Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

22 Şubat 2025

Öykü

Soğuk Bir Gecenin Panoraması

Mehmet Dinç

Paylaş

2

0


Turistler şehri terk edeli uzun zaman olmuş. Cumhuriyet Meydanı’nda, müzenin basamaklarında, Katolik Kilisesi’nin anıt kapısında fotoğraf çeken birkaç romantik dışında ortalık sakin görünüyor. Şehmuz’un Büfe’si ve Mavi Köşe’nin aralarında olduğu dört sıra basık dükkân kapanmış. Davut Selim’in çırakları etnik desenli kuruyemiş kovalarını içeri taşıyor. 

Yivli minarenin kenarından alt çarşıya iniyorum. Az çok eski, tuhaf şeylerle dolu Daba Müzik’in çiğ ışıkları, kemerli pencerelerin siluetini yere yansıtıyor. Ağır makamda ut çalan etli dudaklı, peltek müzisyen karşısında oturan genç turistin yüzünde kaybolan yıllarının izlerini arıyor.  

Kasaplar çarşısına doğru sokak daralıyor. Etraf çürük et ve sakatat kokuyor. Toynaklar ve boynuzlar kepenklerin eşiklerine gelişi güzel atılmış. Parlak tüylü bir kedi boyundan büyük kemiği kemiriyor. Kedinin yavrusu yakınından geçtiğimi fark ettiğinde gelişmemiş patilerine basarak telekom dolabının arkasına sığınıyor. 

Yıldız tonozlu abbaradan1 geçiyorum. Nalburcular çarşısı karanlık. Buradan yükselen çivi ve keskilerin ritmik harmonileriyle birleşen zımpara sesleri yıllardır suskun. Aşınmış basamakları inerken ayağımın boşluğa gelmemesine dikkat ediyorum. 

Rüzgârla dövüşmüş, güneşle pişmiş revaklı çarşı bir paravan gibi önümde açılıyor. Sütunların arasında yürürken turuncu renkli lambalar yüzümde gölge ışık oyunu oynuyor. 

Köşeden sapıyorum. Sonra bir köşe daha dönüyorum. Paşavatlar’ın, çarpık yürüyüşlü çırağıyla burun buruna geliyorum. Bir an geri sıçrıyor. Gözlerindeki çocuksu ifade büyüyor. Ensiz omuzunda taşıdığı tepsideki Süryani çöreklerini kontrol ediyor; dizilimlerinin bozulmadığını anladığında yüzündeki endişe siliniyor.     

Hasan Ammar’ın uzun ve dik yokuşunda vücut yapısı iyice bozulmuş bir adamı geride bırakıyorum. Caddenin hemzemini son basamağı çıkıyorum. Yaprak Balıkçısı’nın kenarında nefesimin düzelmesini bekliyorum. Karın kasları gevşemiş orta yaşlı, yorgun balıkçı parçaladığı sebze kasalarıyla ateş yakıyor. Sağrısı titreyen bir köpek alevlere yanaşıyor. Adam tekme atacakmış gibi hayvana gözdağı veriyor. Köpek hızla soluyor ve kuyruk sallıyor. Yolun karşısına geçiyor. Bir an dönüp arkasına baktıktan sonra Suphiye’nin beklediği sokağa doğru koşuyor. 

Suphiye, fason mal sergileyen bohçacılar gibi ayakta dileniyor. Aralık soğukları daha fazla beklemesine imkân vermiyor. Boş mendili yerden alıyor; yılların, mevsimlerin, tozların ve lekelerin eskittiği kül rengi pardösüsünün cebine koyuyor.

Uğurgel Kuyumcusu’nun vitrinine yanaşıyor. George Usta gözlerini yarım kaldırıp ona bakıyor. Sonra iki elinin arasında tuttuğu paraları saymaya devam ediyor. İlgisizlik Suphiye’nin canını sıkıyor. Kamburunu biraz daha büküyor. Bastondan destek alıyor. Faysal Amca’nın bakkaliyesini incelediğinde içinde bir umut yeşeriyor. Dış sehpada sergilenen bisküvileri gösteriyor. 

“Bunları parasız mı satıyorsun acaba?”  

Faysal Amca’nın bir asrın dörtte üçünü aşan ömrü işitme engelini büyütüyor. Dükkânın tarihiyle ilgili soru sorulduğunu tahmin ediyor. Bazalt taşlarla döşeli yolu gösteriyor. 

“Dükkânım iki metre ilerdeydi. Belediye başkanı yıktı, yol yaptı.” 

Uzun boyu göze batan ve o kadar güzel görünmeyen bir kadın ile bir adam orta çağdan kalma Şahmeran Sokağı’ndan iniyor. Bebek taşıyan kadın mutlu görünmüyor. Geçebilmeleri için kenara çekilmem gerekiyor.   

Şehrin doğu tarafında yaşam giderek tenhalaşıyor. Avizeleri, camları, kaldırıma taşan şemsiyeli yeşil güneşlikleriyle İzla Otel yılın sessiz zamanlarını yaşıyor. Beyaz gömlekli garson atılacak eşyaları kapının önüne koyuyor.

Mini çöp arabasının hantal sesi duyuluyor. Hıdır, üzerindeki iş elbisesiyle tıngırdayan karoserin arka kapısına yapıştırılmış belediye logosu gibi görünüyor. Park yasağı saksılarının kenarına bırakılmış çöpleri almak için kasaya iki defa vuruyor. Araç duruyor. Park lambalarını yakıyor. Hıdır kaldırıma atlıyor. Kısa boyuna göre uzun kolları arasına aldığı büyük çöp torbalarını arabaya fırlatıyor. 

Ayağını katlanır basamağa yerleştireceği esnada araba hareket ediyor. Sonra duruyor. Hıdır peşinden koşuyor. Araç bir kez daha hareket ediyor. Bana dönüyor. Yarıda kalan bir sohbeti sürdürür gibi konuştuğunda yüzündeki kekre ifade büyüyor. 

“Gün boyu eşekle çöp topluyorum. Akşamları da bu eşeğin peşinde koşuyorum.” 

Aracı mı gösteriyor şoförü mü pek anlaşılmıyor. Bir çöpten ötekine geçen tez canlılığı, tükenen bir sabrı beraberinde sürüklüyor. 

“Temizlik müdürü aynı adam mı?” diye soruyorum.

 “Tanıyor musun?” diyor.

“Galiba?“   

Duruyor. Alnının ortasından başlayan şişkin burnunu bileğinin sırtıyla siliyor. 

“Gücü bana yetiyor. Yaşlı eşekler ve akşam mesaisi benim payıma düşüyor.” 

Yorulmak bilmez bir çabayla çalışıyor. Bu defa araca yetişmeyi başarıyor. Üçyola ulaştıklarında elektrikler kesiliyor. Araba farlarıyla yol açarak karanlığın içinde ilerliyor. 

“Konuştuklarımız aramızda kalsın,” diyor. Gür sesi bir sırrı ifşa eden ironik bir durum oluşturuyor. Serzenişte bulunmak Hıdır’ı hayatta tutmaya yetiyor. Araba, Hamidiye Camii’nin köşesinde gözden kayboluyor. 

Soldaki yola yöneliyorum. Hantal cepheli Elden Pasajı ve tozlu hukuk bürolarının önünden geçiyorum. Elektrikler geliyor. Sabancı Müzesi’nin ön cephesi taş ve ışığın akıl almaz zarafetiyle parlıyor. Cam kabinde sergilenen kiremit renkli elli iki model Chevrolet bu pitoresk görüntünün içinde estetik bir detay olarak yer alıyor.   

Eski Adalet Sarayı’nda yol bitiyor. Suskun ve avluları karanlık evler başlıyor. Bab-ı Sor Hamamı’nın bacasından sokağa dökülen kömür dumanları genzimi yakıyor. Bir süre soluğumu tutuyorum. Hiltilerin canına okuduğu, pencereleri oyulmuş, etrafa hüzün saçan konağın yüksek duvarlı ön cephesinin altından geçiyorum. 

Güney surunun kemerinde dolaşan bir adam saat dokuzu çeyrek geçtiğini bağırıyor. Bu bir işaretmiş gibi elindeki şarap şişesini bir tören havasıyla kaldırıma fırlatıyor. 

Olması gereken yere düşsel olarak konumlandırdığım şehrin doğu kapısından çıkıyorum. Her şey geride kalırken kimi tıraşlama ve beton, kimi sonradan görme ve çirkin görünüşlü eklentilerle yüzleri ve yaşantıları silinen evler içimde büyük bir yara açıyor.

1 Üstünde yaşam alanı bulunan alt geçit. 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Kemal Tahir'i Yeniden Okumak, Yeniden ..Doğan Hızlan
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

S. G. -. J. Smith

25 Kasım 2025

Roman ve Öyküde Karakter Gelişimi

Kurgusal metinlerdeki karakterlerin gerçek yaşamda karşılaştığımız insanlara benzemesi ancak inandırıcı bir karakter gelişim süreciyle mümkün. Hikâyeler insanları anlatır – ana karakter bir kedi, bir ağaç ya da başka bir varlık olsa bile. Büyük eserlere imza atan isi..

Devamı..

Batı Dünyasını Şekillendiren İznik Kon..

F. Butler-Gallie

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024