Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

18 Şubat 2025

Edebiyat

Ovidius’un Dönüşümler’ini Çevirmek

Jhumpa Lahiri

Paylaş

1

0


Çoğu metnin büyük bir kısmı zihnime kazınmış olsa da, önümdeki İngilizce metni düzenlerken orijinalini neredeyse hiç hatırlamadığımı fark ediyorum.

Ovidius Dönüşümler’in ilk kitabında dünyanın nasıl kaostan yaratıldığını anlatır. Fakat yüz elli satırdan kısa bir süre sonra insanoğlunun aynı dünyayı nasıl mahvettiğini okuruz. Dünya bütünüyle yozlaşmış, çürümeye, dolandırıcılığa ve ihanete teslim olmuştur. Tanrılarsa elbette boş durmaz ve bir sel, Jüpiter’in marifetiyle insan yaratımı olan her şeyi enkaza çevirir. Bu felakette yalnızca iki kişi sağ kalır, Pyrrha ve Deucalion. Aynı zamanda kuzen olan çift, selden kurtulmak için kullandıkları salla Paranassus Dağı’nın eteklerine sürüklenir, orada kıyıya çıkar. Çift, Jüpiter’in suların çekilmesine izin vermesiyle birlikte Delphi Tapınağı’na ulaşır, tapınak merdivenlerinde secde ederek Titan tanrıçası Themis’e yakarmaya başlar: Gelidoque pauens dedit oscula saxo. Yani, “Her ikisi de yere eğilip soğuk kayaya öpücükler kondurdular.” Tanrıça bu saygılı çifte acır ve şöyle der:

Tapınaktan ayrılın, 

başınızı örtün, kuşandığınız giysileri çözün 

ve atın arkanızdan Büyük Ana’nın kemiklerini!*

Deucalion ve Pyrrha, Themis’in bu sözleri karşısında sessizliğe gömülürler. Nihayetinde Pyrrha, böylesi bir üslupla annelerinin hayaletini kızdırmanın kendisini dehşete düşürdüğünü söyler. Hemen akabinde olanlarsa güçlü bir yorumlama içerir – fakat ben bunu çeviri eylemi olarak adlandırmak istiyorum:

Bu esnada geri giderler gizemli yere, verilen kehanetin 

belirsiz sözlerine hem kafa yorarlar hem yorum yaparlar.*

Deucalion biraz düşündükten sonra Themis’in sözlerinin birebir değil de, mecazi olarak anlaşılması gerektiğini iddia eder:

Sonra Prometheus’un oğlu, Epimetheus’un kızını gönül okşayan 

sözleriyle yatıştırır ve “Ya ben yanılıyorum” der 

“ya da (kehanet kutsaldır ve caiz olmayan hiçbir şeyi salık vermez) 

Büyük Ana topraktır; kemikler olarak, toprağın bağrındaki 

taşların ima edildiğini düşünüyorum: 

Bunları, arkamızdan atmamız buyruluyor.”*

Themis teknik açıdan farklı bir dilde konuşmasa da, kelimeleri kullanış biçimi muallaktır ve anlam ancak Deucalion’un özenli deşifre eylemi sayesinde netleşir. Peki çeviri,  anlamı netleştirecek kelimeler üzerine düşünmek değilse nedir? 

Ovidius, Deucalion and Pyrrha’ya atmaları salık verilen taşlar için lapis (göklerin taşı) kelimesini kullanır ki, lapis, Themis’in kutsal tapınağında yer alan ve metinde saxum (kaya) olarak geçen taşlardan farklıdır. Ancak bölüm ilerledikçe Ovidius, her iki kelimeyi de birbirinin yerine geçecek şekilde kullanmaya başlar. Ovidius’un kemik ve taş arasında kurduğu ve metin boyunca devam eden muğlaklıksa Dönüşümler’in şiirselliğinin merkezinde yer alır – bu iki sert maddeden biri diğerinin yerine geçebilir ya da biri diğeri olarak okunabilir. Nihayetinde Pyrrha, Deucalion’un yorumuna ikna olur ve Delphi’nin tanrıça kâhinine itaat eden ikili sayesinde dünya yeniden insanoğlunun yuvası haline gelir. 

Üç yıldır Ovidius’un Dönüşümler’inin, The Modern Library için yeni bir çevirisi üzerinde çalışıyorum ve kısa bir süre önce bu paragrafı gözden geçirirken ani bir aydınlanma yaşadım. Themis’in Pyrrha ve Deucalion’dan talep ettiği görünüşte izansız hareket, aslında ben ve benim gibi çevirmenlik yapan herkesin göreviydi. Zamanı geldiğinde kaynak metnin “kutsal taşlarını” geride bırakmalı ve yeni zamanların talep ettiği yeni çeviriler üzerinde çalışmalıydık. Üstelik tıpkı Pyrrha ve Deucalion gibi kendimin de Princeton Üniversitesi’nden meslektaşım ve arkadaşım Klasik Latin Dili Profesörü Yelena Baraz ile birlikte çalıştığımı düşününce bu paragraf bana daha anlamlı geldi.

Dönüşümler gibi kanonik metinler üzerinde çalışırken çevirmenin içine dert olan psikolojik yükün bir parçası da kaynak metnin geride bırakılmasıdır. Kutsal addedilen bir şeye saygısızlık gibi görünse de, biz çevirmenler içimizdeki bu bit yeniğinden kurtulmadığımız sürece ilerleyemez, ortaya yeni bir metin koyamayız. Ovidius, Themis’in Deucalion and Pyrrha’ya verdiği için görev için fırlatmak, atmak ya da savurmak gibi anlamları olan iacere fiilini kullanır. Fakat bir şeyleri geride bırakmak için farklı bir sözcük daha kullanmış olabilirdi: relinquere (geride bırakmak, terk etmek). Fakat boğa kılığındaki Jüpiter ile birlikte suların ötesine geçen Europa’nın kıyıya son kez bakışını tasvir ederken işte bu sözcüğü kullanır. Aynı sözcük yedinci kitapta bir kez daha karşımıza çıkar. Bu sefer Medea, Iason’a olan aşkı için ailesini ve ülkesini geride bırakıp bırakamayacağını düşünmektedir. İngilizcedeki relinquish (vazgeçmek, feragat etmek) kelimesi de bu fiilden gelir. Tıpkı kutsal bedenlerden geriye kalanların – ki, bunlar genelde kemiklerdir – saklandığı kutu için kullanılan reliquary kelimesi gibi. 

Şu an üzerinde çalıştığımız Dönüşümler çevirisinde relinquere kelimesini, tipik olarak terk etmek kelimesiyle karşılıyoruz: Bütün bir metnin en önemli tematik dayanaklarından biri. Terk etme, kendinden ebediyen şüphe edilecek çeviri eylemini cinaslı bir söz oyunuyla özetleyen İtalyanca “traduttore-traditore” (mütercim ihanet edendir)  ifadesine de gayet uygun bir sözcük; zira terk etmek hani neredeyse bütün ihanetlerin olmazsa olmaz parçasıdır. Fakat her ne kadar bu anlayışta bir doğruluk payı olsa da, çevirmenin kaynak metni fırlatıp atması (iacere) ya da geride bırakması (relinquere) kuşkuyla karışık bir korkuyu da beraberinde getirir. Dönüşümler’i yazarken Ovidius da benzer bir durumla karşılaşmış olmalı. Üstelik o, yalnızca geçmişten gelen Roma epik şiirini değil, Antik Yunan mitolojisinin muazzam cephaneliğini de Latince olarak dile getirmek zorundaydı. 

Bu yazıyı yazarken Yelena ile birlikte iki buçuk yılda tamamlamış olduğumuz ilk çeviri taslağının revizyonunun anca yarısındayım. Çevirinin ilk taslaktan çok daha meşakkatli olan bu ikinci aşamasıysa aslında bir geri gidiş eylemi: Geriye bakmak, bunu yaparken Latinceyi geride bırakmaya çabalamak, hiç değilse günümüze evrilen modern İngilizceyle Latince arasında makul bir mesafe bırakmaya uğraşmak. Fakat bu aynı zamanda hem önemli bir geri dönüş hem de yeni bir yolculuğun başlangıcı. Zira çoğu metin büyük bir kısmı zihnime kazınmış olsa da, önümdeki İngilizce metni düzenlerken orijinalini neredeyse hiç hatırlamadığımı fark ediyorum. Aklımda tutmam gereken öyle çok şey var ki, simgesel olarak geride bıraktığımız tek şey metnin kendisi değil, aynı zamanda içerdiği imgeler, ifadeler, yapılar – kısacası ince detayları oluşturan her şey. Latince ya da Eski Yunanca destanların altı ayaklı dize ölçüsü, edilgen yapılara olan yatkınlığı, karmaşık karakter adlandırmaları, bütün metinde kasıtlı olarak yalnızca bir kez kullanılan kelimeler, aman uzak durun bizden! Bunlar Ovidius’un okurlarının gözlerini kamaştırmış olabilir ama modern okur bakımından anca metnin anlaşılmasını engelleyen yüksek birer duvar olur. 

Ovidius’un metninin hayatımın büyük bir kısmında benim için mihenk taşı görevini gördüğünü ve ilk kez üniversitede okuduğum bu metne o zamandan beri inanılmaz bir saygı duyduğumu söylersem aslında ne söylemiş olurum? Varlığının bana güven verdiğini, bana üzerinde ayakta durabileceğim güçlü bir zemin sağladığını, fırtına kopup da dalgalar kabardığında tutunabileceğim bir dayanak olduğunu. M.S. 8. yüzyıldan bu yana değişmeden kalan bu metin, hayatta bir şekilde değişmeden kalan bir şeylerin de olabileceğini söylüyor. Benim açımdan Kutsal Kitaplara en yakın olan metin Dönüşümler. Tıpkı Mezmurlar 78:35’te söylendiği gibi: “Ve Tanrı’nın onların kayası olduğunu, Yüce Tanrı’nın onların kurtarıcıları olduğunu anımsıyorlardı.” Fakat buna rağmen son üç yılda yaptığımız şey orijinal metni değiştirmekti ve bu çevirinin benim açımdan asıl önemi, içimdeki mihenk taşını radikal bir dönüşüme uğratması oldu. Metin şimdi içimde damarlanıyor, tıpkı taşların damarlandığı gibi – Ovidius, vücudumuzdaki damarların nasıl olup da taşlardaki damarlardan türediğini anlatır. Dönüşümler’le bu denli fazla vakit geçirmenin bendeki bir etkisi de, yere daha sağlam basmak, yeryüzünün gerçek bir parçası olduğumu hissetmekti. 

Eskiden Wellfleet’teki Cape Cod’da çocuklarla birlikte sahile iner, okyanus dalgalarının körfeze sürüklediği kıyıya vurmuş taşları toplardık. Hepsi birbirinden olabildiğince farklı onlarca taşı oğlumun fermuarlı svetşörtünün kapüşonuna doldururdum ve o da bu yükü, kum tepelerinin ardında bizi bekleyen arabamıza kadar memnuniyetle taşırdı. (Dönüşümler’in beşinci kitabında Proserpina, Plüton onu kaçırmadan hemen önce topladığı çiçekleri yalnızca sepette değil, giysisinin kıvrımlarında da taşır.) Sahil boyunca yürürken, avımın izini sürerken yüzüm dalgalara ya da ufka değil, ayaklarımın altında ezilen kuma dönük olur, kim bilir, belki de şu eski deyişin de söylediği gibi taşlar uğruna suları yitirirdim. Sonra eve gider, topladığımız taşları yıkar, onları görünüşlerine göre ayırırdım. Kimilerini arka bahçedeki ince çam ağaçlarının altına atar kimilerini de bizden sonraki kiracılara hoş bir sürpriz olsun diye giriş kapısının yan tarafına dizerdik. Wellfleet’ten ayrılırken çoğunu geri götürmüş, Brooklyn’deki küçük arka bahçemize serpiştirip saksıların dibine yığmıştım. Hatta havanın soğuk olduğu günlerde bir kısmını şeffaf kavanozlara doldurup masama koyduğum, onlara baktıkça o uçsuz bucaksız sahilleri ve kum tepelerini anımsadığım olurdu. İçlerinden biri hâlâ masamda durur ve zaman zaman bu taşlara bakmadan, taşları izlemeden konsantre olamam. 

Aslında bunca taşı Wellfleet’ten Brooklyn’e taşıyarak onları yerlerinden ettiğimin farkındayım ama yine de bu davranış bir nevi sahiplenme, kendine mal etme olarak görülebilir. Fakat aynı zamanda bir seçme ve düzenleme eylemi – işte bu, hayır hayır öteki, evet o, ama şunu suya atalım. Tıpkı kelimeleri seçtiğim, ayırdığım, üzerlerinde çalışıp kimilerini geride bıraktığım ve kalanlarla devam ettiğim gibi.  

Çeviren: Fulya Kıınçarslan

* Yazarın Dönüşümler’den yaptığı birebir alıntılarda Yapı Kredi Yayınları, Asuman Coşkun Abuagla çevirisi kullanılmıştır. 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ferit Edgü ve Sanat Yazını Üstüne NotlarErhan Sunar
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

A. Dilek Şimşek

3 Temmuz 2025

Rebecca Solnit, Bana Bilgiçlik Taslaya..

Her bölümde şiddete uğrayan kadın hikâyeleri, kanıt ve yorumlarla sunuluyor, çözüm aranıyor.Çevirmen Asude Küçük’e teşekkür ederek başlamak istiyorum. Kültürü ve metaforları başka bir dünyaya ait olsa da derdi evrensel, zorlu bir kitabı öyl..

Devamı..

Sylvia Beach, Nazilere Meydan Okuyan K..

Katie Tobin

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024