Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

19 Şubat 2025

Edebiyat

Metin Aydın'ın Biblo Hayat Üçlemesi

Esengül Bozdağ Alan

Paylaş

0

0


Yazara göre, mekânlar ve nesneler, fiziksel varlıklar olmalarının yanı sıra toplumsal kimliklerin de inşa edildiği alanlardır.

Metin Aydın’ın yazma pratiği varoluş biçimiyle bağlantılıdır. Onun için bir varlık hali ve bunu yansıtma refleksidir. Yazarın kelimeleri, dilin potansiyelini kullanarak, bir anlamın peşinden gitme ve varlık inşa etme çabası taşır. Kurduğu dilde mizah ve öfke bir aradadır. Duygu ve düşüncelerin sınırsız evrenine dönüşür bu iki duygu. Yazdığı metinlerde dil, hem bir araç hem de bir düşünce biçimidir. Yazar, kelimelerle çevresindekilere düşüncelerini ve okuma yazma refleksini aşılamayı hedefler. Yazmak edimi, varoluşsal bir dünya kurma, bir bakış açısı geliştirme biçimidir yazılarında. Bir devinim, bir dönüşüm, bir anlam arayışı içindedir. Mizahi dokunuşlar ve yer yer öfkeli çıkışlarla iç dünyasının yansıması olarak okurun zihninde iz bırakır. Kendisiyle ve herkesle uğraşan, kendi kendine konuşan, konuştukça sinirlenen, yazdıkça hiddetlenen!.. Kurulu düzene kafa tutan edasıyla huzursuz bir ruh, ölüm üzerinden değil yaşam üzerinden hak barış, adalet, kardeşlik iddiası ile yola çıkan söylemleriyle yazmaya adanmış biri. Yazarın hayata dair gözlem ve deneyimleri, sosyal yapıları harmanlayarak, bireysel ilişkiler arasındaki etkileşimi ortaya koyar. Bu toplumsal normlar, kültürel değerler ve bireysel kimlikler, onun için fantastik bir uğraş olmaktan çıkmış ve hakikati sorgulama amacıyla, riyayı, korkaklığı, samimiyetsizliği gözler önüne serebilmenin aracına dönüşmüşlerdir.

Üçleme olarak Red Yayınevi (2024) tarafından okurla buluşan üç kitabından ilki olan Biblo Hayat kitabında, “Hayatta herkesin bildiğini söylemeye gerek yoktur’’ diyen yazar, sonrasında, herkesin bildiğini söylemesinin kendi payına düşen kısmını açık yüreklilikle, tekrar tekrar, söylüyor. Aydın, seçimlerimizi ve kaybettiklerimizi sorgulamamızın yolunu açarak,“Her seçim bir kaybediştir, birini seçersen ötekini kaybedersin.” diyen Pascal’ı hatırlatıyor. Üryan isimli şiir kitabında: “ayaküstü hüzünler değil bunlar / zor dikiş tutar bu yara / serde kürtlük varsa’’ derken ki öfkeli dilini; ait olduğu toplumun (yer yer) ahlakçılık taslamasına ve dahi şiddet diline teşne olmasına bağlıyor. “Aydın” kimliğini taşıyanların coğrafyamızda “yüzeysel, toptancı yöntem, jakoben ve totalleştirici anlatılara” yöneldiklerini belirtiyor Metin Aydın. Siyasetle yıllardır hemhal olmuş “kimlik sorununu” da çözebilme iddiasında olanların istifade edebileceği bir “sistem” çıkaramamalarının patolojik bir durum olduğunu önemle vurgular. Toplumu “hasta”, siyasete soyunmuş bazı melekesizleri de “yanlış tedavi veren doktorlar” olarak tanımlar! Sıradan halkın bir yere kadar siyasetle ilgili olmasını yerinde bulurken bu sorunun yanlış teşhislerle doğru tedavi edilemeyeceğini ifade eder. Metin Aydın, toplumu manipüle edenleri (özellikle siyasetçileri) kitabın ortasından eleştirir ve onların bazen “mağdur” bazen de “mağrur” rolüne girdiklerini söyler. Dönemsel olarak ortaya çıktıklarından, çocuklar üzerinden prim yaptıklarından bahseder… “Nasıl yapmalı?” sorusunu gündemleştirip, bizim üzerimizden, bizim adımıza kültür sanat vb. işler yapanların sadece kendi değirmenlerine su taşıdıklarını, özellikle AB destekli projelerin de sadece İstanbul’dakilerin ve benzeri tayfanın tekelinde olduğunu iddia eder.

Eşine ve yazmaya tutkuyla aşık, bu iki tutku arasında arafta kalmış yazarkolik yazarımız, siyasetle haşır neşir olsa da aslında iyi bir “aşk yazarı” olacak retoriktedir. Kendini “yazar yazmaz” biri olarak tanımlayan Metin Aydın için yazmak, var olma biçimi, ihtiyaçlar hiyerarşisinde en tepedeki eylem, yazma ve okuma eylemine müptezel! Onun yazılarında üzerine konuşulmuş karışık bir hikâyenin ortasında bulursunuz kendinizi. Kendince derdini ortaya koyan, çareler düşünen, sorular soran, öfkeye kapılıp dinginleşen, sonunda da olayı çözüme kavuşturan biridir. Tam da, “Ne anlatmak istiyor, deli saçması bunlar?’’ dediğiniz bir anda, olayın nihayete erdiğine tanık olursunuz. Okura sataşan, okuru diyaloga zorlayan yazar, kendisini meraklandıran bir konu hakkında sayfalar dolusu yazdıktan sonra; konuya açıklık getireceğini sandığınız yerde, kendine yakışır bir muziplikle, okuru merak içinde bırakarak hikâyeyi noktalar. Metinlerin giriş bölümü yok gibidir. Ana fikir bazen kendini sonuç bölümünde gösterir. Bu farklı yazı dili, okurda anlatılan bir hikâyeyi ortasından yakalamış hissi yaratır. Gereksiz bir tevazu içinde bulduğumuz yazar, “yazamıyorum” derken bile yazamama halini bir yazıya dönüştürür. Kürt olmaktan, bu coğrafyada yaşamaktan, üzerine yapışmış bazı etiketlerden sıkıldığını ifade eder... Klişe ve kanımca kadük bir cümlenin aksine coğrafyanın kader olmadığını ve bu girdapta boğulmamak gerektiğini, değişim ve dönüşüm için çare aranması gerektiğini dile getirir. Kendi gölgesiyle bile münakaşaya giren, öfkelenen, öfkelendikçe yazan, yazdıkça öfkelenen, hatta kendini galeyana getiren, hiddetlenen yazar; günlük meseleler üzerinden aslında başka bir meramını ifade eder. Kurduğu diyaloglarla okuyucuyla kavga eder, adeta tebelleş olur. Genellikle uzun bir anlatı ve uğraş sonunda aslında benden de, sizden de, bu coğrafyadan da adam olmaz ne haliniz varsa görün der gibi işin içinden çıkar. Dışarıdan bakınca dört başı mahmur gibi gözüken hayatını, kim ne der kaygısı gütmeden, tüm gerçekçiliğiyle, cesurca gözler önüne serer. Huzursuz ve durdurulamaz ruhunu yazılarında sergiler. Takım tutar gibi taraf tutmayıp, doğru bildiklerini desteklerken yanlış bulduklarını hiç kıvırmadan direkt söylüyor. Meramını anlatmak, sarf ettiği onca sözden sonra, öfkeyle ve ağız dolusu küfretmek yerine, nezaketini bozmayıp benden bu kadar demeye getiriyor. İnsanlara meramını anlatmayı, körler çarşısında ayna satmaya benzetiyor Metin Aydın. Onun yazınsal pratiği, hem bireysel hem toplumsal kimlikler, mekânlar ve zaman arasındaki dinamik ilişkileri sorgulayan derinlemesine bir düşünme biçimini yansıtıyor. Denemelerinde evinin kapılarını, ailesini, mahallesini, ana ocağını tüm samimiyetiyle gözler önüne seriyor… Böyle bir yazarla tanış olmak açıkçası ben gibi bir beşeri korkutuyor! Her şey bir anda bir metine tüm şeffaflığıyla konu olabiliyor çünkü. Bu anlamda, Metin Aydın’ın yazıları bir tür sosyolojik analiz halini alıyor; yazınsal biçimler, sosyal ilişkilerin, kimliklerin ve kültürel değerlerinin birer yansıması oluyor. Metin Aydın’ın yazılarında günlük hayatın sıradanlığı felsefi bir anlama dönüşüp, sıradan nesneler, fiziksel varlıklar ve durumlar yeni anlamlar kazanıyor. Bir küllük, eski, yorgun bir bilgisayar ya da linç edilmekten korkup evine sığınmış bir yabancı salt basit gözlem aracı olarak kalmayıp, aynı zamanda toplumsal yapıların ve bireysel kimliklerin mekânla, zamanla, kültürle ve tarihle iç içe geçmiş metaforik bir sembole dönüşüyor. Yazılarında, gündelik hayatın sıradanlığı, edebiyat ve sosyoloji gibi birçok konu, okuyucuyu düşünmeye davet ediyor. Ayrıca, modern hayatın çeşitli yönleri hakikati sorguladığı ifadelere dönüşür. Yazara göre, mekânlar ve nesneler, fiziksel varlıklar olmalarının yanı sıra toplumsal kimliklerin de inşa edildiği alanlardır.

Aydın’ın eserlerinde sıkça rastlanan ve kitaplarına isim sahipliği de yapmış, "biblo", "bisturi" ya da "kiler" gibi isimler, sıradan gündelik hayattan fazlasını ifade eder. Her biri, evin, sokakların, şehirlerin yapısı, toplumsal gerçekliği ve kimlik inşasını ifade eder. Metin Aydın’ın aforizmalardan oluşan hercümerç ve şiir kitabı üryan’da, felsefik, çarpıcı, ironik, şiirsel bir ifade biçimiyle, sözün ağırlığını dizelerine taşıdığı bu “minimal metinler”, üzerine sanki bir ömür düşünülmüş, aklın süzgecinden, feleğin çemberinden geçmiş, nokta atışı yaptığı “hayat dersi” niteliğindeki dizeleri başucu kitabı olma yolunda. Aslında herkesin bildiğini farklı bir dille yüze tokat çarpar gibi anlatmış. Dizeleri billboardlara, duvarlara yazılacak kıvamda. Daha öncede belirttiğim gibi yazarımız, çok uzun uzadıya yazdığı hikâyeleri aslında bir cümle ile özetleyecek kabiliyette olduğunu gözler önüne seriyor aforizmalarında. Deneme, şiir, öyküleriyle ve birçok türdeki eserleriyle kelimeler dünyasında okuyucuyu cezp etmeye devam ediyor. Sonuç olarak, Yazar Metin Aydın’ın yazınsal pratiği, dünya ve sıradanlık arasında köprü kurar; gündelik hayatı, toplumu ve kültürü analiz eder, eleştiriyi bir “kimlik inşası” üzerine kurgular. Bu yönüyle, onun yazarlığı, yalnızca bir edebi çaba değil, toplumsal eleştiriyi ve insan varoluşunu anlamayı amaçlayan bir pratik haline gelir.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Leonardo Da Vinci'nin Gizemi • Belgese..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Serkan Parlak

25 Aralık 2024

Gönül Ocak: "Öykülerin yazan kişide sa..

Öykülerim, bireyin iç dünyasıyla evrensel sorunlar arasındaki bağlantıyı keşfetmeyi amaçlıyor.Gönül Ocak ile Metinlerarası Kitap tarafından yayımlanan ilk öykü kitabı Dünün Geleceği Yok hakkında konuştuk.Serkan..

Devamı..

Mağriplinin Son İç Çekişi

Erhan Sunar

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024