğini, bunun da büyük ölçüde finansman eksikliğinden kaynaklandığını ekler.
“Açıkçası bunu, Jean Levy’nin sürrealist öğeler yakaladığı King Kong gibi filmlere gösterilen ilgiden ve sürrealist hareketin hayal gücüne hitap ettiği için soruşturmalardan birine konu edilen Shanghai Gesture’dan anlıyoruz.”
Edebiyat alanında uzmanlaşan İspanyol akademisyen Paul Ilie, Matthews’un 1971 tarihli kitabı Surrealism and Film’i, “alana dair bir çalışma olmasından ziyade sürrealist olan ve olmayan, farklı dilde çekilmiş filmlerin sürrealist bir eleştirisi” olarak niteler. Ilie’ye göre Matthews hatalı bir metodoloji kullanmış, 1920’li ve 30’lu yıllardaki dokümantasyonu gözden geçirmekle yetinerek tema ve tekniklere değinmemiştir. Ayrıca “ eleştirel bir sözcük dağarcığından yoksundur” ve “kategoriler” konusunda başarısız olmuştur : “Fransız akademisyenlerin inancını sürdüren Matthews, Fransız sürrealizminin tek gerçek olduğu ve Breton’un da onun peygamberliğini üstlendiği fikrinden hareket etmektedir.”
Raphaëlle Moine ve Pierre Taminiaux, 2006 yılında Yale French Studies Journal’de yayımlanan makalelerinde, sürrealist sinemayla ilgili bir dizi meseleyi yeniden gündeme getirerek sürrealizmin başlı başına bir tür olmadığını, daha ziyade kurucu nitelik taşıyan program benzeri metinlere (manifesto) dayalı, estetik bir hareket olduğunu savunurlar. Sürrealizm aynı zamanda bir yaşam biçimi olarak sanatsal yaratımla ve kişinin dünyayla, kendisiyle, başkalarıyla, nihayetinde de toplumla kurduğu ilişkileri içeren devrimci fikirlerle ilgilidir. Sonuç itibariyle bu türün La Coquille et le Clergyman ve Un Chien Andalou gibi münhasır örnekleri hem de doğrudan ya da dolaylı olarak ondan etkilenen ya da öyle okunan ve yorumlanan filmleri içerdiğini belirten Moine ve Taminiaux’nun görüşleri Ilie’den ziyade Matthews ile uyumludur ve onlar için sürrealist film, başlı başına bir yorumlama kategorisidir.






